Entelektüel ve Eleştiri (2): Kendinden Olanın Eleştirisi

İktidara karşı doğruyu söylemek naif bir idealizm değildir; bilakis bu, alternatifleri dikkatlice tartıp doğru olanı seçmek ve sonra da bu doğruyu en fazla fayda sağlayacağı ve gerekli bir değişime sebep olacağı yerde temsil etmektir.(Edward Said, Representations of the Intellectual, s. 102)

En büyük cihat, zalim hükümdarın yüzüne söylenen doğru sözdür.” (Hz. Muhammed)

***

Geçen hafta Edward Said’in düşünceleri üzerinden “entelektüelin toplumsal rolü” konusunda bir giriş yapmıştım. Bu hafta da bir Türk/Müslüman akademisyen olarak kendi eleştiri metodumu yazacağım. Benim benimsediğim metodun dört temel prensibi şunlardır:

1. Marjinal fayda: Az yapılanı yap. (Ya da Edward Said’in ifadesiyle sesi az çıkanın –underrepresented– yanında ol). İnsanlardan gizlenen perspektif ve eleştirileri onlara sun. Mesela Filistin/İsrail konusunda ABD’de İsrail’in, Türkiye’de ise Hamas’ın hatalarını vurgula… Ben, Amerika’da Hamas’ı savunuyordum, Türkiye’de ise İsrail’in varlık hakkını savunuyorum. Ermeni tehciri meselesinde, ABD’de öğrencilerime Türk tezine destek veren Bernard Lewis’in meşhur videosunu izlettiriyordum; Türkiye’de ise, zaten 20 yıldır Türk tezini dinleyerek/okuyarak büyümüş olan öğrencilerime 1915’in bir soykırım olduğunu öne süren Ayşe Hür’ü, Fikret Adanır’ı, Taner Akçam’ı okutuyorum. Aynı şekilde, Kürt meselesinde, hükümeti eleştirilenlerin seslerinin birer birer kısıldığı ve Başbakan’ın BDP milletvekillerini televizyona çıkartanları açıktan eleştirdiği bir Türkiye’de, Fırat’ın batısında gittikçe daha da az dillendirilen devletin yanlışlarına odaklanmayı daha doğru buluyorum.

2. Dinlenilirlik/EtkiÖncelikle kendinden olana hitap et. Çünkü Müslüman ve Türk olarak, İsrail eleştirilerime İsraillilerin, PKK eleştirilerime Kürtlerin kulak verme ihtimali çok düşük. Filozoflar ve alimler “söyleyene değil, söylenene bak” diyedursun; kitleler “kendinden olmayanların” eleştirilerine kapalıdır genelde. “Bizden” olmayan bir kişi bizi eleştirdiğinde, hemen o kişinin kimliği üzerinden bir niyet okuması yapar ve eleştirisinin de ‘veri’ye değil kötü niyete ya da önyargıya dayandığına hükmederiz. (Türklerin Türkiye’yi fazla eleştiren Türklerde kripto Ermenilik/Yahudilik araması da bundandır!). Bir Yahudi’nin Müslümanların eleştirilerine, bir Kürt’ün Türklerin eleştirilerine, bir Türk’ün de Kürtlerin eleştirilerine vereceği tepki üç aşağı beş yukarı şudur: “Ondan zaten ne beklenir ki!” (Başbakan Erdoğan’ın BDPlileri ısrarla -ve gerçekliğe aykırı bir şekilde- ‘Zerdüşt’ olarak yansıtmak istemesindeki sebep de kendi tabanındaki bu düşünceyi katılaştırmaktır). Fakat “bizden” olan birisinin eleştirilerinin aynı talihsiz tepkiyle karşılaşma ihtimali düşüktür. Bu yüzden, mesela, bugün hükümetin politikalarına yönelik 30 BDPli milletvekilinin yapacağı onlarca eleştirinin AKP tabanındaki etkisi, Galip Ensarioğlu’nun yapacağı tek bir eleştirinin etkisinden daha azdır. Talihsiz bir durumdur bu; ama yadsınamayacak da bir gerçekliği vardır. Maalesef, ‘öteki’nden gelen eleştirilerin kaderi, kitlelerin önüne örülen önyargı duvarlarına çarpıp hiçleşmektir. Bu yüzden de, ölümlü dünyada nefesini verimli kullanmak isteyen bir entelektüel, eleştirilerini en etkili olabilecek kitleye, yani kendi halkına, yöneltmelidir ilk önce. İsrailli bir Yahudi olsaydım, yolum İsrail’in yanlışlarının amansız takipçileri olan Gideon Levy’nin ya da Amira Hass’ın yolu olurdu. Bir Kürt olsaydım, yolum büyük ihtimalle -son bir senede yaşadığı entelektüel ve ahlaki savrulmadan önceki haliyle- Kürt siyasetine içeriden vicdanlı eleştiriler yönelten ve “Silahları Gömme” çağrısı yapan Orhan Miroğlu’nun yolu olurdu. Ama ben Müslüman bir Türk’üm; bu yüzden de, kendimden olanın, yani Türklerin ve Müslümanların, hatalarına odaklanıyorum.

3. Samimiyet: Öncelikle kendinden olanı eleştir. Entelektüel samimiyet, tutarlı olmayı gerektirir. Tutarlılık ise başkalarını eleştirirken kullandığımız ilkeleri kendimiz için de kullanmayı gerektirir. Mesela, Dayton Anlaşması’yla Bosnalılara “işlemeyen” bir etnokratik sistemi empoze etmek yanlışsa ve bir Türk entelektüel bunu eleştirecekse, eleştirilerine önce Dayton’un adeta kopyası olan Zürih (1959) ve Annan (2004) planlarıyla Kıbrıs Rumlarına benzer bir sistemin empoze edilmesinin yanlışlığıyla başlamalı. Aynı şekilde, “Silah Kürtlerin sigortasıdır” ve “Kürtlere özerklik yetmez” diyen Leyla Zana’yı eleştirecek bir Türk entelektüel, öncelikle silahı Türklerin sigortası olarak gören ve “Ya bağımsız KKTC, ya ölüm!” diyenleri eleştirerek işe başlamalıdır. Rauf Denktaş’ı övüp Leyla Zana’yı yeremez gerçek bir entelektüel.

4. Cesaret: Sana etki edebilecek gücü eleştir. Cesaret, küçükken He-Man’den öğrendiğimiz üzere, “prensiplere sahip olmak ve her ne pahasına olursa olsun bu prensiplerden taviz vermemektir (20:50).” Entelektüel cesaret de, sadece doğruları söylemek değil, bedeli olabilecek doğruları söylemektir. Peygamber’de “en büyük cihat”, felsefede de “speaking truth to power” şeklinde ifade bulan bu hakikatin en somut pratiği de, uzaktaki “hatalı ama etkisiz” güçleri değil, yakındaki “hatalı ve etkili” gücü eleştirmektir. Diyarbakır’da yaşayan bir Kürt ya da Amerika’da yaşayan bir Müslüman olsaydım, durum farklı olurdu; ama Ankara’da yaşayan bir Türk olarak, benim üzerimde etkisi olabilecek güç PKK, İsrail ya da ABD değil, Türk devletidir.

Noam Chomsky’yi, Edward Said’i, Norman Finkelstein’i, Amira Hass’ı büyük insan ve büyük entelektüel yapan şey de; bilgileri ya da ünvanları değil, yukarıda bahsettiğim samimiyet ve cesaret testlerini en yüksek notlarla geçmeleridir. Aynı mantığı takiben, bence Türkiye’nin en onurlu ve faydalı entelektüelleri de, kendi devletlerinin her eylemine güzelleme yazıp hatayı hep İsrail’de, ABD’de, PKK’da arayan (burada isimlerini yazmak istemeyeceğim) TRT-demirbaşı entelektüeller değil; marjinalize olmak, hain ilan edilmek, mahkemelere düşmek ve hapis yatmak pahasına, önce ve en çok kendi kimliğini taşıyan kitlenin ve kendisini temsil eden iktidarın yanlışlarını eleştiren Ahmet Altanlar, Ahmet Faruk Ünsallar, Gökhan Özgünler, Umur Talular, Perihan Mağdenler ve İsmail Beşikçilerdir. (Bu isimlerle aynı sınıfta değerlendirmemekle beraber, muhafazakâr/milliyetçi cepheden Ahmet Turan Alkan’ın özel değerini belirtmeden de geçmek istemem. Ermeni tehciri, Uludere katliamı, MHP kasetleri, kürtaj tartışması ve Çamlıca’ya cami gibi pek çok meselede, oy verdiği partiyi ve mensubu olduğu kitleyi ilkeli ve cesur bir şekilde eleştiren bir kişi olarak, bence (ve Said’in yaklaşımıyla) muhafazakâr sağ içindeki tek gerçek entelektüeldir Alkan)…

Benim metodum özet olarak bu. Ben bu metodun doğruluğuna inandığım içim yazılarımdaki tercihler ve eleştirilerimdeki vurgular da buna paralel oluyor. Yazılarımı okurken bu noktayı aklınızda bulundurmanızı istirham edeceğim. Metodumu yanlış, eksik ya da kusurlu bulabilirsiniz; ama ötesinde bir niyet okuması yapmak, size vakit kaybı, bana da hakaret olur…

By fekmekci Etiketler

11 comments on “Entelektüel ve Eleştiri (2): Kendinden Olanın Eleştirisi

  1. Amerika’da Hamas’ı savunmak, Türkiye’de ise İsrail’in varlık hakkını savunmak, kendime “ne kadar tutarlıdır” sorusunu sormama vesile oluyor. Zira hatalı olan her yerde ve zamanda ifade edilmeli. Hamas hatalı ise Amerika’da da savunulmamalı diyorum kendi kendime..

    Anlıyorum. Hayata hep bir pencereden bakmaya alışmış insanlara farklı manzaraları gösteren farklı pencereler açma girişiminin neticesi bu. Buna saygı duyuyorum.

    Metod üzerine -anlayışınıza da sığınarak- fikrimi ifade etmek isterim.. Genelde “salt eleştiri” üzerinden farklı bir bakış açısı sunmaya çalışıyorsunuz. Aslında çoğumuz aynısını yapıyoruz çoğu zaman…

    Örneğin, Başbakan’ın bir hatasından bahsederken yerden yere vuruyorsunuz.
    A mevzusunda şunu ve şunu çok başarılı bir şekilde yaparken şunu ve şunu çok başarısız yaptı deseniz çok daha iyi bir yaklaşım olacağı kanaatindeyim. Böyle bir yaklaşım neredeyse hiç yok, ekseriya “salt eleştiri” var yazılarınızda.
    Bu da doğal olarak karşı eleştirileri getiriyor.

    Mazoşist duygularım depreşip de moralimi bozmak istediğim zamanlar bir ahdi atik’e bir de sizin yazılarınıza başvuruyorum:)

    Son söz: Müsademe-i Efkardan barika-i hakikat doğar….Farklı fikirlerin olması iyidir…Ama itidal de bir o kadar iyidir. Siz yazdıkça biz okumaya devam ederiz.

    Saygılar..

    • Hamas’ın da İsrail’in de haklı oldukları ve yanlış oldukları noktalar var. Amerika’da genelde İsrail’in hakları Hamas’ın yanlışları vurgulanıyor, Türkiye’de ise tam tersi. Bu yüzden ben de ABD’de Hamas’ın haklı olduğu noktaları İsrail’in yanlış olduğu noktaları vurguluyordum; burada ise İsrail’in haklı olduğu Hamas’ın yanlış olduğu noktaları vurguluyor. Bir tutarsızlık yok bu tavırda. Hamas’ın ve İsrail’in yanlışlarını hiçbir yerde savunmadım ben. Dahası, bu açıklamayı yapmak da zül geliyor nedense bana. Sen dahi anlamıyacaksan bu yalın ifadeleri…! 😦
      Başbakan son iki yılda önemli bir doğru hamle yaptı da ben mi alkışlamadım Abdülgani?! Bahsettiğin türden “hakkını teslim ederek eleştirme” 2003-2009 yılları arasında yapılabilirdi ancak. Ki o zaman ben de öyle yapıyordum zaten. (Eski yazılarıma arşivden bakabilirsin).
      Selamlar,

      • anlıyorum ki anlaşılmamışım, daha doğrusu doğru ifade edememişim…İkinci cümlem kendime sormuş olduğum “ne kadar tutarlı” sorusunun cevabını veriyordu aslında… İkisinin (Hamas ve İsrail) de doğru ve yanlış olduğu yönler var ve siz hep yanlışları ifade ediyorsunuz.. Hem de müfdafilere karşı. Belki savunucular o kadar fazla -ve kör- ki ben de yanlış yönleri göstermeye çalışıyım ki insanların mukayeseli bakma imkanları olsun diyorsunuz. (Hamas ve İsrail sadece bir örnek)…bu metodu birçok yazınızda uyguluyorsunuz.. Saygı duyduğumu ifade ettiğim nokta da tam burası idi..Rauf Denktaş ile ilgili yazdığınız yazı bu açıdan benim için açılan bir pencere idi mesela…

        “Ne kadar anlatırsan anlat, anlattığın karşıdakinin anladığı kadardır” -ya da anlamak istediği kadardır- sözünü önemsiyen bir kişiyim. ve metodunuzun özellikle Türkiye şartlarına en az bir iki gömlek fazla geldiğini ifade etmek istedim…Yönteminize dair söylemim Türkiye’deki durumu göz önüne alarak ifade edilen bir söylemdi.

        Biz -farklı ve kendine has- Ehl-i Sünnet inancının iliklerimize kadar işlediği bir birikime ve kültüre sahibiz. Bugün Hz. Osman’ın valileri atama yöntemi ile ilgili en ufak bir şey söylemeye kalksa biri, menfi birçok şeyle itham edilir. Eleştiriyi hazmetme eşiği bu seviyelerde olduğu müddetçe niyet okumaları hep olacaktır.

        Hamas Amerika’da da savunulmamalı derken Hamas’ın yanlışları savunulmamalı’yı kastetmemiştim.
        “Türkiye’de eleştiriliyorsa aynı senetlerle Amerika’da da eleştirilmeli” yi kastetmiştim. Müphem olan ifadem daha sarih ve vazıh olabilirdi..

        • Evet, ben “kıyası” çok fazla önemsiyorum. Hem ilmi hem de ahlaki açıdan. “Eleştiri”nin yazılarımda fazla yer tutması da bunun bir sonucu aslında. Daha önceki bir yazımda, “Zulmü hep “ötekine”, masumiyeti de hep “kendine” yakıştıran zihniyetler barış üretemezler” demiştim. Türklerin, ancak kendi yanlışlarını gördüklerinde, Kürt/Ermeni/İsrail/Kıbrıs… meselelerini anlayabileceklerini/çözebileceklerini düşünüyorum.

          Yanlış anlayanlar, anlamak istemeyenler, niyet okuyanlar elbet hep olacaktır; bunu azaltmaya yönelik küçük çaba idi benimkisi…

  2. Ek-1 (2.si olmayacak) 🙂
    Bu yazınızın -özellikle- son bölümünden anlıyorum ki, sizi rahatsız eden bir şeyler olmuş…Doğruları duymak çoğu zaman rahatsız edicidir..Rahatsız olanlar da rahatsız etmek isterler…

    Eleştiri kültürünün çok gelişmediği ülkemizde ve dünyada (eminim ki Amerika’daki öğrencileriniz de Hamas’ı savunduğunuzda anlayışla karşılamıyorlardı) size ve fikirlerinize dair niyet okuyuculuğu yapılmaması için bu yazı, diğer yazılarınızı okuyacak olanların ilk okuması gereken yazı olmak mecburiyetinde…(Sizi tanıyanların metdonuzu okumaya zaten ihtiyacı yok)….Aksi halde niyet okumalarının önüne geçemezsiniz…Metodunuzu sadece bu yazıyı okuyanlar bilmiş oldu ve diğer yazılarınız metodunuzun ne olduğu bilinmeden okunmaya devam edecek…

    İyi Çalışmalar

    saygılarımla…

  3. Makro politikadaki mevcut konjonktür çerçevesinde bu yazı yazılabilir bir yazı. Bir de daha küçük aidiyetler, gündelik hayatın getirdiği kısıtlar ve mecburen ram olduğumuz ve bazen başkalarını ram ettiğimiz tahakküm alanları var. Bilhassa son kısımdaki entelektüel örnekleriniz beni böyle bir yorum yapmaya teşvik etti. Makro siyaset çerçevesinde bu tarz bir yaklaşımın, hakim discoursive formation’ın dışında kalma, zihni mevcut hegemonik iddianın kurduğu governmentality’ye karşı uyanık tutma gibi faydaları olacağı aşikar. Tabi entelektüellerle ilgili bu perspektifin biraz Gramsci’ci anlamda desteklenmesi ve mikro sosyolojiyi de içine katması gerekiyor. Son sürecin bence en büyük zararı ülkede her şeyin hegelian bir arkaplanda geleceğe atıflar, ütopik hayaller, eskatolojik imalar, metafizik koşullandırmalarla yapılması. “Human Condition” tamamen unutuldu. Junger’in ikinci dünya savaşını geleceğin ordularının bir saldırı olarak görmesi gibi, biz de talep edilen bir geleceğin edilgen bir bekleyicisi olduk. Bunun yarattığı çok başka zihin açmazları ve kolektif oluşta açtığı yarıklar var. Chomsky’nin Manufacturing Consent dediği şeyin burada da biraz çalışması çok normal. Fakat o yaklaşımın içinde buradaki bir durumu karşılayacak kavramsal formülasyon yok. O da sivil toplum işlevini ‘biraz amacını aşarak’ siyasi ve bürokratik güç temerküzüne iyiden iyiye dönüştürmüş cemaatin bütün bu süreçlerdeki rolü olarak açıklanabilir. Cemaat, ülkenin son otuz yılda ürettiği en pozitif hareket eden ve birikime önem veren islami oluşumu olarak, bu kapalı devre mekanizmalarını gün geçmeden lağv etmeli ve siyaset ve bürokrasinin kimsenin şüphe etmediği olabildiğince şeffaf mekanizmalar haline gelmesi için gereken sivil toplum işlevini icra etmeli. Bunu yapması tüm Türkiye için çok olumlu bir durum olur. Yazı için teşekkürler ve tebrikler.. Selamlar.

    • Yorum ve katkınız için ben teşekkür ederim.
      Yalnız bunca jargon ve referans sanki (varsa eğer) ana temanızı gölgelemiş ve belirsizleştirmiş. Sizi takip edebildiğimi ve anladığımı zannetmiyorum. Cemaat konusuna nasıl geçtiğinizi de.
      Selamlar,

      • Commentim 4 düğümden oluşuyor. Bu düğümlerden birincisi makro siyaset ve büyük anlaşmazlıklar üzerinden formüle edilen bir muhalif entelektüelliğin “yarım” bir şey olduğuna ilişkin. Tabi bu bakış eleştirel kuramla haşır neşir olmayı gerektiriyor biraz. İkinci düğüm, örnek verdiğiniz kişilerle ve Türk – müslüman oluşunuzu vurgulamanızla alakalı. O liste bu yazı perspektifinde bayağı tutarsız bir liste. Vaktim olmadığı için detayına giremeyeceğim. Gramsci burada devreye giriyor. 3. ve 4. düğüm birleşik. Bu TRT demirbaşları gibi bir tabir kullanarak eleştirdiğiniz hükümet politikalarını tahkim eden ve söyleme çeviren aydınlardan bahsederken unuttuğunuz konu olarak cemaat ve belki Türkiye’deki diğer “içtoplum”(alternatif bir maneviyatı, oluş iddiası, gelecek tahayyülü ve diğerleri üzerinde tasarrufta bulunma emeli olan grup)lar işin içine giriyor. Çünkü son bir yıllık süreç hemen hemen tümüyle şubat ayında gerçekleşen MİT operasyonuyla da doğrudan ilintili. Hem bu konuların tartışılma şekli, hem de hükümetin söylem olarak marjinalize olması, bu hadise sonrası hükümetin 27 Nisan sonrası oluşmuş bloğun bazı üyeleriyle paylaştığı duygudaşlıktan ve güvenden şüphe etmesiyle çok alakalı. Bir yorum ne kadar imkan verirse o kadar detaylandırmaya çalıştım. Size kolaylıklar dilerim.

        • Peki Bilal bey. Daha anlaşılır kılmaya çalıştığınız için teşekkür ederim.
          Anladığım kısımların (2 ve 4) ilkini hatalı ikincisini ise hala alakasız buluyorum ama. Bu yazı son bir yıllık süreçle alakalı değil, cemaat ile hükümet ‘aydınları’ da -bence- Ermeni/Kürt/Kıbrıs meselelerinde esaslı bir farklı duruşa sahip değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s