Barıştan Hangi “Taraf”a Yol Gider?

Barış süreçlerini zorlaştıran engellerden biri “kaybedenlerin” varlığıdır. Bu yüzden başarılı barış süreçleri, “kazananlar” koalisyonunu en geniş tutabilenler olmuştur. Türkiye’nin yeni “barış süreci”nin de kaybedenleri var; ve bu yüzden de süreç kazalara ve kavgalara gebe. Sürecin ilk önemli zayiatı Taraf gazetesi oldu. Taraf‘ı Taraf yapan yazar kadrosunun (güvenlikçi triumvira dışındaki) büyük çoğunluğu, Taraf‘ta gerçekleşen süreç karşıtı darbe sebebiyle gazeteden ayrıldı. 19 Taraf yazarının imza attığı ayrılık manifestosundaki şu cümleler, Taraf‘taki darbenin arkasındaki “süreç kavgasına” ışık tutuyor:

“Taraf’ın barış politikalarını destekleyen çizgisini ‘demokrasi mücadelesinden vazgeçmek’ gibi gören ve gösteren aklın, onun gücünü hükümete ve Kürt hareketine yüklenmek için kullanmamasından rahatsız olduğu anlaşılıyor. Bu aklın öncelikli endişesi, barışı sağlayacak aktörlerin kazanacağı politik güç… Barışın politik aktörlerini demokrat kamuoyu gözünde aşındırmayı, barışın desteklenmesinden daha önemli bulanlar Taraf’ı köklerinden kopartmayı göze aldılar. Artık onları ilkeler değil, politik hesaplar ilgilendiriyor. “Demokrasi olmadan barış olmaz” sloganının cilasını kazıdığınızda ortaya çıkan budur. Bizler aklı ve vicdanı olan her yurttaş gibi, sorunların silahla değil siyasetle çözülmesini ve insan yaşamını en yüksek değer olarak görüyor; barışın demokrasiye giden yolu kısaltacağına inanıyoruz. Taraf’ın dar politik çıkarların enstrümanına dönüştürülmesinin koltuk değneği olmayacağız.”

Taraf ekibinin manifestoda vurguladığı bir diğer nokta da barışın demokrasiye giden yolu kısaltacağı idi. Bu konuda esas olarak haklılar; savaşların demokratikleşmenin önünde önemli bir engel olduğunu pek çok akademik çalışma ortaya koymuştur. Kürt siyaseti silahlardan arınmalıdır. Kısa vadede daha demokratik bir Türkiye, uzun vadede de daha demokratik bir “Kürdistan” için bu elzemdir. Fakat barış ile demokratikleşme arasındaki ilişki bir zorunluluk değil, imkan ilişkisidir. Barış demokrasiyi daha mümkün kılar, ama onu yaratmaz. Çatışmaların sona ermesiyle oluşacak “negatif barış”ın kalıcı ve pozitif bir barışa dönüşmesi, sürecin özgürlük ve eşitlik üzerinden kapsamlı bir uzlaşıyı içermesine ve bu uzlaşının da demokratik bir Anayasa ile kurumsallaşmasına bağlı. Bu yüzden, Taraf ekibinin eleştirdiği “Demokrasi olmadan barış olmaz” düşüncesinin de içinde “uzun vadeli” bir hakikati barındırdığını görmemiz gerekiyor.

Tam da bu noktada, sürecin hassasiyeti sebebiyle şu ana kadar yazmaktan kaçındığım bir tedirginliğimi paylaşmak istiyorum. Mevcut barış sürecinin üzerinde Türklerle Kürtlerin sorunlu tarihsel ittifaklarının hayaletini görüyorum ve bu beni endişelendiriyor. Türk liderlerle Kürt liderlerin son 500 yıllık işbirlikleri, ortak iç ve dış düşmanlara karşı kurulan stratejik ittifaklar üzerinden gerçekleşmiştir. 1515’teki ittifakı Osmanlı açısından gerekli ve önemli kılan, bu ittifakın Safevi tehdidine karşı bir tampon bölge ve -bizzat İdris-i Bitlisi’nin ifadesiyle- “Kızılbaşlara karşı birlikte ve etkili bir mücadele” sunmasıydı (Özoğlu, s. 66). 1878 Berlin konferansı sonrasında Abdülhamit döneminde geliştirilen birlik stratejisi de dış (Rusya) ve iç (Ermeni) tehdit algılamaları üzerine bina edilmişti. (Öyle ki, 1880 ayaklanmasının lideri Şeyh Ubeydullah, çevresini bu birliğin konjonktürelliği konusunda uyarıyordu: “Şayet bugüne kadar Saray Kürtleri destekliyorsa, bu onları Anadolu’daki Hristiyan unsurlara karşı kullanmak istediğindendir. Fakat Ermeniler katledildiği takdirde Kürtler Türkiye hükümeti nezdindeki önemlerini kaybedecektir” (Celil, s. 85). Milli Mücadele döneminin Türk liderleri de, Kurtuluş Savaşı’nındaki iç (Ermeni) ve dış (Yunanistan) düşmanlara galip gelebilmek için Kürt liderlerle ittifakın gerekliliğine ve önemine inanmışlardı.

Bugüne kadar Türklerle Kürtler kardeşlik, insanlık ve eşitlik üzerinden bir birliktelik hukuku geliştiremedilerse, bunun büyük oranda yukarıdaki sorunlu tarihsel miras sebebiyle olduğunu düşünüyorum. Hukuka ve ilkelere değil, konjonktürel tehditlere ve iktidar hesaplarına dönük ittifaklar, eninde sonunda bozulmaya mahkumdu.

Bugünkü barış sürecine yönelik temel tedirginliğim de sürecin yukarıdaki tarihsel pratiğin öğelerini taşımasıdır. Kanaatimce hükümeti PKK ile yeniden müzakerelere iten temel iki konjonktürel faktör dışarıda Suriye’deki kaos (ve bunun İran ve Irak’taki yansımaları), içeride de Başkanlık hesaplamaları idi. Bu yüzden de sürecin sahih ve kapsamlı bir barış sürecinden ziyade hesaplı ve konjonktürel bir ittifak olma ihtimali de var. Umarım öyle değildir…

Sebebi ve motivasyonu her ne olursa olsun, barış sürecini “amasız” destekliyorum. Çünkü silahların susmasını bizatihi değerli buluyorum. Fakat bu süreci konjonktürel hesaplamalara heba etmememiz ve barıştan demokrasiye giden yolu samimi ve kapsamlı bir uzlaşıyla inşa etmemiz gerektiğini de düşünüyorum. Zira ben -pek çok kişi gibi- bu sürecin Türk-Kürt birliği açısından belki de son şans olduğunu düşünüyorum. Ve sahih ve tatminkar olmayan bir sürecin, toplumsal bölünmeyi daha da arttırmasından ve yeni çatışmalara yol açmasından endişe ediyorum.

Reklamlar

6 comments on “Barıştan Hangi “Taraf”a Yol Gider?

  1. Bu tartışma daha çok su kaldırır görünüyor. Bu kadar rahat bir ortamda bir türlü asıl söylenmesi gerekenin söylenememesini anlayamıyorum. Bu yüzden daha çok su kaldırır. İdris-i Bitlisi’den alıntılarla yeni bir ittifakın kurulmasını mı ifade etmeye çalışıyorsunuz? Cevabınız evet ise, bu kim olacak? Hayır ise müttefik olanların ayrılması bu kadar kolay mı? Sanki gelişmelerin hangi Tarafa doğru seyredeceği merak konusu. Çünkü memlekette hiç birişey görünen şey olmuyor. Bence bizim gibi cahillerin ümmilerin yanında siz neler olduğunu biliyor ya da tahmin ediyorsunuz. Ama herkes gibi sessiz kalmayı mı yeğliyorsunuz, orasını anlayamadım.

    • Sürecin detaylarını 3-5 kişi dışında kimse bilmiyor -ve ben onlardan değilim :)- Ama motivasyonlara yönelik bariz göstergeler var. Bu yazıda bu kısmı fazla açık yazmaktan özellikle kaçındım. Ariflere işaret yeter misali…

  2. 🙂 Demek ariflere işaret yeter misali! Doğu’nun edebi böyle herhalde. Doğrudan söylemek yerine işaretle yetiniliyor. Bana öyle geliyor ki, sizin bilgileriniz ariflikten de öte. İzliyoruz efendim. İyi geceler.

  3. başbakan’ın ifadesiyle “tarih yazılıyor”. bu bir hesaplaşma/pazarlık değil, helalleşme süreci. güvenlikçi devletten, her ırkı/dini eşit gören yeni bir devlete evrilme süreci. etnik/dini/bölgesel milliyetçiliklerin ayaklar altına alındığı bir süreç.
    http://t24.com.tr/haber/basbakanin-kizilcahamam-konusmasinin-tam-metni/228847
    söylemsel seviyede dahi heyecan verici ve müjdeli.

    bir insanın daha ölmesinin vebali hangi müstakbel/(na)muhtemel konjonktürel zeminde telafi edebilir?! bu süreç, ayrışmaya karşı son barış treni. bu yolda tarık bin ziyad gibi gitmeli (ama’sız barış). yol ince, uzun, riskli. bu adım, birikmiş ev ödevlerinin ilki ve en önemlisi. sahih bir kardeşlik ve demokrasi testi. belki de bir reform süreci: “Şimdi biz Cumhuriyeti demokratik olarak yeniden kuruyoruz. Başımıza bela olan ulus devletten kurtuluyoruz.”
    http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=255902

    beklentiler ilk defa bu kadar yüksek iken süreci iyi yönetmeli, devamını getirmeli, türk gibi başlayıp alman gibi bitirmeli. sukut-u hayale fırsat vermemeli. aksi durumda, tâmiri ne kâbil bâ’de harâbi’l-basra.

  4. Kürt sorunun kesinkes çözümlenmesi, yani Kürt vatandaşlarımızın, bırakın bugünün evrensel hukuk belgelerine göre sahip olması gereken hukukuna, neredeyse yüz yıl önce KUTSAL Misak-ı Milli belgesinin 1. maddesinde açıkca ifade olunan statüsülerine/hukukuna (içtimai, ırki hukukuna ve coğrafi özelliklerine) sahip olup olamayağı hususunda AKP iktidarının ne derecede samimi olduğu büyük bir soru işareti. Ama iktidar samimi değilse, Akil İnsanlar operasyonu Erdoğan ve partisini altından kalkamayacağı bir duruma sokacaktır. Zira, Erdoğan’ın görevlendirdiği Akil İnsanların, halkın beklentisinin demokrasi, eşitlik, adalet, ademi merkeziyetcilik olduğu yolundaki bulgularını hükumete iletecekleri bellidir. Bu bulgulara cevap verilmemesinin ülkede ağır krizlere/çatışmalara yol açacağı aşikardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s