Gezi Parkı: Demokrasi, Medya ve Polis Notları

  1. Gezi Parkı eylemcilerini, elbette, destekliyorum. Bu eylemlerin “seçilmiş hükümetin aldığı kararı zorla engelleme” ya da “yer yer şiddet içerme” gerekçeleriyle illegalleştirilmesini de yanlış buluyorum.
  2. Demokrasi seçimlerden ibaret değildir; “sandıklı otoriterlik”in tüm dünyada git gide yaygınlaştığı günümüzde, seçimler demokrasinin en önemli parçası bile değildir. Türk siyasetçilerin seçilmiş bir hükümetin her türlü kararı alabileceği ve halkın bu kararlara ancak dört sene sonra sandıkta tepki verebileceği yönündeki yaklaşımları yanlıştır. Partiler içinde lider sultasının, ülke yönetiminde de merkeziyetçi yönetimin hakim olduğu bir ülkede bu anlayış diktaya davetiyedir.
  3. “Seçilmiş hükümet” ifadesindeki “seçilmiş” nitelemesi, kanaatimce 1980 sonrası hiçbir Türk hükümetinin tam olarak hak etmediği bir nitelemedir. Mevcut hükümet için konuşursak, yüzde 10 barajı, adaletsiz seçim yardımları ve oy manipülasyonları ile yüzde 35-40 arası olan desteğini yüzde 50’ye çıkartan bir iktidarın “seçilmişliği” teorik olarak tartışmalıdır.
  4. 1980 sonrası Türk hükümetlerinin hemen hepsi, azınlık grupların oylarını gasp ederek iktidar olmuşlardır. Oylarını gasp ettikleri insanların şimdi kendi kararlarını gasp etmeleri aslında çok da anlaşılmaz değildir. Türk siyaseti daha çoğulcu bir siyaset anlayışına sahip olsaydı, Gezi Parkı mücadelesi Meclis içerisinde veriliyor olabilirdi.
  5. Gezi Parkı eylemlerinin yer yer şiddet içermesi ne kadar yanlışsa, bu arızi şiddetten dolayı eylemlerin özünü karartmak ve eylemleri toptan gayrimeşrulaştırmak da o kadar yanlıştır. Suriye’de direnişçilerinin sıklıkla başvurdukları gayrimeşru şiddet direnişin haklı özünü görmemizi nasıl engellemiyorsa, Gezi Parkı eylemlerinin yer yer içerdiği şiddet ve sabotajlar da bu eylemlerin haklı özünü görmemizi engellememeli.
  6. Gezi Parkı eylemleri, eylemcileri sürekli kanuna aykırı hareket etmekle suçlayan yöneticilerin bizatihi kendilerinin “hukuka aykırılık” konusunda bir nefis muhasebesi yapması için bir fırsattır aslında. Evrensel insan haklarına aykırı olarak insanların özgürlüklerini kısıtlayan, yargı kararlarına aykırı olarak insanları asırlık yerleşim yerlerinden eden ve çevre değerlendirmelerine aykırı olarak yüzlerce HES’i Karadeniz’e boca eden bir hükümetin, Gezi Parkı’ndaki (kitabi olarak) “kanunlara aykırı” engelleme eylemi karşısında yapması gereken şey, öfkelenme değil, öz-eleştiridir. Zira “Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz” kadim hakikati, aşağıdan yukarıya olduğu kadar, yukarıdan aşağıya da çalışan bir hakikattir.
  7. Günümüz dünyasında demokratlığın ve hürriyetçiliğin en basit göstergelerinden biri sosyal medyaya olan bakışınızdır. Twitter’la, Facebook’la, bloglarla ya da Ekşisözlük’le derdi olanların mutlaka demokratlıklarında bir sıkıntı vardır. Sosyal medya ile en sorunlu ülkelerin Çin ve Suriye gibi ülkelerin olması tevekkeli değildir.
  8. Tunus ve Mısır’da diktatörleri devirirken adeta “Allah’ın askeri” muamelesi yaptığımız sosyal medyanın, bugün siyasetçilerimiz tarafından düşman muamelesi görmesi Türkiye açısından bir talihsizliktir. Sosyal medyanın elbette sorunlu yanları vardır ve Başbakan Erdoğan’ın sosyal medya için yaptığı “baş ağrısı” yorumunun içinde bazı hakikat kırıntıları bulunabilir. Ama bugün milyonlarca Türkiye vatandaşını Gezi Parkı eylemlerini Twitter üzerinden takip etmeye mecbur bırakan şey, Başbakan’ın eleştiriye tahammülsüzlüğü ile sermayenin para hırsının birleşimi sonucu eylemlere karartma uygulayan Türk televizyonculuğu değil midir?
  9. Türkiye’de artık etkin bir Ergenekon yoktur. Ergenekon’un ölüsü üzerinden -eski Türkiye’nin “Şeriat korkuluğu”na benzer- bir heyula oluşturmaya çalışanların başka siyasi hedefleri olabilir ancak. Gezi Parkı eylemlerini Ergenekon’a bağlayan güvenlikçi yaklaşım komik kaçmaktadır artık. Asker ve sivil yüzlerce elemanı içeri atılırken tek bir ciddi eylem ve sabotaj yap(a)mayan Ergenekon’un şimdi birkaç yüz ağaç üzerinden hükümeti devirmeye çalıştığını iddia etmek gülünç ötesidir!
  10. Eğer ortada hükümete karşı bir komplo varsa bile, bu komployu aktifleştiren hamle hükümetin ve Başbakan’ın eylemlere verdiği sert tepkidir. Şiddet kullanımına izin vermese ve eylemcilerin ısrarı karşısında ağaçların kesilmesinden geri adım atsa idi,  Başbakan Erdoğan halkın gözünde küçülmez, bilakis yücelirdi. Başbakan Erdoğan’ın başkanlığını -şartlı da olsa- destekleyen biri olarak, Erdoğan karşıtlarının İstanbul belediye seçimlerine odaklandığı bir dönemde, Erdoğan’ın Taksim’deki eylemlere verdiği sert tepkiyi siyasi kariyeri açısından da stratejik bir yanlış olarak görüyorum.
  11. Eylemcilerin taleplerinin ve tavırlarının kanuna uygunluğu ne olursa olsun, polisin eylemcilere uyguladığı akıl almaz şiddetin hiçbir meşruluğu yoktur. Ve böyle bir kolluk şiddeti uygulamasını savunan hiçbir kimsenin, İsrail’in Filistinli direnişçilere gösterdiği “orantısız şiddet”e karşı edebilecek tek bir kelimesi dahi olamaz.
  12. İstanbul ve Ankara’daki eylemlerde polisin şiddeti akıl almaz idi ama “yeni” değildi. Bu şiddeti yeni bir şiddet hali olarak yorumlayan kişiler yanılıyorlar bence. Zira Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde sürekli bir olağanüstü halin yaşandığı “bölge”de durum hep böyledi zaten. 10 yaşındaki çocukları tekmeleyen, 15 yaşındaki çocukları demir paspaslarla döven, cenaze merasimlerini gaza boğan ve yoldan geçen herkesi coplamaktan çekinmeyen bir kolluk kuvveti çoktandır mevcut Türkiye’de. Şimdi genişleyen şey, kolluk şiddetinin bizatihi kendisi değil, coğrafyasıdır. Aslında, bir açıdan bakıldığında, bunun “aydınlatıcı” bir yönü de vardır!
  13. Demokrasi açısından, askeri vesayetin geriletilmesi ne kadar sevindirici ise, idari otoriterliğin artması ve bunun bir uzantısı olarak da polis şiddetinin yaygınlaşması da o kadar üzücüdür. Eski Türkiye’nin silahlı gözbebeklerinin yerine yenilerinin ikame edilmesi ve Emniyet teşkilatının ürettiği her türlü şiddete mazeret üretilmesi son derece talihsizdir. Artık “silahlı gözbebekleri”nin olmadığı bir Türkiye istiyoruz. Ya da en azından göz bebeklerimizin gözlerimize zarar vermediği bir Türkiye istiyoruz. Çok şey mi istiyoruz?

Reklamlar

5 comments on “Gezi Parkı: Demokrasi, Medya ve Polis Notları

  1. hocam yazınız şiddet gören polis yazmışsınız ama birde polislerin gözünden bakmak gerekmez mi? sözde ağaç dostu yüzlerce kişiye karşı bir çok yetkisi elinden alınmış kolluk kuvveti bulunmakta ve bir çok konuda -sözde- ağaç yanlısı eylemci “gelin fidan dikelim” projesini bile bilmezken bugün -görünüşte- ağaç dostu olmadı mı başımıza. birde medyamız var tabi, Medyamız 4-5 gündür eylemcilerin yanındayken bugün meydana gelen topkapı saldırısında eylemcilerle karşı karşıya gelince eylemcileri terör gibi görmedi mi? her şeyi bir kenara bırakalım bugün meydanlardaki yüzlerce eylemcinin derdi gerçekten doğa dostuluğu mu yoksa sadece muhalefet olmak mı? üstelik başbakanımızın bugün ki konuşmasında değindiği gibi ağaçların hepsi kesilecek diye bir kaide de yok taşınabilen taşınır zaten ve gezi parkında bugünden daha çok ağaç olacağını da belirtiyor. tabi buna inanmak bazıları için güç olabilir ama son (yanlış hatırlamıyorsam) 8 yılda fidan dikme oranımızda bir hayli büyümüş durumda buna dayanarak bile gezi parkının yeni halinde fazla ağaç olacağını düşünmemek içten bile değil..

    • Tayfun,
      Katkın için teşekkür ederim.
      Tekil bir polisin bakış açısından bakıldığında haklı olduğunuz pek çok nokta bulunabilir. Polisin bireysel müdahale ve tutuklamalardaki yetkilerinin sorunlarını biliyorum. Fakat ‘siyasi’ gösterilerde bir kurum olarak emniyet/polis teşkilatı hükümetten ve ceza kanunundan aldığı icazetle aşırı bir güç kullanımına meylediyor. Bu, maalesef çok sık rastladığımız bir durum.
      “Sözde ağaç sevgisi” gibi niyet okumalarını yanlış buluyorum. Buradan sağlıklı bir yere varamayız, herkesin iyi-niyeti kendine. Burada sorun şu: niyetleri ne olursa olsun, zahiren haklı talepleri olan sivil bir direnişe karşı devlet bu şekilde tepki veremez ve vermemeliydi.
      Selamlar,

      • hocam biz sizden öğrendik görüşünüz ne olursa olsun objektif bakmaya çalışmayı, bu olaylarda da olabildiği kadar objektif bakmaya çalışıyorum tabi ne kadar becerebiliyorum tartışılır ama benim aklımın almadığı nokta polis veya siyasetçiler değil, kim ve ne olduğunu birçoğunun bilmediği kişilerin galeyanına gelerek körü körüne bir şeyleri desteklemesi bunun sonucunda yine o toplumun çekmesi bunu en iyi yaşayanlardan biriyim (Sivaslı olduğum için madımak oteli olaylarında yıllarca damgayla yaşadım) ben gezi parkı eyleminde de farklı durumların olduğunu düşünüyorum. sizinle bu konu hakkında gerçekten çok konuşmayı isterdim ama maalesef final haftam sizde bilirsiniz ki KTÜ sınav konusunda bir ideol 🙂 o yüzden bir süre takip edemeyeceğim.. yazılarınız için teşekkür ederim her zaman hatırlayacağım hocalarımdan birisiniz.. hakkınızı helal edin hocam..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s