Yolsuzum, yolsuzsun, yolsuz, yolsuzuz, yolsuzsunuz, yolsuzlar…

1. Demokratikleşme ve ekonomik kalkınmayla ilişkisi açısından yolsuzluğu bir sebep değil sonuç olarak gören biriyim. Bu yüzden de yolsuzluk benim siyasi ve ahlaki sorunlar listemde üst sıralarda yer alan bir sorun değil. Az gelişmiş, az demokratik ve az şeffaf bir ülkede siyasal yönetimin yolsuzluğa bulaşmış olması da benim için sürpriz değil. Ama madem yolsuzluk operasyonlarıyla yatıp kalkıyoruz ve madem “yetim hakkı” yemenin kötülüğü hakkında sürekli ihtar ediliyoruz, ben de geciktirmeden bir yolsuzluk operasyonu yapmak isterim. Bize, hepimize!

2. Kapitalizm emeğin ve doğanın sömürüldüğü koca bir yolsuzluk rejimidir. Sistemin bir bütün olarak yolsuzluk üzerine inşa edildiği bir yerde, tekil bireylerin yolsuzlukları üzerine odaklanmak yanlış ve yanıltıcı bir tercihtir.

3. Dileyen, beş-on siyasetçi ve işadamının yolsuzluğuna odaklanmayı ve bunların hesabı görüldüğünde ülkenin “temizleneceğine” inanmayı tercih edebilir. Fakat yüzbinlerce işçinin maaşlarının ve haklarının taşeron sistemiyle kırpıldığı, binlerce işçinin (hem de pek çoğunun ‘dindar’ iş adamları tarafından) sigortasız olarak çalıştırıldığı, ‘kalkınma masalımız’ hiç bitmesin diye her sene 1000 küsur işçinin ölümüne göz yumulduğu, yani her gün ve sürekli olarak yüzbinlerce kişinin hakkının (ve dahi canının) çalındığı bir ülkede, tekil insanların kamudan çaldıklarına odaklanmayı yanlış buluyorum.

4. Milyonlarca dar gelirli insanın, sadece kazanırken değil, aynı zamanda harcarken de soyulduğu bir ülkedeyiz. Neredeyse orta ve üst gelir grubundaki herkesin vergi kaçırdığı ve bu yüzden de alt gelir grubundakilerin onlar adına ekstra tüketim vergisi olarak çifte vergi ödediği bir ülkede, kim kimi soyuyor? Ya da daha doğru sorarsak, kim kimi soymuyor? Esnafının her 100 liralık gelirinin sadece 18 lirasını devlete bildirdiği, doktor ve avukatlarının üçte ikisinin aylık 1500 liranın altında gelir beyan ettiği bir ülkede “hırsız” kimdir? Ya da kim değildir? Böyle bir ülkede, hele ki ‘manidar’ zamanlarda, hükümet çevresindeki yolsuzlukları “hırsızlaaar” nidalarıyla topa tutmayı ne siyaseten ne de ahlaken doğru buluyorum.

5. Bu hikaye burada da bitmiyor maalesef. Elinizi attığınız her yerde yolsuzluk, haksızlık ve ‘yetim hakkı’ var bu memlekette… Söz gelimi, akademisyenlerin pek çoğunun asistanlarına anlattırdıkları derslerin ücretlerini kendi ceplerine attığı, anlatılmayan derslerle avantadan ek-ders ücreti aldığı ve öğrencilerine zorla kendi kitaplarını satarak para kazandığı bir ülkede hırsız kimdir? Ya da kim değildir…

6. Toplumun (ekonomik olarak aktif kesiminin) büyük çoğunluğunun “hırsız” olduğu bir ülkede, siyasetçilerin “hırsız” olarak afişe edilme kampanyasını yanlış olduğu kadar yozlaştırıcı da buluyorum. Siyasetin halka bakan tarafının böyle bir yozlaştırıcı yönü de var maalesef. Vitrindeki insanların günahları, sıradan insanlara kendi günahlarından uzaklaşarak konforlu ama riyakâr bir hayat yaşama lüksü sunuyor. (Hatırlarsanız, biz bu filmin kaset versiyonunu da görmüştük!)

7.  Şu ana kadar AKP’ye hiç oy vermedim. Önümüzdeki yerel seçimlerde de vermeyeceğim. AKP’yi Türk demokrasi tarihinde önemli bir yere koymakla beraber; özgürlüklere yaklaşımını sınırlı ve ilkesiz, kalkınma anlayışını da rantiyer ve yıkıcı bulduğum için AKP’yi sandıkta desteklemeyi doğru bulmuyorum. Ama anlaşılmaz bir şiddet ve seçicilikle AKP çevresini hedef alan mevcut yolsuzluk kampanyasını da desteklemiyorum. Hele ki son yıllardaki siyasal davalardaki performansı hiç de ümit verici olmayan bir yargımız varken…

8. Bu yazı, “bırakınız çalsınlar” manifestosu değildir. İçimizdeki kirliliklerle daha insaflı ve daha kapsamlı bir mücadeleye mütevazı bir çağrıdır sadece. Olur ki, çivisi çıkmış bir ülkeyi kurtaracak şeyin, güvenilirliğini çoktan yitirmiş bir yargı eliyle yapılacak seçici ve lokal pansumanlar değil, kapsamlı bir genel affı müteakiben inşa edilecek çoğulcu bir siyaset, demokrat bir yargı ve insan odaklı bir ekonomi olduğunu görmemize yardım eder…

 

Reklamlar

13 comments on “Yolsuzum, yolsuzsun, yolsuz, yolsuzuz, yolsuzsunuz, yolsuzlar…

  1. “ne siyaseten ne de ahlaken doğru bulmuyorum”. Hocam ifade sanırım gözden kaçmış. Fiilin olumlu olması gerekiyordu. neither … nor gibi 🙂

  2. Vergisini vermeyen ile yolsuzluk yapanın benzer tutulması biraz ağır olmuş. birisi kazandığını devlete vermiyor. Diğeri devletin olanı kendine alıyor. Her ne kadar ikisi de yüzsüzlük ve ağır bir suç olsa da birincisinde ceza ödenir ve ticari hata devam edilir. Ancak ikincisinde istifa edilmesi bir zarurettir, siyasi hayatına son vermesi gerekir(ticari faaliyetlerine). Çünkü kendinin olmayanı almıştır. İlki sadece kendi olanı vermek istememiştir.

    • Bu yanlış bir bakış açısı. Vergi, size ait olan bir para değildir, sizin elinizde olan ama toplumun hakkı olan bir paradır (aynen zekat gibi). Hazine’ye vermeniz gereken 100 lirayı vermemek ile bu parayı verip sonra Hazine’den 100 lira çalmak arasında hiçbir fark yoktur. Zaten bu yüzden vergi kaçırma, para cezasıyla kurtulunabilinecek basit bir suç değildir, düpedüz hırsızlıktır. Demokratik ülkelerde de cezası hapistir. Bakınız: Wesley Snipes. http://www.hurriyet.com.tr/planet/22983966.asp

  3. Sayın Ekmekçi, söyledikleriniz hemen hemen tamamen doğru. Bence pek doğru olmayan kısım şu: Sistem temelinden çürük, hırsızlıkların/yolsuzlukların vb ahlaksızlıkların sebebi bu, daha neler neler var diye, delilleriyle ayan beyan biçimde ortaya çıkmış olanlar üzerine odaklanmak neden yanlış olsun? Yazıyı, sivrisinekleri yok etmek yerine bataklığı yok etmek gerektiğini ortaya koyma amacıyla yazdığınız aşikar da, bunu, özellikle son 17 Aralık skandalını hafife alırmış gibi görünmeden de yapmak mümkündü.
    Selamlar. Ünal Ünsal

    • Sayın Ünsal,
      İki sebebim var:
      Birincisi, “seçici adalet”in adalet değil siyaset olduğunu düşünmem. Üç yolsuzdan sadece birine yapılan operasyon, temizlenme değil, iktidar konsolidasyonudur. Türkiye’de yargının (aynen medya gibi) gücü olmamıştır hiçbir zaman, gücün yargısı olmuştur. Tarafsız ve demokrat olmayan bir yargı, Balyoz ve KCK davalarında açıkça gördüğümüz üzere, adaletten çok zulüm üretmiştir. Halbuki o davalarda da “darbe” ve “terör” gibi gayri-meşruluklarla mücadele ediliyordu (güya)…
      İkincisi, Türkiye yanlış yapılanmış bir politik-ekonomik sistem. Bu sistemde hemen herkes suçludur ve devlet de bunun farkındadır. Mesela maliye kanunlarının kitabi uygulanması, Ankara’da Karanfil sokaktaki ya da Trabzon’da Uzunsokak’taki 10 esnafın 9’unun hapse girmesini gerektirir. Halbuki bu ekonomik ve sosyal olarak doğru bir adalet anlayışı olmaz.
      Dolayısıyla, seçiçi/taraflı olmaları ve yapısal sebep ve sonuçları göz ardı etmeleri sebebiyle yolsuzluk operasyonlarını doğru bulmuyorum.
      Saygılar,

  4. Hasır üstünde yatan, devletin mumunu söndüren bir idareci bir defa görüldü ondan öncesi ve ya sonrası değil sadece “o dönem”. Biz idarecilerden yöneticilerden elbette onu beklemiyoruz. Ancak demek istediğim kısaca şu. Eğer hepimiz vergimizi tam anlamıyla, fazlasıyla bile versek(işimizi iyi yapsak), yukardaki yemeyi durdurur mu? Bence hayır. Ancak yukardaki işini iyi yapsa(vergi kaçaklarını bulup, onu cezalandırmak, iyi bi sistem dizayn etmek), vergi toplamak ve onları değerlendirme konusunda olumlu gidiş olur. Casuality bence yukardan aşağıya doğru daha güçlü.

    Vergiyi ilahi bir şey olarak görmem. Vergiden kaçınılabilir, istisnası olur, geri iadesi olur. Ama rüşvetin (haramın) ne poltiik ne de ekonomiik, ne de ilahi bir yönü vardır.

    Dediğiniz batı toplumlarda da önce o sağlam iradeyi gösteren liderler sayesinde halk vergi verme bilincine ulaşmıştır. Adam yiyecek ben vergi vermeye devam etcem. O da bana bunlar komplo diyecek. buna batıda şeyiyle gülerler. Verginizi vermezseniz ciddiyetle üzerinize gider. Ben olsam ikncisine maruz kalmayı daha şerefli bilirim.

    Diğeri kendi tanıdıklarına vergi muafiyeti bile getirir. Bkz.Cengiz İnşaat..

    Kusura bakmayın benden vergimi tam ödemeyi beklemeyin. Önce o yemeyi bıraksın. Sonra benden vermediklerimin hesabını sorsun. Devlet gücü onda, bu hakkı var.

    • Toplum ahlaklı olursa yöneticiler de olur. Herkesin adam gibi vergisini ödediği bir toplumu, uzaylılar değil, içlerinden birileri yönetecek. Sizler yöneticilerden daha ahlaklı değilsiniz…

  5. http://www.thelira.com/haber/133155/secim-oncesi-buyuk-af-geliyor

    Yukardakinin sorumlusu halk değil . siyasetçiler. İyi dizayn edilmemiş sistem. Alamayacağın vergiyi niye koyarsın o zaman. Ama sen ver, bana mama lazım derse yönetici orası başka.

    Türkiye’de vergiler yüksektir. Sizinle bunu her şekilde rahatlıkla tartışırım. Ama kamu maaşlarının bana düşük olduğunu gösteremezsiniz(Bunun milli gelire normalize etmeniz lazım)

    İlkinin ahlakı gerekçesi bile vardır. İşleri iyi gitmeyebilir insanların, işten çıkabilirler. Ama diğernin hiçbir tutulur yanı yoktur.

  6. Ne zaman ki sizin bir yazinizi okusam baktiginiz pencereden baksam olaylara, kendimi bir adim daha ileri atabilmis ufkuma bir cember daha eklemis buluyorum. Bunu basarmami sagladiginiz icin tesekkur ederim. Emeginize sağlık, yargısız infazlarimin önüne gecen bir yaziniz daha.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s