Genel Af (2): Pratik

Geçen yazımda Türkiye gibi etnik çatışma ve iç savaş yaşamış toplumlarda “genel af”fın teorik olarak neden zorunlu ve meşru olduğuna yönelik düşüncelerimi paylaşmıştım. Bu yazımda ise, bu zorunluluk ve meşruluğun bir sonucu olarak, genel affın dünya genelinde oldukça yaygın olan uygulamasını işleyeceğim. Genel af, iki bağlamda çok yaygın olarak kullanılan bir araçtır: 1) otoriter yönetimden demokrasiye geçiş 2) etnik çatışmalar ve iç savaşların sona erdirilmesi (bu yazıda ikincisi üzerinde durulacaktır). Aşağıdaki grafikte de görüldüğü üzere, 1970-2007 yılları arasında toplam 72 ülkede 229 defa af uygulamasına başvurulmuştur ve bunların 192’si “iç savaş”ların sonlandırılmasına yöneliktir. İç savaş durumunda genel af uygulamasına başvuran ülkeler sadece bir coğrafya ya da kültürle sınırlı da değildir. Yukarıdaki zaman zarfı içerisinde Afrika’da 78, Asya’da 70, iki Amerika kıtasında 28 ve Avrupa’da 16 defa affa başvurulmuştur. Genel affın başarılı bir şekilde kullanıldığı örneklerden özellikle üçü üzerinde biraz durmak istiyorum.

amnesties

– Güney Afrika: Genel affın iç savaş bağlamında belki de en başarılı uygulaması Güney Afrika’da olmuştur. Güney Afrika devleti ile Afrika Ulusal Kongresi (ANC) arasında 1980’lerde başlayan barış müzakereleri sonrasında önce kademeli olarak bazı mahkûmlar serbest bırakılmıştır. 1990 yılında ise, bir taraftan Nelson Mandela’yı da kapsayan genel bir mahkûm salımı (prisoner release), diğer taraftan da ANC üyelerine legal siyaset hakkının tanınması ile, içerideki ve dışarıdaki ANC (ve onun silahlı örgütü olan “Ulusun Mızrağı”) üyelerinin tamamını kapsayan bir genel af uygulaması hayata geçirilmiştir. Geçici 1993 Anayasasının genel affı zorunlu kılan maddesi genel affın gerekçesini şu şekilde ortaya koymuştur:

“Bu Anayasanın kabulü, Güney Afrika halkına, büyük insan hakları ihlalleri üretmiş olan geçmişteki bölünme ve çatışmaları aşması için sağlam bir temel sağlamaktadır… Bu sorunları aşmak için anlamaya ihtiyacımız var, intikama değil; tamire ihtiyacımız var, misillemeye değil.”

Tüm bu gelişmeler üzerine, ANC Ağustos 1990’da tek taraflı olarak silahlı mücadeleyi askıya aldığını açıkladı ve (Güney Afrika’nın ilk demokratik hükümetinin seçilmesinden sekiz ay sonra) 1994 Aralık’ında da “Ulusun Mızrağı” resmi olarak lağvedildi. (Güney Afrika’yı 1994 yılından bu yana ANC yönetmektedir).

– Britanya: Kuzey İrlanda çatışmalarına son veren 1998 Hayırlı Cuma (Belfast) Anlaşması, çatışma süresince tutuklanmış tüm paramiliter mahkumların salınmasını öngörüyordu. Beş sivilin ölümüne yol açan Brighton bombalamasını gerçekleştiren IRA mensubu Patrick Magee de dahil olmak üzere tüm mahkumlar  1998-2001 yılları arasında kademeli olarak serbest bırakıldı. Anlaşmanın “aranan suçlular”a yönelik yetersizliğinin anlaşılması üzerine, 2005 yılında Tony Blair hükümeti çatışma sürecindeki suçlarından dolayı “kanun kaçağı” durumundaki kişilere yönelik yeni bir af getirdiHayırlı Cuma Anlaşması’nın içerdiği kapsamlı siyasal çözüm ve genel af sonrasında, IRA 2005 yılında resmen silah bıraktı ve kısa bir sürede Kuzey İrlanda -her ne kadar dini ve etnik bölünmeler devam etse de- artık çatışma ve ölümlerin olmadığı yeni bir döneme kapı açtı.

Patrick Magee ve (Brighton bombalamasında babasını kaybeden) Jo Berry yan yana (2009)

El Salvador: 1979-1990 yılları arasında yaklaşık 70,000 kişinin ölümüne sebep olan El Salvador’daki iç savaş, 1992 yılındaki barış anlaşması ile kalıcı olarak sona erdi. İç savaşın etnik değil devrimci olması yönüyle yukarıdaki iki örnekten ayrılan El Salvador, tüm silahlı militanları ve savaş sırasında işlenmiş tüm suçları kapsayan en kapsamlı genel affın (blanket amnesty) uygulandığı örneklerden biridir. Barış anlaşmasıyla “siyasi amaçla” işlenen tüm suçlar affedildi ve silahları bırakan FMLN‘ye legal siyaset yolu açıldı. (Bu anlaşma sonrasında silahları bırakın FMLN, 1992’den bu yana geçen 21 yılda parlamento seçimlerde %30-40 arasında oy aldı ve 2009 yılındaki son Başkanlık seçimlerini de FMLN‘nin adayı olan Mauricio Funes kazandı.)

Bu örneklerdeki başarılı uygulamalar, genel affın teorik meşruiyet kadar pratik yararına da işaret etmektedir. İç savaşların kalıcı olarak sonlanmasına yönelik bu pratik yararın, yukarıdaki örnekleri aşan genel bir gerçekliği de vardır. Örneğin, Erik Melander’in 1989-2005 yılları arasındaki barış anlaşmalarına yönelik çalışması, barış anlaşmasını takip eden 2 yıl içerisinde çatışmalarının yeniden başlama ihtimalinin, genel af içeren anlaşmalarda %26 iken genel af içermeyen anlaşmalarda %48 olduğunu ortaya koymuştur.

amnesty, success

Tam da burada göreceli bir kötü örnek olarak İspanya’yı hatırlamak gerekiyor. 1998’deki Hayırlı Cuma anlaşması ile IRA silahları bırakmayı kabul etmiş ve Kuzey İrlanda’daki şiddet birkaç yıl içinde minimal bir seviyeye düşmüşken, İspanya’da ise ETA’nın silah bırakması Bask bölgesine tanınan özerklik ve kültürel haklardan 30 yıl sonra gerçekleşmiştir. Britanya ve İspanya’daki bu farklılıkta kanaatimce iki faktörün rolü büyük olmuştur: 1) Britanya’dakinin aksine, İspanya Bask bölgesine “kendi kaderini tayin hakkı” vermemiş ve böylece “bağımsızlıkçı” Basklılara siyasetle hedeflerine ulaşma yolunu kapalı tutmuştur. 2) Yine Britanya’dakinin aksine, İspanya ETA üyelerine kapsamlı bir “genel af” sunmayı reddetmiş ve affı kişi bazında (case-by-case) değerlendirmekte ısrar etmiştir. Dolayısıyla, İspanya, geçen yazımın sonunda sorduğum “Hapse girmek pahasına bir militan silah bırakır mı?” sorusunun işaret ettiği irrasyonelliği aşamadığından, siyasal çözüm konusunda attığı muazzam adımlara rağmen 30 yıl daha terörle boğuşmak zorunda kalmıştır.

Spain vs ETA, amnesty

***

Netice itibariyle, bir önceki yazımda ele aldığım teorik meşruluk ve zorunluluk ile bu yazımda işlediğim pratik yaygınlık ve yararın ışığında, uzun süreli bir etnik çatışma yaşamış ülkemizde genel affı dışlayan bir barış sürecinin başarılı olması mümkün değildir. 100 yıllık bir karanlık sayfayı nefret, intikam ve inatla değil; insaf, empati ve afla kapatabiliriz ancak.   

* Son olarak, benim kişisel kanaatim şu ki hem PKK’ya yönelik genel affın halk nezdinde daha kabul edilebilir olması hem de Türkiye’nin gelecekteki toplumsal birliğinin daha kapsamlı ve sahih olabilmesi için, Türkiye’nin “PKK’yı aşan” bir genel affa ihtiyacı vardır. Gelecek yazımda bu noktayı ele alıp genel af konusunu bitireceğim.

Reklamlar

2 comments on “Genel Af (2): Pratik

  1. Affın pratik yanı teorik temellerini ortaya koyuyor sanki. Neyse. Aslında bu toprakların bu türlü aflara çok uzak olmadığını biliyoruz. Gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet dönemlerinde zaman zaman sertlikler yaşansa da farklı amaçlarla geniş tabanlı aflar hep olagelmiştir. Zaten büyük olmak affetmekle de ilgili değil midir? Sorunun bence sosyo-antropolojik bir nucleusu var; ve bu nucleusun kırılabileceğini de hiç düşünmüyorum. Zira, bir mv.nin mealen ülkenin Boşnak ve Kafkaslardan gelenlere ait olmadığı söylemi herşeyi faş etmyor mu? Sizce bir afla herşey ne kadarık bir aman diliminde unutulup gidecek. Bu türü mevzular en azından 200 yıldır unutulmamış; bundan sonra mı unutulacak? Bir yanıyla haklı arzularını unutmalarını beklemek safdillik olmayacak mıdır? Keza, Kuzey Irak’taki gelişmeleri gören ve Barzani’nin beyanlarını duyan sıradan bir vatandaşın düşüncelerini değiştirmesini beklemek de kuş sütü eksik bir sofradan başka ne olabilir ki? Af gerekçeleri sıcak çatışmanın soğuk hale dönüşmesini ve asla sönmemesine de yol açabilir. Bu türlü düşünmeye alışık olan milleti de anlamak yanlış düşmez; çünkü yine en azından 200 yıldanberidir he bu şekildeki travmalara maruz kalmış. Gövdeden kalan bakiyeler büyük kayıplarla Anadolu’ya ulaşmış. Bu türlü bir hafıza henüz taptaze ve dipdiri. Bu dirilik yüzünden affın sonucu kanunen başarılı olsa da hukuken başarılı olur mu süreç gösterecektir.

    • Pratik fayda teorik temeli destekler en fazla, ortaya koymaz. Neyse:).
      Af ise, büyüklükle değil, insanlıkla ilgili bence. Affetmeyi bilen insan olur, büyük insan değil…
      Bir de Sakık’ın sözlerinden fazla kolektif mana çıkarıyorsunuz bence.
      Ana noktanıza gelirsek, tehlikeli bir haklılığınız var bence. Affın geçmişin hatıra ve tortusunu tamamen yok etmesi mümkün değil elbette. Böyle bir beklentiye girmek yanlış olur zaten. Öncelikli hedefimiz “normalleşmek” bizim, Türkiye’yi “harikalar diyarı”na çevirmek değil. Önce, fiziki güvenliğin olduğu, insanların boş yere ölmediği ve temel hakların tanındığı bir Türkiye oluşturalım; kalpleri ve zihinleri tamir işi (ancak ve ancak) o zaman yapabileceğimiz bir iş bence. Bu konuda aşırı ümitvar olmamakla beraber çok karamsar da değilim açıkçası; zira Kürtler ve Türkler, bugün dost olmasalar bile ortak (partner) olan Fransız ve Almanların son 150 yılda birbirlerine yaptıklarından daha fazlasını yapmadılar.
      Selamlar,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s