Bir Uludere antolojisi

Neredeyse tam bir sene önce 34 Kürt gencin öldürüldüğü Uludere/Roboski katliamı, Türkiye Kürtlerinde büyük bir kırılma meydana getirdi. Kanaatimce, ölümler değildi Uludere katliamını Kürtler için bu kadar “kırıcı” hale getiren. Katliam sonrasında devletin ve halkın takındığı tavırdı Kürtlerin kalplerini asıl inciten. Türk halkı Uludere’nin acısına ortak olabilseydi, ve Başbakan Erdoğan (kendisine yönelik bir komplo olduğuna inandığı) Uludere faciasına yönelik samimi bir özür dileyip sorumlulara karşı hukuki mücadele imkanı oluşturabilseydi, Uludere belki de kırılma değil tamir işlevi de görebilirdi. Ama devletin kibirde ve güvenlikçi mazeretlerde ısrarı bu imkânı ortadan kaldırdı. Bugün “dindar Kürtler” arasında dahi AKP’nin siyasal desteği eriyorsa, sebebi Türkiye Kürtlerinin belki de ‘son umudu‘ olan “muhafazakar demokratlar”ın yönetimindeki devletin dilinde masum Kürtlerin hayatlarının “figüran” ve “ölü ele geçirilen” şeklinde vasıflandırılacak kadar değersizleşmesidir.

Türkiye’nin Uludere katliamı sonrasındaki tavrı kabaca “hem suçlu hem güçlü” denebilecek bir tavırdı. Halbuki hafızasında ve günah kesesinde 1915‘i, Dersim‘i, 6/7 Eylül‘ü, Maraş‘ı, 5 NO’luyu taşıyan bir devletin, bu konuda daha dikkatli olması beklenirdi. Çektirdiğimiz acı kadar, alacağımız yol var çünkü…

Üzerinden bir sene geçmesine rağmen, Başbakan’ın ve bakanların hala “gerekirse özür dileriz” şeklinde konuştuğu bir durumda, daha hızlı ve daha sahih bir yüzleşmeye ve sağaltmaya yardım etmesi umuduyla, bu hafta Uludere konusunda yazılan yazılardan bir antoloji düzenledim. Umulur ki facianın yıldönümünde ızdırap kadar hicap da olur…

1. Ahmet Turan Alkan: Bence Uludere konusunda yazılan en güzel yazı, katliamın hemen ertesinde Alkan’ın kaleminde çıkan samimi sitem ve özür yazısıydı. Özellikle de şu son satırları:

“Hata oldu diyorlar. Böyle hata olur mu ve bu kaçıncı hatadır? İstihbarat bilgisi üzerine yapılmış diyorlar; böyle kabahatin özrü olmaz, hata kabul edilmeyecek eylemler vardır. “İşimizi yapamıyoruz” veya “Yapmak istemiyoruz” denilse anlarız ama “Hata yapılmış” bahanesi, iyi niyeti kırk yerinden bıçaklıyor. Buna istihbarat hatası filan demek olmaz, doğrudan rezalettir bu… Kürt kardeşlerim, sözün kâr etmediği yere geldik. Buna vallahi gönlümüz hiç razı değil. Başınız sağolsun, başımız sağolsun.”

Okumaya devam et

Reklamlar

İsrailleşiyor Türkiye, fark eden yok!

İnsansız hava uçakları, operasyon kazaları, F-16 bombaları değil, kerameti kendinden menkul “açık öğretimden güvenlikçi” uzmanların “Yeni Türkiye’nin yeni mimarisinin yeni terörle mücadele konseptinin yeni bilmemnesi” diye pohpohladıkları mücadele yöntemi öldürdü bu 35 canı. Operasyonları önceleyip özgürlükleri ve siyasal alanın açılmasını öteleyen ve bu yönüyle de 90’lardaki terörle mücadele konseptinin “yeni şişelerde” sunulması olan bu mücadele yönteminin kaçınılmaz bir sonucudur bu ölümler. Bu “yepeski” yöntemin bir ateşkesi gayrimümkünleştirmesinin sonucudur bu ölümler. Tuttuğunu KCKlı, kıpırdayanı da hedef addeden “yeni” politikanın organik sonucudur bu katliam. Türkiye İsrailleşiyor, fark eden yok!

İsrail bir coğrafya değil, bir zihniyettir. Ve bu zihniyetin ayırt edici özellikleri vardır. İsrail zihniyeti…

Düşman 1 sivil öldürdüğünde tozu dumana katıp kendi düzine cinayetlerine hep bir güvenlik kılıfı bulmaktır

Her sivil katliamın arkasından pişkin pişkin “Hamas sivilleri kalkan olarak kullanıyor, ne yapalım?!” demektir… 35 canı alıp, kadrolu devlet-televizyonu-uzmanlarına “PKK sivilleri yem olarak kullanıyordedirtmektir…  Okumaya devam et