Washington’dan PKK ve Kürt meselesi notları

2013-11-07 16.40.57

7 Kasım Perşembe günü Washington D.C. yakınlarındaki Alexandria (VA) şehrinde düzenlenen “The PKK, Kurdish Nationalism, and the Future of Turkey” (PKK, Kürt Milliyetçiliği ve Türkiye’nin Geleceği) başlıklı konferansa katılmak amacıyla 6-10 Kasım tarihleri arasında Amerika’daydım. Her ne kadar konferansın adı konferans temasını “Türkiye’nin Kürt meselesi” olarak yansıtsa da, konferans daha genel olarak “Ortadoğu’da Kürtler ve Kürt milliyetçiliği” temalı idi. Zaten konferans katılımcıları da geniş bir etnik ve akademik spektruma sahipti. Türkiye medyasının konferansa ilgisi de dikkate değer düzeydeydi. Benim görebildiklerimden, Hürriyet (Tolga Tanış) ve Zaman (Ali H. Aslan) gazetelerinin Washington temsilcileri konferansın belirli panellerine katıldılar.

Konferans bir tam gün sürdü ve toplam 4 oturum 6 panel içerdi. Benim sunumum son panelin son sunumuydu – ast-solistlik bana düştü bir nevi! 🙂 -. Sunumumda, daha önce Bilkent’ten Zeki Sarigil’in 2010 yılında yazdığı bir makaleye eleştiri ve düzeltme mahiyetinde 2011 yılında yazdığım makalemin bir uzantısı olarak, KONDA’nın 2010 yılındaki “Biz Kimiz” anketindeki daha yeni ve daha kapsamlı verileri kullanarak Türkiye’deki Kürtlerin eğitim, gelir, dindarlık ve siyasal memnuniyet düzeylerinin oy tercihlerine (ya da daha somut olarak DTP/BDP’ye oy verme ihtimallerine) etkisini incelediğim yeni çalışmamın sonuçlarını ve çıkarımlarını aktardım. Çok kısa özetlersem, önceki makalemin sonuçlarına paralel olarak, yeni çalışmam da, dindarlığın ve siyasal memnuniyetin Türkiye Kürtlerinin Kürt milliyetçisi partilere (DTP/BDP) oy verme ihtimali üzerinde negatif ve kayda değer etkilerinin olduğunu, buna karşın eğitim ve gelir düzeylerinin aynı ihtimal üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkilerinin olmadığını ortaya koymaktadır.  (Makalemin metnine şuradan ulaşabilirsiniz)

Konferanstan genel olarak da istifade etmekle birlikte, konferanstaki özellikle üç sunumu kişisel olarak bilgilendirici akademik olarak da tatminkâr buldum (İki oturumun paralel paneller içermesi sebebiyle 7-8 sunumu dinleyemedim). Konferansın ilk sunumu olan Kanada’da yaşayan Irak Kürtlerinden Zgeher Hassan’ın “bölgesel yönetimlerde ayrılıkçılık” konusunu Irak Kürdistanı özelinde ele aldığı sunumu bu üç sunumdan biriydi. Hassan’ın “Bölgesel yönetimler hangi koşullarda ayrılıkçı bir politika izlerler?” sorusunu araştırdığı doktora tezinin bir parçası olarak Irak Kürdistanı’nda bir kısmı bağımsızlık bir kısmı da özerklik taraftarı çok sayıda siyasi lider ve bürokratla yaptığı mülakatlardan vardığı sonuç şuydu: Irak Kürdistanı’ndaki siyasetçilerin büyük çoğunluğu, -her ne kadar gönüllerinde yatan aslan “Bağımsız Kürdistan” olsa da- mevcut konjonktürde bağımsızlık politikasının maliyetinin çok yüksek olduğunu ve bu yüzden de özerkliğin kısa ve orta vadede Irak Kürdistanı için en iyi siyasal durum olduğunu düşünmektedir.

Çok değerli bulduğum sunumlardan bir diğeri de Central European University’de doktora çalışması yapan Hakkâri Üniversitesi asistanı İlker Cörüt’ün sunumuydu. Doktora tezinin bir parçası olan çalışmasında, Cörüt Hakkari’de görev yapan doktorlar üzerinden AKP döneminde gerçekleşen sağlık sektöründeki iyileşmelerin Hakkari’deki yerel halk tarafından algılanışını ele almakta ve şu önemli sonuca ulaşmaktadır: Sağlık sektöründeki muazzam iyileşmelere ve doktor sayılarındaki önemli artışa rağmen, Hakkari halkının önemli bir kısmı “Fırat’ın Batısı” ile Hakkari arasında devam eden uçurumu dikkate alarak mevcut durumdan şikayet etmekte ve AKP’yi eleştirmektedir.

Cörüt’ün bulgularına paralel bir bulguyu ben de makalemde paylaşmıştım. Makalemden aldığım aşağıdaki grafik, Türkiye’de 2003-2011 yılları arasındaki kamu yatırımlarının istatistiklerini sunmaktadır. 2007 yılından 2011 yılına Türkiye genelinde kamu yatırımlarında artış % 70 iken, bu oran Kürtlerin çoğunlukta olduğu 12 ilde % 220 idi. Fakat 2007-2011 arasında bölgedeki kamu yatırımlarındaki bu dikkat çekici artışa rağmen, aynı yıllar içinde bölge halkının siyasi tercihinde AKP’den BDP’ye doğru önemli bir oy kayışı yaşandı.

public investments

İlker Cörüt’ün sunumu sonrasında görece olarak uzun bir soru-cevap seansı yaşandı. İki dinleyici Cörüt’e “hükümetin attığı önemli adımları küçümseme” eleştirisi yaptı. Cörüt’ün kişisel cevabının ardından ben söz aldım ve “Anadilde Eğitim ve Türk’ün Devrimle İmtihanı” yazımda ele aldığım Türkiye’nin Kürt meselesindeki “farklı algılama / farklı kıyaslama” sorununun altını çizdim. Hükümet yetkilileri günümüz Türkiye’sini sürekli geçmişle kıyaslıyor ve yapılan ilerlemelere vurgu yapıp bunun için de bir teşekkür bekliyor. Kürtlerin önemli bir kısmı ise mevcut durumlarını sadece geçmişle değil aynı zamanda Türkiye sınırları dışındaki “şimdiki dünya” ile de kıyaslıyor ve sahip oldukları haklar bakımından dünya standartlarında hala eşitsiz ve “ikici sınıf” bir azınlık olduklarını düşünüyor. Bu algı ve kıyas farkından dolayı da, hükümet Kürtlerin devam eden memnuniyetsizliklerini anlayamıyor ve onları yanlış ve mütekebbir bir tavırla “nankörlük” yapmakla suçluyor. Bu algılama farkını aşmak için, hükümet, reformlarını sadece Türkiye’nin geçmişiyle kıyaslayarak değil, aynı zamanda modern dünyanın geldiği noktayı da göze alarak değerlendirmelidir. Yoksa, Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’teki “Sıfıra kıyasen her sayı büyüktür” sözü misali, Türkiye’nin 90’lı yıllarına kıyasen bir “devrim” sayılabilecek her adım, Kürtlerin beklentileri ile Türkiye’nin sundukları arasındaki uçurumu daha da büyütüp Kürtlerdeki “ruhi kopuş”u hızlandırma potansiyelini taşımaktadır.

Beğendiğim üçüncü sunumsa Londra’dan katılan avukat/akademisyen Edel Hughes’in mevcut barış sürecinin zayıf ve güçlü yönlerini bir taraftan Ankara’da ve bölgede AKP, CHP ve BDP yetkilileri ile yaptığı mülakatlar diğer taraftan da Kuzey İrlanda barış süreciyle yaptığı mukayeseler ile ele aldığı kapsamlı değerlendirmesi idi. Hughes’in altını çizdiği temel zayıflıklar belirsizlik, güvensizlik, siyasi kaygılar ve Suriye idi.

***

Konferansın en ilginç (ya da trajikomik) anektotlarından biri, Türkiye’den gelen (ve sunumunda ulusalcı tonun ağır bastığı) bir akademisyene Irak Kürdistanı’nda yayınlanan Rudaw gazetesinin Washington temsilcisinin soru sormasıyla yaşandı. “Gazeteciyim” şeklinde kendisini tanıtan Rudaw temsilcisine, Türk akademisyen “Hangi gazetede?” diye sorunca, gazeteci “Kürdistan’daki Rudaw” diye cevap verdi. Türk akademisyenin bu cevaba tepkisi fazla tanıdıktı: “Kuzey Irak demek istiyorsun herhalde?” Hem gülünecek hem de ağlanacak bir durumdu. Biz gülmeyi seçtik.

Reklamlar

10 comments on “Washington’dan PKK ve Kürt meselesi notları

  1. Bu güzel organizasyonun neden taa Vaşinton’da yapıldığını anlayabilmiş değilim. Altında bir şeyler aramayın. Gerçekten neden orada yapılıyor da Türkiye’de yapılmıyor? Mesela çok iddialı ve özgürlükçü olduğunu duyduğumuz üniversiteniz neden böyle bir organizasyona girişmiyor? Tağma ve Bacık bu türlü işlerin üstesinden rahatlıkla gelebilirler. Kaldı ki para sorunu da olmazdı. Neyse.

    Bu arada sunumunuza dair üniversiteniz genel bir çerçeve çiziyor mu? Yoksa sizi muhayyer mi bırakıyor?

    Sunumunuzu henüz okumadığım için o konuda bir şey diyemiyorum.

    Ancak son paragrafınıza takılmadan edemeyeceğim. Yani adamcağızın Kuzey Irak vurgusunu trajikomik bulmak da az biraz öyle olmuyor mu? Erbilli gazeteceyi yapılan yanlışı yanlışla alil etmek de pek hoş değil bana göre. Demek istemem o ki sanki Türk milliyetçiliği tu ka ka edilirken göğsü okşanan Kürt milliyetçiliği olmuyor mu?

    Son bir nokta, Suriye Kürtleri konusunda bir şeyler konuşulup konuşulmadığından bahsetmemişsiniz. O konuda bir şeyler varsa onlara da değinseydiniz o kısım hakkında da bir fikrimiz olurdu.

    • Konferansı organize eden iki akademisyen ABD’de yaşıyor ve networkleri kuvvetli. En büyük etken buydu sanırım.
      Üniversite sunumun içeriğine yönelik herhangi bir müdahalede bulunmadı.
      Suriye Kürtleri konusunda yapılan sunum kaçırdığım sunumlardandı maalesef.
      Milliyetçilik konusunda size katılmıyorum. Kürdistan’a Kürdistan demek milliyetçilik değildir. (Aynen Türkiye’ye Türkiye demek gibi). Israrla denmemesini istemek ise gülünç bir milliyetçiliktir bence.

  2. sayin hocam, sizin “Kuzey Irak diyecektiniz sanirim” ifadesini trajikomik bulmaniz dogal algilanabilir. Lakin bu konuda realite su yondedir; Turkiye Cumhuriyeti sinirlari icerisinde belirli bir kesim disinda “Irak’in kuzeyi” ‘Kuzey Irak” olarak adlandirilmaktadir ve “Kurdistan” denilmesi o belirli kisim disindaki diger kisim icin “Turkiye’ninde bazi illerinin de dahil edilerek adlandirilmis olan ‘Kurdistan'” tanimina asina olmasindan kaynakli bir durumdur. Cunku yillarca Turkiye sinirlari icerisinde cesitli yerlerde ‘Kurdistan haritasinda Turkiye’nin bircok illeri de dahil edilerek’ Kurdistan soylemleri dile getirilmistir. Bu nedenle sizin bilginizi goz onune alarak sizin Trajikomik(!) algilamaniz normal iken diger akademisyen katilimcininda yaptigi duzeltmenin normal oldugu kanaatindeyim. Bilmiyorum haksiz miyim?

      • iyide guzel ve dogru da hocam siz daha iyi bilirsiniz ki kisi kim olursa olsun illaki bir goruse haizdir ve bu gorusun belirli sebepleri mevcuttur. eer sen o mevcut sebebplerin yanlis olduguna ikna edemez isen kisi kim olursa olsun (sokaktaki insan, akademisyen yada ust mertebelerden herhangi biri) yukarida degindigim sekilde davranmaya devam edecektir (onemli olan dersane konularinda oldugu gibi dersaneleri kaldirmak degil ona olan ihtiyaci ortadan kaldirmak gereklidir gibi) o dusunceyi yok saymak degil onun yanlis ise hatali ise yanlis ve hatasini anlatabilmektir. diye dusunmekten yanayim…

        • Murat,
          Kuzey Irak diye atıf yapılan bölgenin Irak Anayasasındaki ismi “Kürdistan Bölgesel Yönetimi”. Bu budur. Hiçbir entelektüelin bu konuda bir başkasını ikna etmek gibi bir sorumluluğu olamaz.

          • evet kesinlikle katiliyorum. sadece Yillardir bize takdim edilen “Kurdistan” bolgesi bizim sinirlarimizin icerisinden de bircok yeri haritasina dahil edilmis seklinde lanse edildigi icin bu durumun gayet normal oldugunu anlatmaya calistim hocam. eger karsindaki insanin tezini anti tezin ile curutemez isen yada en azindan gayret etmez isen gercekleri ogretmeye o zaman” AKADEMISYEN” olmanin sadece harfleri bir araya getirmekten ibaret oldugu ortaya cikmiz olur. en azindan gayret ve caba onemlidir.

  3. Sağlık konusunda devletin zorunlu hizmet uygulamsının etkisi olabilir diye düşünüyorum. Sonuçta zorunlu hizmet için orada bulunan doktorun halka hizmet etmek zorunda olduğu giib bir algının bunda etkili olduğu düşünülebilir. Devlet seni zorla gönderdi sen de bana zorla da olsa dediğimi yapmak durumundasın algısı oluşmuş olabilir. Ek not olarak devlet zorunlu hizmete gitmeyene diploma bile vermiyor (hakkı olanı vermiyor, parasıyla eğitim almış sonuçta).

    Sonuç olarak, devletin zorunlu hizmet uygulamsının etkisi de tartışmaya açıktır. bunun zaten etkin olmayan bir sistem olduğunu düşünüyorum. Devletin insanları zapturap altına lamasından başka birşey değildir. bunun yerine finansal teşvikler koyar isteyen bu yolu uygun bulursa seçer.

  4. Asıl garip olan hala Kürdistan’a Kuzey Irak denmesinin değil de Kürdistan’a Kürdistan denmesinin marjinal bulunması. Hocam ben de Irak Kürdistanı’na Kürdistan dediğim için sınftan yükselen garip seslerle muhatap oluyorum ya da bir Kürt olduğumu söylediğimde sınıftaki hezeyan korosu garip sesler çıkarabiliyor. Gerçekten yolun başındayız galiba. Hatırlıyorum da Kürdistan a ilk sizin Kürdistan dediğinizi duymuştum bu okulun sıralarında, iyiki de demişsiniz. Birinin doğruyu söylemesi gerekir aynı şeyi tekrarlayıp duran bu kalabalığa. Selamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s