İsrailleşiyor Türkiye, fark eden yok!

İnsansız hava uçakları, operasyon kazaları, F-16 bombaları değil, kerameti kendinden menkul “açık öğretimden güvenlikçi” uzmanların “Yeni Türkiye’nin yeni mimarisinin yeni terörle mücadele konseptinin yeni bilmemnesi” diye pohpohladıkları mücadele yöntemi öldürdü bu 35 canı. Operasyonları önceleyip özgürlükleri ve siyasal alanın açılmasını öteleyen ve bu yönüyle de 90’lardaki terörle mücadele konseptinin “yeni şişelerde” sunulması olan bu mücadele yönteminin kaçınılmaz bir sonucudur bu ölümler. Bu “yepeski” yöntemin bir ateşkesi gayrimümkünleştirmesinin sonucudur bu ölümler. Tuttuğunu KCKlı, kıpırdayanı da hedef addeden “yeni” politikanın organik sonucudur bu katliam. Türkiye İsrailleşiyor, fark eden yok!

İsrail bir coğrafya değil, bir zihniyettir. Ve bu zihniyetin ayırt edici özellikleri vardır. İsrail zihniyeti…

Düşman 1 sivil öldürdüğünde tozu dumana katıp kendi düzine cinayetlerine hep bir güvenlik kılıfı bulmaktır

Her sivil katliamın arkasından pişkin pişkin “Hamas sivilleri kalkan olarak kullanıyor, ne yapalım?!” demektir… 35 canı alıp, kadrolu devlet-televizyonu-uzmanlarına “PKK sivilleri yem olarak kullanıyordedirtmektir… 

Koca bir Gazze’yi meşru hedef tahtası yapabilmektir… Düpedüz vadileri “PKK’nın kullandığı yollar” ve bu yollarda kıpırdayan her şeyi meşru hedef haline getirebilmektir.

Devletin sivilleri öldürmesinin ismini katliam, cinayet, vahşet, ya da terör değil, “olay” (incident) koyabilmektir… Bu yüzden de artık devlet “olay” dediğinde, ne anlamamız gerektiğini çok iyi bilmektir…

Yanlış kurgulanmış güvenlik konseptinin organik sonucu olan Mavi Marmara katliamına “operasyon hatası” diyebilmektir…  Yanlış kurgulanmış güvenlik konseptinin organik sonucu olan Uludere katliamına “operasyon kazası” diyebilmektir…

Bin katliamdan birine özür dilemek ve dilenen özrü kabahatten beter yapabilmektir… Her katliam sonrasında önce dış güçleri, medyayı ve dahi kurbanları suçlayıp sonra “üzüntü” belirtmektir

Kendini hep temize çıkarıp suçu hep diğer tarafa atabilmektir… Gazze’de 1000 küsür sivili katledip “Suçlu Hamas!” diyebilmektir… 35 masum Kürt’ü öldürüp “başlıca sorumluyu” PKK ilan edebilmektir

Filistinlilerin sadece hayatlarını değil, ölüm haberlerini de değersizleştirmektir… 35 ölünün haberini 24 saat sonra öğrenmektir

35 ölünün üstüne “Bu olay bölgedeki kaçak sigara olayını gözden geçirmek için bir fırsattır” diyebilmektir

Fırsatlardan savaş çıkarılan bir ülkede, ölümlerden fırsat çıkarılmasına bir şey diyememektir…

Sanki kendilerine başka bir şans bırakılmış gibi, sınır kaçakçılığı yapan Filistinlileri tünellerde bombalamaktır… Esnafından avukatına, doktorundan medya baronuna kaçırabilen herkesin vergi kaçırdığı bir memlekette, sanki kendilerine başka bir şans bırakılmış gibi, gariban gençlerin kaçakçılığını devlet tarafından katledildiklerinde “hafifletici sebep” sayabilmektir…

Katledilen Filistinli sivillerin neden şehit muamelesi gördüğünü anlayamamaktır…  Aynen Türk askerleri tarafından öldürülen Kürt sivillerin neden PKK bayraklı tabutlarda “şehit” muamelesi gördüğünü anlayamamak gibi…

Kendisine tek kurşun atmamış ailelere bile “Yeter artık, çocuklarımız kalmadı!” dedirtebilmektir

Her yerde “milli birlik ve bütünlük” deyip, öldürdüğü müttefik-aile çocuklarının cenazelerine katılamayacak kadar bölgeye yabancılaşmaktır…

Gerçekleri fütursuzca çarpıtabilmektir… Gazze plajında serinleyen Filistinli gençleri öldürüp sonra da onları Hamas’ın “dalgıç komandoları”na çevirebilmektir… Herkesin malumuyla kaçakçı ve herkesin malumuyla Korucu çocukları olan Kürt gençlerini “muhtemel terörist”e çevirebilmektir…

Şu gerçeğin üstünü örtebilmektir: “Yıllardır burada kaçakçılık yapılıyor. 2003’ten beri alenen yapılıyordu. Asker, polis, herkes biliyor. Ankara’dakiler bile biliyor. Tek geçim kaynağı bu. En son geçen ay karakol komutanı köylüleri topladı. Karakol komutanı bize ‘silah ve uyuşturucu getirmeyin, onun dışında size karışmayız’ dedi. Zaten askerler rüşvetini alıyor. Katliamda ölenlerin çoğu 15 -16 yaşındaki gençler… 2003’ten önce kaçakçılık yapılması yasaklanmıştı. Ancak bu tarihten sonra artık serbest bırakılmıştı, alenen yapılıyordu. Askerler ‘gidip gelebilirsiniz’ diyordu. Zaten her giden grubun içinde askerlere bilgi verenler var.”

Toprağı değerli, canı ise değersiz addetmektir. Gazze’yi tuzla buz etmeyi, “bölge”ye de kimyasal bomba atmayı teklif edebilmektir… E zaten “öldürmeye gelince, çok iyi bilmektir!”…

35 can, Şırnak’ı kimin yönettiğinden daha önemlidir!” diyememektir…

Bu yüzden de kazandığı askeri zaferlerle kaybetmektir…

Savaşı kazanıp barışı kaybetmektir…

İsrailleşiyor Türkiye, fark eden yok!

Reklamlar

11 comments on “İsrailleşiyor Türkiye, fark eden yok!

  1. Çok isabetli bir benzetme ve enfes bir yazı. Ammaaa… zaten yerle bir edilmiş olan ”milli birlik ve bütünlüğü”, kutsal devletin İttihatçı zihniyetine dayalı yöntemlerle korumaya çalışanlar için bu yazıda ifade olunanlar teferruattır.
    Ünal Ünsal

    • Ne yazık ki haklısınız Sayın Ünsal. Fransızların dediği gibi, “hayat değiştikçe, eskiye daha bir benziyor” ve İttihatçılık bu memlekette bir türlü ölmüyor.

  2. Hocam;
    Şu yeryüzünde “birşeylerin” iddiasında olandan daha fazla “o şeylerin” zıddı olan yok sanırım.”Yasallık” kavramının iddiası ile kurulan devletten de daha illegal bir yapı ne yazık ki yok.
    Ve ne yazık ki şu koca acı bu gece saatlerce dans ederek yorulmuş bedenlerin “ölenler” yerine saydıkları “saniyelerle” dolmuş beyinlerinde unutulup gidecek …
    Yine ateş yalnızca düştüğü yeri yakacak!
    Fakat keşke dediğiniz gibi olsa da “Türkiye İsrailleşse “, belki bunca zulme dayanamaz kaçıp giderdik buralardan daha “Demokratik Ülkeler’e ” ama daha acı olan “Cehennemleşen ” bir dünyada kaçacak yer aramanın korkunç çaresizliği değil mi?

      • ne kadar masumane olursa olsun, insanoğlunun adına bir şeyler yaptığı teoride son derece asil olguları aslında zedeliyor veya daha beter ediyor olması son derece garip gerçekten.

  3. Uludere katliamının, devlet içindeki koordinasyon açığından, disiplinsizlikten, ciddiyetsizlikten, vurdumduymazlıktan, belki kasıtlı, hesaplı saptırmalardan dolayı meydana geldiği apaçık. Yani, ne olursa olsun, sonuçta devletin sorumluluğu sözkonusu. Bu durumda, devletin, 50 lira kazanmak için, üstelik devletin bilgisi dahilinde kaçakçılık yapan bu çaresiz insanların ailelerine hemen el uzatması gerekmez miydi? Yapılan vahşetin telafi edilmesi mümkün değil. Ama devlet, bu ailelerin her birine derhal birkaç milyon TL yardım yapabilir, hiç olmazsa bu zavallı insanların maddi sıkıntılarını bir ölçüde azaltabilirdi. Hiç bir şey yapılmıyor. Bu, tamamen İsrail türü bir vurdumduymazlıktan başka bir şekilde nitelendirilebilir mi?

    Ünal Ünsal

    • Dediğiniz şeyler de yapılabilir tabii. Ama ben bunları ikincil meseleler olarak görüyorum. Asıl sorun hükümetin 1) siyasal bir çözümün makul ve mümkün olduğu bir ortamda, Osmanlı’nın yıkılış dönemindeki sendroma benzeyen yanlış bir “merkeziyetçi/üniter devlet” anlayışıyla savaş seçeneğini tercih etmesi 2) Kürtlerin ölümlerini önemsizleştirip bu konuda ciddiyetsiz açıklamalar yapması sebebiyle Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılıklarını her geçen gün azaltmasıdır. Bugün bölgede PKK’ya mesafeli duran aşiretlerin bile pek çoğu devletin politikalarını tasvip etmiyor ve sadece PKK’nın ideolojisi ya da kanlı geçmişiyle sorunlu olduklarından dolayı devletin yanında yer alıyor. Ve evet, bunun bence de temel sebebi, İsrailleşmek diyebileceğimiz toprağı ve yönetimi insanın üstüne koymaktır… Katkınız için teşekkür ederim.

      • Sayın Ekmekci, söylediklerinizin hepsi doğru ve mutlaka yapılması zorunlu. Ben, en kısa vadede, hemen, bugün yapılması insanlık gereği olan basit tedbirlerden söz ediyorum. 50 TL kazanabilmek için bir ailenin çoluğu çocuğu kaçakçılık yapmak zorunda kalıyor ve bu çocuklar öldürülüyor. O ailenin, manevi acılarının yanı sıra maddi sıkıntıları var. Devlet derhal, hiç olmazsa maddi sıkıntıları azaltmak için harekete geçmeliydi diyorum. İnanılmaz bir vurdumduymazlık söz konusu…

        • Tabiki Sayın Büyükelçim. Bu saydıklarınıza itiraz etmek mümkün değil zaten. Ben sadece temel soruna işaret etmek istemiştim…
          Gerçekten de inanılmaz bir vurdumduymazlık var; hem devlet hem de halk katında. 35 masum Kürt gencinin devlet tarafından katledildiği bir zaman diliminde televizyonlarımız Yılbaşı eğlence programları yayınlıyor. Bir de hala “bölünmekten” bahsediyorlar; daha fazla ne kadar bölünebiliriz ki?… Zihinlerinde bölünmüş insanların sınırlar ile birleştirilmesi ne mana ifade edebilir ki?

  4. Hocam bu hümanist yaklaşımınız çok gurur verici , bu başarılı yazınız için de tebrik etmek isterim sizi. Uludere katliamı bir operasyon kazası değil, geliştirilen yeni savaş konseptinin bir yansımasıdır. Tabi bu savaş konseptinin de yıllardır aslında aynı olduğu sadece zaman zaman bu şekilde hortladığı çok bariz bir şekilde ortadadır.

    • Evet Cihan, her savaş kaçınılmaz bir biçimde pek çok katliamı içerir. Bu yüzden de Uludere katliamı bir “kaza” değil, savaşı bitirme iradesini cesurca ortaya koyamamanın doğrudan bir sonucudur. Yazık bu memlekete…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s