Doğu’nun Seçim Karnesi

2014 yerel seçimlerinin “Doğu cephesi”ndeki sonuçlarını ele alan doyurucu analizler yapılmadı değil. Kafa Radyo’nun ve Cuma Çiçek’in analizleri oldukça faydalı veri ve analizler içeriyor. Özellikle Kafa Radyo’nun benim de aşağıda kullanacağım bazı haritaları çok çok değerli. Bunlara ilaveten, El-Cezire’nin analizi de göz atmaya değer.

Fakat hem bu analizlerdeki hem de Türkiye geneli hakkında yapılan diğer analizlerdeki kıyaslarda önemli bir hata yapıldığını düşünüyorum. Herhangi bir partinin oylarının bir ilde ya da bölgede önceki seçimlere kıyasen artıp artmadığına yönelik analizler şu üç değişiklik dikkate alınmadan yapılmamalı:

  1. Yeni büyükşehir olma durumu. (Mesela Van ve Mardin)
  2. Yeni büyükşehir yasası sonucu değişen büyükşehir sınırları ve buna bağlı olarak artan seçmen sayısı. (Mesela Antalya ve Diyarbakır)
  3. 2009 sonrası artan kutuplaş(tır)ma sonucunda “diğer” seçeneklerindeki azalmanın etkisiyle pek çok ilde efektif olarak iki-partili seçime doğru kayış.
diğer

“Diğer” oylarındaki tarihsel düşüş (Kaynak: KONDA, 2014)

Bu üç sebepten dolayı, örneğin yeni büyükşehir olan Van ve Mardin’deki, ya da yasadaki değişiklik sonucu belediye başkanı seçimlerindeki seçmen sayısı iki katına çıkan Diyarbakır’daki, ya da AKP-BDP dışı partilere verilen oyların seçim atmosferindeki değişim sonucu yüzde 15-20 oranında azaldığı Bitlis ve Muş’taki 2014 sonuçlarını 2009 sonuçlarıyla kıyaslamak son derece yanıltıcıdır. Bu yüzden, genel trendleri okumanın dışında, il bazında kıyaslamalar yapmayı ve bu kıyaslamalardan büyük yorumlar çıkarmayı çok sağlıklı bulmuyorum. Bölge içinde en sorunsuz gördüğüm kıyas, büyükşehirler için 2011 genel seçimleri ile 2014 yerel seçimlerinin kıyası olduğunu düşünüyorum. Aşağıdaki ikinci maddede de bu kıyası kullanıyorum.

Tüm bunları dikkate aldıktan sonra, bölgedeki sonuçlardan aşağıdaki çıkarımları yapmanın yanlış olmayacağını düşünüyorum.

1. Bölge genelindeki oy oranlarında önemli bir artış gerçekleşmese de, BDP bölge illerindeki hâkimiyetini büyük oranda devam ettirdi ve özellikle belediye başkanlığı açısından da (Bingöl ve Muş dışında 12 “Kürt ilinin” 10’unun başkanlığını alarak) bölgede adeta hegemonya kurdu. (BDP’nin seçim başarısı Kafa Radyo‘nun yaptığı ilçe bazlı kıyasta daha net olarak görülmektedir). BDP’nin yerel seçimlerdeki bu başarısında genel olarak barış süreci boyunca özel olarak da 17 Aralık sonrasında gösterdiği olgun ve demokrat tutumun etkili olduğunu düşünüyorum. Kürt hareketinin şiddetten uzaklaşmaya ve barış sürecine -şerhli de olsa- destek vermeye devam ettiği sürece de bu trendin devam edeceğini düşünüyorum. Zira PKK’nın benimseyegeldiği “şiddet” (terör) aracı ve “ayrılıkçılık” (bağımsızlık) politikası ana-akım İslami görüşlerin çoğu tarafından gayr-i meşru bulunduğu ve “fitne” olarak görüldüğü için, tarihsel olarak dindar Kürtler (kültürel ve kimliksel taleplerini büyük oranda paylaşsalar dahi) PKK/BDP geleneğine görece olarak uzak durdular. Etnik milliyetçilik literatüründeki (özellikle Kuzey İrlanda örneğindeki) bazı çalışmalar, PKK/BDP geleneğinin şiddetle arasındaki mesafenin arttığı oranda dindar Kürtlerle arasındaki mesafenin de azalacağına işaret etmektedir. Örneğin, Evans ve Duffy (1998) ve Coakley‘in (2008) çalışmaları, İrlanda milliyetçilerinin dindarlık seviyelerindeki artışla beraber oy tercihlerinin Sinn Fein’den Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne doğru kaydığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, PKK’nın ateşkes ve barış süreçlerine -eksiklerine rağmen- sahip çıkması (hatta düşük bir ihtimal dahilinde de olsa tek taraflı yahut uzlaşmalı bir şekilde silahlara veda etmesi), Kürtlerin oy tercihlerinde önemli değişikliklere kapı aralayabilir. Böyle bir durumda, BDP, geleneksel olarak PKK’yla bağlantılı partilerle aralarına mesafe koymuş dindar Kürtler arasındaki siyasal cazibesini artırarak seçmen tabanını genişletebilir. Nitekim Kuzey İrlanda’da 1990’lardaki ateşkes ve barış anlaşması sonrasında Sinn Fein’in seçmen tabanında tam da böyle bir genişleme yaşanmıştır. O tarihlerden itibaren Sinn Fein İrlanda milliyetçileri arasındaki oy oranını istikrarlı bir şekilde artırmış ve en nihayetinde de Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin oy oranını geçmiştir (Bkz: Mitchell vd. (2009) ve Evans ve Tonge (2013)). Yerel seçimlerin sonuçlarının bu potansiyel gelişmenin nüvelerini barındırdığını düşünüyorum ve Kürt hareketinin bu gelişmeden doğru dersleri çıkarmasını temenni ediyorum.

800px-Northern_Ireland_election_seats_1997-2010.svg

Kuzey İrlanda seçim sonuçları, 1997-2010.

2. Seçim sonuçlarının ortaya koyduğu ikinci önemli şey de, AKP’nin kendisine karşı yapılan “bölgeyi BDP’ye bırakıyor” propagandasını yalanlarcasına Kürt illerinin hemen hepsinde oy oranlarını artırarak bölgenin kalıcı muhalefet partisi olduğunu ortaya koymasıydı. BDP, “kalelerinde” hegemonyasını devam ettirmiş ve AKP’den Mardin ve Van gibi önemli belediyeleri almış olmakla birlikte, AKP’nin bölgede güçlü ve iktidar alternatifi bir “ana muhalefet partisi” olmaya yönelik iddiasını zayıflatamamıştır. Aşağıdaki grafik, birbirine yakın bir seçim atmosferi ve seçmen sayısı içerdiğini düşündüğüm üç büyükşehirde (Diyarbakır, Van, Mardin) 2011 genel seçimleri ile 2014 yerel seçimlerindeki başkanlık sonuçlarını kıyaslamaktadır. İlk defa seçime giren ve bu üç il genelinde 2014 seçimlerinde %3 oranında oy olan Hüda-Par’ın varlığına rağmen, AKP 2014 seçimlerinde her üç ilde de oy oranlarını artırmıştır.

üç il, 2011-14

Seçmen: Geçerli oy sayısı

3. Hüda-Par’ın ilk defa boy gösterdiği seçimlerdeki çıkışı, bölgedeki seçimlerin dikkate değer üçüncü sonucuydu. Belediye meclisleri açısından, Hüda-Par seçime katıldığı 11 il genelinde ortalama %2,8 oy alarak üçüncü parti oldu (Urfa’yı dışarda tutarsak bu oran 3,6′ya yükseliyor). Açıkçası, Cuma Çiçek’in Hüda-Par’ın %3’lük oy oranını “başarısızlık” addetmesini aceleci ve acımasız bir yorum olarak görüyorum. Birincisi, Hüda-Par için bu ilk seçimdi. İkincisi, 2014 seçimleri, genel olarak AKP’ye özel olarak da barış sürecine yönelik bir operasyonun gölgesinde girilen seçimlerde dindar Kürtlerin AKP’ye oy vermek için ekstra sebeplerinin olduğu bir seçimdi. Hüda-Par’ın asıl performansını ve gelecek potansiyelini seçim atmosferinin daha normal, barış sürecinin parametrelerinin ve meyvelerinin de daha netletmiş olacağı 2019 seçimlerinde ölçmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. (Refah Partisi’nin 1987 seçimlerinde aldığı %7 oy oranını siyasal İslam’ın Türkiye’deki “doğal sınırları” olarak okumak ne kadar yanlış idiyse, Hüda-Par’ın bölgedeki %3’lük performansını siyasal İslam’ın “Kürt bölgesindeki doğal sınırları” olarak okumak da o kadar yanlıştır kanaatimce). Hüda-Par’ın Kürt illerindeki siyasal hayatının -Çiçek’in düşündüğü gibi- baştan tükenmiş bir hayat olduğunu düşünmüyorum. Bilakis, AKP’nin reformizmi, PKK’nın şiddetle ilişkisi, barış sürecinin geleceği ve Türkiye ekonomisinin daralmadan yoluna devam edip edemeyeceği noktalarındaki gelişmelere bağlı olarak uzun-soluklu bir hayat olabileceğini düşünüyorum. Zira Hüda-Par bölgede ikili bir meydan okuma yapıyor. Hüda-Par’ın çıkışı, bölgede Kürt-milliyetçiliğinde BDP’nin, dindarlıkta ise AKP’nin tekelini kırabilecek bir potansiyel barındırıyor. Bu ise, bölge siyasetinin hem çoğulculaşması hem de sahihleşmesi açısından çok önemli bir fırsat sunmanın ötesinde, AKP ve BDP’nin atacakları (ve atmayacakları) adımlara bağlı olarak, bölge siyasetinde önemli değişikliklerin gerçekleşme ihtimaline işaret ediyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s