Paket: Destek, eleştiri, şerh…

Geçtiğimiz ay sonunda hükümetin açıkladığı “demokrasi paketi“, elbette bir “devrim paketi” değil. Kürt sorununun ana maddeleri başta olmak üzere, Terörle Mücadele Kanunu, Alevi sorunu, zorunlu din dersi, zorunlu askerlik ve iş güvenliği gibi konularda hiçbir şey demiyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin atması gereken büyük demokratikleşme adımları zaviyesinden baktığımızda paketin boş tarafı dolu tarafından fazla. Fakat pakete kategorik olarak karşı olmanın anlamı da yok.  Zira paket bir “geriye gidiş” değil. Özellikle, ilkokullarda andımızın kaldırılması, Türkçe dışındaki dillerde siyasi propagandanın yasallaşması, Mor Gabriel Manastırı’nın arazisinin iadesi ve yüzde 10 seçim barajının tartışmaya açılması küçümsenmemesi gereken doğru adımlar bence.

Tam da bu noktada, demokrat entelektüellerin bir kısmındaki “yetti artık” çıkışını anlamsız bulduğumu ifade etmeliyim (Bakınız: Çandar ve Özkırımlı). Bugün demokrat entelektüellerin yapması gereken şey, paketi değersizleştirmek değil, paketin yetersizliğini öne çıkarmak ve bu yetersizliğin maliyetini iktidara hatırlatmak ve hissettirmektir. Bence bunun da yolu, “Yetmez ama EVET”teki vurguyu “Evet ama YETMEZ” şeklinde değiştirerek reformları desteklemek, ama sandıkta büyük partilerin dışında demokratik bir tercih kullanmaktır. Kanaatimce AKP’nin son yıllarda otoriterliğe meylinde, demokratların 2011 seçimlerinde bu dengeyi kuramamasının payı büyüktür.

Bu genel değerlendirmenin dışında, paketin hazırlanışına yönelik bir eleştiriyi ve paketin olumlu bulmakla birlikte şerh düştüğüm iki ana maddesi (baş örtüsü ve anadilde eğitim) hakkındaki görüşlerimi paylaşmak isterim.

Metot: Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından paketin içeriği kadar önemli olan bir nokta paketin hazırlanışı ve ilanı idi. Ve maalesef bu noktada hükümet demokratik ve uzlaşmacı bir tavır sergileyemedi. Paket, bizzat Başbakan’ın ifadesiyle, “kimseyle müzakere edilmeden” hazırlanmış. Haliyle muhalefet, özellikle de paketten somut beklentileri olan Kürt hareketi, bu noktadan muzdaripti. Selahattin Demirtaş’ın Diyarbakır’daki basın toplantısındaki sert sözleri, bu konudaki ızdırabı ve öfkeyi net bir şekilde yansıtıyor: “Bu paketin açıklanma biçimi tümüyle müzakereyi bitirme üzerine inşa edilmiştir. Müzakere yürüten tarafların görüşleri alınmadı. Öcalan’ın, Alevilerin görüşleri alınmadı. Tekçi bir dayatmayla bu paket budur dediler. Müzakereye niyetiniz yoksa paçaları niye sıvadınız?” Üstüne üstlük, paket eski Türkiye’nin utanç verici “akreditasyon” uygulaması ile kırpılmış bir basına tanıtıldı. (IMC-TV’den Birgün gazetesine) muhalif basının neredeyse tamamı tanıtım toplantısına alınmadı. Muhalefete yönelik anti-demokratik bir ayrımcılık olmanın ötesinde, IMC-TV ile Özgür Gündem’i aynı pakete koyan yanlış bir “paketleme zihniyeti”nin de yansımasıydı bu tavır. Paketin hazırlanışı ve sunumuna yönelik hükümetin bu iki sorunlu tercihi, gerçekleşen onca maddi demokratikleşme hamlesine karşın maalesef Türkiye’nin henüz demokratik bir zihniyet devrimini yaşamadığının bir göstergesiydi.

Başörtüsü: Başörtüsüne yönelik yasakların hepsi eşitlik ilkesine aykırıdır, bu yüzden de başörtüsü kamuda tamamen özgür olmalıdır. Paketin başörtülü kamu çalışanlarına getirdiği sınırlı özgürlük eksik de olsa değerlidir. Fakat Türkiye’nin ihtiyacı olan genel demokratikleşme ve toplumsal barış açılarından bakıldığında, Kürt sorununun çözümünün iki önemli ayağı olan anadilde eğitim ve özerklik konularında büyük adımlar atılmadan başörtüsünün kamusal özgürlüğünün önünün açılmasını kişisel olarak hatalı buluyorum. Başörtüsünün kamusal özgürlüğü “büyük barış”ın bir parçası olsa daha doğru olurdu kanaatimce. Zira önceki bir yazımda ele aldığım üzere, başörtüsünün özgürlüğü muhafazakâr kitlelerin “demokrasi koalisyonu”na katılmalarına ve bu sayede de Kürt ve Alevi sorunlarının çözümü için gerekli adımların atılmasına yönelik dirençlerinin kırılmasına yardım edici bir rol oynayabilirdi bence.

Anadilde eğitim: Anadilde eğitim, hem temel bir insan hakkıdır hem de Kürt sorununun çözümünün gerekli şartlarındandır. Paketin anadilde eğitimi özel okullarda serbest hale getirmesi bir ilerleme olmakla birlikte, bunun Kürt sorununu nasıl etkileyeceği bu ilerlemenin hükümet tarafından nasıl ele alındığına ve muhalefet tarafından nasıl algılandığına bağlı olacaktır. Eğer özel okullarda anadilde eğitim, uzak olmayan bir gelecekte kısıtsız anadilde eğitime geçiş için toplumu hazırlamak ve siyasal maliyeti azaltmak amacıyla yapılmış sembolik bir hamle ise, doğru ve meşru bir adım olabilir. Fakat unutmamak gerekir ki, hem toplumsal olarak eşitsiz bir imkân sunduğu hem de Kürt siyasetinin önemli bir kesiminde “Kürtleri cemaatlere teslim etme” olarak algılandığı için, “özel okul” formülü, uzun ve belirsiz süreli bir ara form olarak planlanması durumunda, Kürtler arasında eşitsizliği ve bölünmeyi, Kürt siyasetinde de güvensizliği arttırma potansiyelini taşımaktadır. Bu yüzden, hükümet çok geç olmayan bir zaman zarfında devlet okullarında anadilde eğitime yönelik plan ve takvimini ilan etmeli ya da en azından Kürt siyasal hareketi ile paylaşmalıdır.

* Anadilde eğitim konusunda şu notu da düşmeden bitiremeyeceğim. Anadilde eğitimin sadece özel okullarda yasallaşmasına yönelik yaygın bir savunma olan “henüz devlet okullarında altyapının yeterli olmadığı” argümanı yanlış ve çelişkili bir argümandır. Bu argümanın üç önemli sorunu var. 1) Anadilde eğitimin hemen bu sene başlamasından daha önemli olan şey, hükümet tarafından bunun bir hak olduğunun kabul edilmesi ve uygulamaya yönelik takvimin ilan edilmesidir. Zannımca bugün Kürt siyasal hareketini asıl öfkelendiren ve endişelendiren şey, Kürtlerin bu sene anadillerinde eğitim alamıyor oluşu değil, Kürtçe eğitim haklarına yönelik inkâr ve belirsizliktir. 2) Mevcut tüm öğrenciler için değil de, gelecek sene birinci sınıfa başlayacaklardan itibaren olacak şekilde bir uygulamayla hayata geçmesi durumunda, Kürtçe eğitimin ciddi bir altyapı sorunu olmayacaktır. Türkiye Kürtleri ilköğretim eğitimi için yeterli altyapıya sahiptir ve böyle bir uygulama onlara gelecek yıllardaki orta ve lise eğitiminin altyapısına yönelik yeterli zaman sağlayacaktır. 3) “Altyapı” argümanının en büyük sorunu ise, bu argümanın Türk eğitim pratiğinde var olmayan bir gerekçelendirmeye dayanmasıdır. Türk eğitim sistemi son yıllarda altyapı-bağımlı ve iyi-planlanmış projelerle değil, tamamen öngörüsüz ve hazırlıksız projeler üreten çarpık bir devrimci anlayışla idare edilmektedir. Sınav sistemlerinin zırt-pırt değiştiği, 4+4+4 sistemine geçişin bir gecede karara bağlandığı, aniden dershanelerin kapatılması kararının alındığı ve tüm bunlar yüzünden milyonlarca Türkiyeli çocuğun kobay muamelesi gördüğü bir eğitim sisteminde, konu Kürtçe eğitime geldiğinde “altyapı hazır değil” argümanına başvuranlar büyük bir çelişkiye düşmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s