“İ for İlke”: Muhafazakârlar ve ‘Genç Siviller’ için demokratlık vakti

– Üç yıl evvel Deniz Baykal’ın kasetinin yayınlanmasını “Ne özeli be, genel bu genel!diyerek normalleştiren Başbakan Erdoğan, AKPli siyasetçiler benzer ihtimalle karşı karşıya kalınca “İnsanların da kendilerine ait mahremleri vardır, bunları da kimsenin teşhir etmeye hakkı yokturdedi

– Haziran ayında Gezi Parkı eylemcilerine yönelik polisin gözaltı furyasını “Polis durduk yere kimseyi gözaltına almaz” şeklinde savunan İçişleri Bakanı Muammer Güler, 17 Aralık günü polisin kendi oğlunu da kapsayan gözaltı operasyonlarını “kirli oyun” olarak tasvir etti…

Demokrat Yargı derneğinin tüm eleştirilerine rağmen 2010 yılındaki blok HSYK seçimlerini destekleyen Osman Can, HSYK’nın yayınladığı bildirinin ardından HSYK’yı eleştirdi ve taraflılıkla suçladı

– 2009 yılında 74 yaşındaki Türkan Saylan’ın evinin sabahın köründe polis tarafından basılmasına ses çıkarmayan AKPli siyasetçiler, Bakan çocuklarının sabah 5’te gözaltına alınmasını eleştirdi

– Son 6 yıldır Ergenekon davasına adeta “Güneş’in altındaki her şeyin” eklemlenmesine hiçbir itiraz etmeyen AKPli siyasetçiler, üç ayrı yolsuzluk davasının 17 Aralık’ta birleştirilmesine veryansın etti

Özetle, AKPlilerin bugün şikayet ettiği tüm yargı ve polis tasarruflarına, son 6 yılda başka insanlar defaatle maruz kaldılar ve AKPli yöneticiler bu uygulamaları genellikle savundular. Maalesef hükümetin polis ve yargının aşırılıkları karşısındaki tutumu, “bana dokunmayan yılan” olageldi…

Fakat bu, madalyonun sadece bir yüzü. Öbür yüzünde de şu var: Erdoğan’ın son bir ayda ihlal ettiği hiçbir hukuk kuralı, son 6 yıldaki büyük davalarda ihlal edilmemiş değildi. Ve bu ihlalleri bugün ısrarlı ve sert bir şekilde eleştiren Cemaat mensup ve taraftarları, önceki ihlallerden genellikle şikâyetçi değildi. Benzer şekilde, bugün ısrarla savunulan yargı tasarrufları, dün ateşlice eleştiriliyordu.

– 2008 sonundaki yolsuzluk iddialarını açık bir “seçim operasyonu” olarak görebilen Ekrem Dumanlı, 2013 sonundaki yolsuzluk operasyonlarını basit bir “temizlenme” olarak görmeyi tercih etti…

– Başta KCK tutukluları olmak üzere onlarca diğerinin yanında, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarını (ne hikmetse 2 yıldır açıklanmayan) “açıklanamayacak deliller” ile savunan Zaman gazetesi, son bir ayda “basın özgürlüğü” savunucusu oluverdi…

– Hükümetin 2010 yılındaki yargı müdahalelerini “Hükümetin müdahaleleri yargının tarafsızlığını sağlamak için yapıldı” şeklinde savunan Mümtazer Türköne, yürütmenin aynı gerekçeyle son günlerde yargıya yaptığı müdahaleleri eleştirmekle kalmadı, “Çevik 2” olup Erdoğan’ı istifaya davet etti

– Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in 2 yıl boyunca yürüttüğü soruşturmayı Bakanlıktan gizlemesini sert bir şekilde eleştiren Zaman gazetesi, savcı Murat Akkaş’ın yolsuzluk soruşturmasını Başsavcılıktan gizli olarak yürütmesini ısrarla savundu…

İlkeli olmanın birincil göstergesi, ilkelerle çıkarlarımız çatıştığında yaptığımız tercihtir. Ve ilke(sizlik), nerede konuştuğumuz kadar, nerede sustuğumuzla da alakalıdır. Bugün AKPli siyasetçilerin ve Cemaat mensuplarının demokrasi söylemlerinin tarafsız kişiler ve demokrat entelektüeller tarafından ciddiye alınmamasının temel nedeni, atıf yaptıkları ilkeleri son yıllarda tutarlı ve çıkarsız bir şekilde savunmamış olmalarıdır. Zannımca her iki tarafın da bundan alacak önemli dersleri vardır.

Hakikatin er ya da geç ortaya çıkma huyu olduğu gibi, ilkesizliğin de er ya da geç insanı mahcup etme huyu vardır. Tüm diğer faydaları bir tarafa, yaşadığımız kavganın bu hakikati dindar kesimlere öğretme noktasında katkısının Türkiye demokrasisi için paha biçilmez bir değeri olduğunu düşünüyorum.

***

Not: Bu madalyonun dışında, aynı sorunla malul “Genç Siviller”imiz var bir de. Benim başından itibaren yanlış bulup karşı çıktığım ve bugünlerde hükümet kanadının yeni “akil adamlarından” Orhan Gazi Ertekin’in de “adli tehcir” olarak adlandırdığı KCK operasyonlarını PKK’nın saldırılarına bağlamış ve bu operasyonlarda Büşra Ersanlı’nın tutuklanmasına bile yarım ağızla itiraz edebilmişken, şimdi KCK operasyonlarının barışa komplo olarak düzenlendiğini yazan; ya da Balyoz davasındaki dijital belgeler üzerindeki şüpheleri umarsızca önemsizleştirmiş ve bu şüpheleri itinayla ele alan Rodrik’i seviyesizce eleştirmişken, şu sıralar “genç Rodrik” rolünde belge-savarlık yapan “genç sivillerimiz”… Onlar için de “sivil”likten “demokratlık”a terfi vakti!

Reklamlar

One comment on ““İ for İlke”: Muhafazakârlar ve ‘Genç Siviller’ için demokratlık vakti

  1. Çok açık ve anlaşılır bir dille, olanı biteni dile getirdiniz. İdraki zir değil ama idrak için de ahlak gerek, vicdan gerek, izan gerek. Herkes için muhasebe vakti. Yorumsuz kalanların yorumu niteliğindeki yazınız için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s