Acıklı Bir Hikâye: Türkiye’nin 1915 Politikası (1)

Yine bir devlet 1915’teki Ermeni dramı üzerinden siyasal rant devşirmeye çalıştı ve yine Türkiye bu şaklabanlığa (Zaytung‘a malzeme sağlamak dışında hiçbir işe yaramayan) içi boş bir tepkisel politikayla karşılık verdi. Görünen o ki Türkiye 1915’teki zulüm ve acıları güvenlik argümanı üzerinden hafife almaya ve meşrulaştırmaya devam ettikçe, sorunun tüm taraflarını yozlaştıran bu politik tiyatro hiç bitmeyecek…

Savaşa dair söylenen onca söz içinden en doğrusunu herhalde Aiskhylos söylemiştir: “Hakikat savaşın ilk zayiatıdır”… 1915 Ermeni tehciri, savaşta alınan bir karar olduğu için bir “güvenlik önlemi” olarak okunmaya müsait. Ama İsrail’in Nakba’sı, Amerika’nın Hiroşima’sı, Almanya’nın Holocaust’u, Japonya’nın Nanking’i de savaş içinde verilmiş (yahut uygulanmış) kararlar. Nedense bu kararların savaş zamanlarında alınmış olmaları gerçek amaçlarının ne olduğu konusunda bizim zihnimize hiçbir şüphe sokamazken, 1915 tehcirinin gerçek amacı konusunda “savaşın sisi”nden bir türlü kurtaramıyoruz zihinlerimizi…

Ulus-devletler nasıl inşa edilir? Uluslar nasıl icat edilir? Okumaya devam et

Hiroşima, Ulus-Devlet ve Kurtarılma Hikâyeleri

6 Ağustos, insanoğlunun “esfel-i sâfilîn” imzasıyla lanetlediği tarihlerden biri. Bundan 66 yıl önce ABD, kazananı çoktan belli olmuş İkinci Dünya Savaşı’nın Pasifik cephesinde Japonya’ya diz çöktürmek için Hiroşima’ya (ve üç gün sonra da Nagasaki’ye) nükleer bomba attı. Toplamda 200 yüz binin üzerinde insanın ölümüne yol açan bu bombalamaların ardından Japonya teslim oldu. Dışarıdan bir gözlemci için bariz bir barbarlık ve terörizm eylemi olan bu bombalama, yıllardır ABD yöneticileri ve milli tarih yazımı tarafından birkaç gerekçeyle savunuldu. Fakat akademisyen ve gazetecilerin yaptıkları araştırmalar bu savunmaların geçersiz olduğunu ve hemen hepsinin yalanlar üzerine bina edildiğini gösteriyor. Oliver Lee’nin geçen haftaki “Was the Bombing of Hiroshima Necessary? Three Myths Debunked”  (Hiroşima’nın Bombalanması Gerekli miydi? Üç Mitin İflası) adlı kısa Okumaya devam et

“Nakba” ya da ulus-devletin aslî günahı

1948, Filistin dramının resmen başladığı yıl. Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmak için gerekli demografik üstünlüğe sahip olmayan İsrail, Arapları bugünkü İsrail topraklarından atmak için fırsat kolluyordu. İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesi üzerine başlayan Yahudi-Arap savaşında 700 binden fazla Filistinli mallarını geride bırakarak topraklarını terk etmek zorunda bırakıldı. İsrail bu Filistinlilerin mallarına ve topraklarına el koyduğu gibi onları ve -bugün sayıları 5 milyonu aşan- nesillerini terk ettikleri topraklara geri kabul etmedi. Kitlesel Filistin dramının başlangıcı olan bu “göç” Filistin anlatısında “Nakba” (felaket) olarak anılıyor. Filistinliler her yıl 15 Mayıs’ta Nakba’yı anıyorlar.

Ne İsrail’in “Arap sorunu”  ne de İsraillilerin Filistin toprakları üzerindeki planları Okumaya devam et