Kürt Meselesinin ‘de’ bir Parçası Olarak Alevi Meselesi

Şiddetin hak mücadelesindeki işlevi siyaset bilimcilerin tartışageldiği bir soru(n) olmuştur. Yakın dönemde yapılan bazı bilimsel çalışmalar, taleplerin elde edilmesi açısından, şiddetsiz isyanların silahlı isyanlara göre genel olarak daha etkili olduğuna işaret etmiştir. Örneğin, 2008 yılında yayınladıkları çalışmadaStephan & Chenoweth şiddetsiz direniş hareketlerinin şiddet içeren direniş hareketlerine nazaran uzun vadede meşruiyet, dış destek ve ordunun etkisizleşmesi noktalarında daha üstün olduğundan hareketle şiddetsiz direniş hareketlerinin başarıya ulaşma ihtimalinin daha yüksek olduğunu öne sürmüş ve bu argümanlarını ampirik verilerle desteklemişlerdir. Bu ve benzeri çalışmaların bulguları bizleri şu sonuca götürmektedir: şiddet içeren bir siyasal hak mücadelesi, sadece ahlaken değil, stratejik olarak da yanlıştır.

Her ne kadar bilimsel çalışmalar yukarıdaki sonuçları ortaya koysa da, spesifik örgütlerin silah bırakması noktasında asıl belirleyici olan şey, bilimsel çalışmaların bulguları değil, muhatap devletlerin tarihsel politikaları olmuştur. Silahlı mücadeleye kalkışan grupların pek çoğunda “şiddetin işlevselliğine” olan inanç zaman içerisinde artarak devam etmiştir ve maalesef PKK da bu gruplardan biridir. “Kürt realitesi”ni tanımaktan “Kürtçe televizyon”un açılmasına kadar Türkiye devletinin Kürt kimliğine ve haklarına yönelik attığı hemen her adım, şiddet eylemlerini takip eden ve onlara tepkisel olarak verilen gecikmiş cevaplar olmuştur. Devletin bu tarihsel hatası, PKK’nın ve onu destekleyen Kürtlerin nazarında şiddete işlevsel ve olumlu bir anlam yüklenmesine sebep olmuştur.

Şiddetin Kürtlerin özgürlük ve haklarına katkısı entelektüeller ve dışarıdan izleyen vatandaşlar için tartışmalı bir konu olabilir; fakat Kürt siyasal hareketi içindeki neredeyse hiç kimse için bu tartışmalı bir konu değildir. Kürt siyasal hareketindeki yaygın ve güçlü kanı “ne elde ettiysek silah/PKK sayesinde elde ettik” kanısıdır. [Öyle ki, 2011 sonrasında PKK’ya yönelik içerden ve samimi eleştiriler yapan Orhan Miroğlu dahi Silahları Gömmek adlı kitabında şu notu düşmüştür: “Kuşku yok ki, Kürtlerin ulusal haklarının bugün gündemde olmasını sağlayan, bu mücadeleyi 1990’lı yıllardan bu yana yürüten PKK’dır.” (2012, s. 49)] İçinde bulunduğumuz çözüm sürecinin başarısı, Kürt siyasal hareketinin zihninde geçmişe yönelik katı bir gerçeklik algısını yansıtan bu kanının geleceğe yönelik zayıflatılmasına ve hatta tersine döndürülmesine bağlıdır. Bu ise, özellikle PKK liderliği ve militanlarında silahların işlevsizleştiğine yönelik bir inanç oluşturacak güven verici adımların atılmasını gerektirmektedir.

Tam da bu noktada, Türkiye’nin bir diğer önemli sorunu olan Alevi meselesinin çözümü Kürt meselesi açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Alevi meselesi karmaşık bir mesele değildir ve Alevilerin devletten talepleri büyük oranda belirginleşmiş bir durumdadır. Öz olarak “eşit yurttaşlık” şeklinde ifade edilebilecek olan bu taleplerin başlıcaları cemevlerinin yasal statüye kavuşması, zorunlu din dersinin kaldırılması ve devlet kadrolarında ve hizmetlerinde Alevilere yapılan ayrımcılığa son verilmesidir. Fakat Alevilerin talepleri büyük bir netliğe ve uzlaşıya kavuşmuş olmasına rağmen, maalesef Türk hükümetleri yıllardır bu talepleri ya göz ardı etmiş ya da göstermelik çalıştaylarla sürüncemede bırakmıştır.

Bu durum, Alevi vatandaşlar için başlı başına bir sorun olmanın ötesinde, Kürt meselesi açısından da çok olumsuz bir ima içermektedir. Hükümetin Alevi meselesini çözme konusunda ciddi ve ivedi adımlar atmaması, PKK’ya yönelik “silahları bırak, sorun çözülür” şeklindeki sözlerini de havada bırakmaktadır. Şu ana kadar hiçbir şekilde devlete karşı silahlanmamış bir etnik grubun son derece belirginleşmiş ve hemen hepsi temel insan hakları kapsamındaki taleplerine cevap vermemekte direten bir devlet, devlete karşı silahlanmış ve elinde silah varken muhatap alınmış başka bir etnik grubun üyelerinde silahın işlevsel olduğu kanısını pekiştirmektedir maalesef. Bu ise, Kürt hareketinin şiddetten uzaklaşmasını zorlaştırmakta ve çözüm sürecinin başarıya ulaşma ihtimalini düşürmektedir.

***

Not: Yanlış anlaşılmayı önlemek için şu notu düşmek isterim. Bu yazıda yapmaya çalıştığım şey, Alevi meselesini Kürt meselesi içinde araçsallaştırmak değil, Alevi meselesinin kendisini aşan ehemmiyetine işaret etmektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s