Kürt Meselesine Müslümanca Yaklaşım

Hiçbiriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz.” (Buhari & Müslim)

Türkiye gibi ürkütücü derecede bölünmüş ve kutuplaşmış bir ülkede, zannımca mevcut problemlerimizin çözümüne ve demokratik geleceğimizin inşasına en fazla olumlu katkı yapabilecek kurumlar, insan haklarına ve özgürlüklere ilkesel ve ayrımsız bir yaklaşım sergileyen kurumlar olacaktır. Mazlumder bu kurumlardan biridir. Başkanlığını Ahmet Faruk Ünsal‘ın yaptığı Mazlumder, 21 yıldır işçilerden Alevilere, başörtülülerden gayrimüslimlere kadar pek çok farklı kesimin haklarını ilkeli ve cesur bir şekilde savunmaktadır. Üyelerinin Müslüman/dindar kimlikleri sebebiyle, muhafazakar/dindar kitleler üzerindeki etkisi de pek çok konuda benzer görüşleri serd eden DSİP gibi sol cenahtaki kurumlara nazaran daha fazla olmuştur.

Mazlumder, Kürt meselesi konusunda da en demokratik ve gerçekçi yaklaşımı sergileyen kurumlardan biridir. Hükümetin geleneksel “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır!” noktasına rücu ettiği, halkın çoğunluğunun da temel özgürlüklere karşıt bir pozisyonda olduğu bir konjonktürde, Mazlumder’in insan haklarını ve özgürlükleri öne çıkaran yaklaşımı çok daha önemli bir hale gelmektedir. İki hafta evvel (17-18 Kasım tarihlerinde), Mazlumder‘in öncülüğünde İslami camianın farklı kesimlerinden temsilcilerin katılımıyla İznik’te gerçekleştirilen Kürt Forumu‘nun sonunda harikulade bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Fakat Kürt sorununa yönelik sergilenen “Müslüman demokrat” yaklaşım, Hidayet Tuksal’ın enfes değerlendirmesi dışında, ne yazık ki merkez medya tarafından göz ardı edildi. Bu yüzden, bu hafta yazı yazmaktansa Kürt Forumu’nun sonuç bildirgesini paylaşmayı tercih ediyorum.

Bir Müslüman ve Türk olarak, aşağıdaki sonuç bildirgesindeki tüm maddelerin altına imzamı atıyorum. Demokrasinin ne olduğunu, çağdaş demokrasilerdeki azınlık haklarının kapsamını ve benzer sorunlar yaşayan ülkelerdeki çözüm paketlerini az-çok bilen bir siyaset bilimci olarak da, Türkiye’nin Kürt meselesinin kalıcı ve adil çözümünün ancak bu maddelerin Türkiyeli çoğunluk (ve onları temsil eden iktidar) tarafından da idrak edilip desteklendiğinde mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bugün akan kanın birincil sorumlularının da, bu gerçekçi/adil çözüm yolunu ısrarla görmek/göstermek istemeyenlerin olduğunu düşünüyorum…

Mazlumder Kürt Forumu, Sonuç Bildirgesi

1. İslam kardeşliğinin birinci şartı eşitlik ve adalettir. Kürtler, nasıl ki insanlık ailesinin eşit bir unsuru ise aynı şekilde İslam milletinin de eşit bir unsurudur.

2. Kürt meselesi, Kürtler ve ülkedeki diğer kesimler için bir travmaya dönüşmüştür. Psikolojik ayrışmayı derinleştiren bu travmanın ortadan kaldırılması adına devlet, kısıtlanan, engellenen ve gasp edilen bütün hakları iade etmeli ve başta Kürtler olmak üzere bütün mağdurlardan resmi özür dilemelidir.

3. Şiddet, sorunun çözümü önündeki en temel engellerdendir. Ancak, şiddetin devam ediyor olması gasp edilen temel hak ve özgürlüklerin iade edilmemesinin gerekçesi olamaz.

4. Devlet, bütün kurum ve yasalarıyla, etnik çağrışım yapan vurgulardan arındırılmalıdır.

5. Eşitlik ve adalet bağlamında en büyük sorun olarak karşımızda duran anadilde eğitim ve kamu hizmetlerine anadilde erişimin sağlanması herkesin en doğal hakkıdır. Kamu otoritesi bu hakkın kullanımı için düzenlemeler yapmak ve gerekli şartları tesis etmekle mükelleftir.

6. Değiştirilen bütün bölge ve yer isimleri iade edilmelidir.

7. Üniter ulus devlet yapısı kutsal değildir. Kürt meselesinin çözümünde, ‘üretilmiş kutsalların’ insan hayatından önemli olmadığı gerçeği dikkate alınarak, bütün siyasi ve idari alternatif modeller tartışılabilmelidir.

8. Mevzuat, ceza yargılaması ve infaz sisteminin bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanılmasına son verilmelidir.

9. Kürt meselesinin eşitlik ve adalet temelinde çözümü için bugüne kadar yapılan ve bundan sonra yapılması gereken bütün düzenlemeler anayasal/yasal güvence altına alınmalıdır.

10. Kürt meselesi bağlamında yaşanan ihlal ve zulümlerin tespiti ve tazmini için bağımsız ve icrai yetkisi olan bir komisyon oluşturulmalıdır.

11. Son yıllarda atılan olumlu adımların ve sıraladığımız bütün bu hususların kalıcı olabilmesi için sistemin etnik temele dayalı kurucu paradigması, hak ve adalet ekseninde yeniden düzenlenmelidir.

12. Anayasa çalışması tüm kesimlerin taleplerine cevap verecek yeni bir toplumsal sözleşme olarak ele alınmalı ve bir an önce sonuçlandırılmalıdır.

13. Sorunun mağduru olarak özgürlük ve haklarından mahrum bırakılmış kişilerin siyasi ve sosyal yaşama katılımlarının önünü açacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

http://www.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basin-aciklamalari/1/mazlumder-2-kurt-forumu-sonuc-bildirgesi/9494

Reklamlar

23 comments on “Kürt Meselesine Müslümanca Yaklaşım

  1. Tek kelime ile muhteşem! Özellikle ” üretilmiş kutsal” kelimesine bir müslüman olarak ayrıca takıldım.Uzun zamandır içimde burkulma ve isyan hisleri yaratan onca kavram vardır ki bu tanıma dahil olmasın…

  2. Gerçekten güzel noktalara değinmiş bir röportaj hocam. Konuyu biraz saptırmak olacak ama Müslüman kelimesine yapıştırılan, zorla dahil edilen, sızdırılan onca şey var ki; bunları ayıklamadan saf ve arı dini bulamayacağız sanırım.Körpecik beyinlere İslam adı altında zerk edilen onca düzmece temizlenmeden de “fikri hür vicdanı hür” bir nesil olamayacak maalesef. Ve en önemlisi bu temizlik için önce devletin dinden de elini ayağını çekmesi gerekiyor fakat “dindar nesil yetiştirme” hülyaları gören bir hükümetle nasıl olacak bu iş orası da muallak.

    • Ahmet Faruk Ünsal iyi bir Müslüman ve entelektüeldir…
      Evet, Mehmet Aydın’ın dediği üzere, bugün din dediğimiz şeyin %80’i tarih içinde ona yapış(tırıl)mış ‘gelenek’tir.
      Çözümün bir parçası devleti küçültmek. Ama o da bu coğrafyada çok zor gibi.

  3. Son zamanlarda dillere pelesenk olan bir ifade var Türkiye’de. Bu sonuç bildirisinin de 12. maddesinde geçen ifade: “Tüm kesimlerin taleplerine cevap vermek”. Bu söylemi, en basit ifade ile zekayla alay olarak görüyorum Hocam. Tüm kesimleri nasıl memnun edebilirsiniz. Örneğin, Türkiye’de bir tarafta eşcinseller ve onların haklarıını savunanlar varken diğer tarafta hem eşcinselliğe hem de bunu savunanlara karşı çıkanlar var. Hepimiz biliyoruz ki toplumun bir kesiminin taleplerini yerine getirirken o yerine getiriş bir başka kesimin talepleri ile çatışmakta.

    Böyle bir hakikat varken ortada “toplumun tüm kesimlerinin taleplerine cevap vermek” nasıl mümkün olacak??

    saygılarımla…

    • Araya (zaten zımnen ima edilen) “özgürlük” kelimesini koyarsan bir sorun kalmaz bence Abdulgani: “tüm kesimlerin özgürlük taleplerine cevap vermek”.
      Eşcinseller de dahil her kesimin özgürlük/hak talebi meşrudur ve anayasal güvenceye alınması gerekir. Fakat “bir başkasının özgürlüğünü engelleme özgürlüğü/hakkı” gibi bir özgürlük/hak yoktur. Böyle bir talep ciddiye alınamaz; hele ki ZEKİ insanlar tarafından! 😉
      Yoksa, “Temel anasını görmesin!” de bir talep oluverir…
      Selamlar,

      P.S. Bu arada, e-mail uzantın bitirdi beni! 🙂

      • Bu konuda katılmıyorum hocam size 🙂 özgürlüğe yüklediğimiz anlamlar farklı…temel birtakım insan hakları herkes için verilmeli… bu noktada destekliyorum sizi. Kürtlere ise Kürtlere…Lazlara ise Lazlara. Kim mahrum ise…Ancak temel insan hakkı olarak sunulan birtakım şeyler insan hakkı mıdır, benim bu noktada bazı çekincelerim var… buradan doğru nedir ve hakikati doğrudan ayıran şey nedir sorusuna gideriz ki, buna verilecek hiçbir insani cevap beni ikna etmez…yedi milyarlık dünyada yedi miyar akıl var. hepsi de farklı işliyor… (insan hakkı olmasa da bir hak olması açısından örneği veriyorum) örneğin domuz eti yemek bir özgürlüktür/haktır.. benim özgürlüğümü kısıtlamayan bir özgürlük hem de…”bir kesim çıksa biz de cenin yiyeceğiz dese” ve cenin çiftliği kurulsa, böyle bir özgürlük bizim özgürlüğümüze zararı yok diye mazur görülebilir mi… Örnekleri çoğaltmak mümkün. Beşeri sistemlerin en güzel yanı herkesin konuşması!! Televizyonlarda hesapsızca konuşan yüzleri hep beraber görüyoruz. Aklımıza her geleni söyleme, konuşma özgürlüğüne/hakkına bile sahip olmadığımızı düşünüyorum…

        Bu arada beni bana bıraksalar farklı bir mail uzantısı isterdim belki…Ancak ne var ki kamu düzeni için -ki bu düzen anarşinin önüne geçmeyi sağlıyor- bu uzantıyı kullanmak zorundayım 🙂 beni de bitirse de:)

        Benim takıldığım nokta tek cümle ile şu: Bize (ki bir mülküz) dair özgürlükleri kim ve nasıl belirliyor?

        Mülkün sahibinin dışında herkesin görüşü var ortada.

        • Canın sağ olsun Abdülgani. Kaybeden sen olursun! 🙂
          Özgürlükler konusunda feci ve iflah olmaz bir yanılgın var.
          Temeli şudur özgürlük meselesinin: Kişinin, başkasına somut ve doğrudan zararı dokunmayan herşeyi yapma özgürlüğü vardır. Belirli özgürlüklere karşı çıkarken cenin yeme gibi anlamsız ve yukarıdaki tanıma bariz aykırı bir örnekle gelmen de hatalı. Eşcinsellik ile cenin yeme kıyaslanabilir mi Allah aşkına!
          İlahi kriterler konusunda ise ısrarla görmemeye çalıştığın şey bunun subjektif oluşu. Senin tanrın sana başkasının tanrısı ona. Tevrat’ta Filistin toprakları birilerine vadedilmiş diye Filistin onların olmuyor; o toprakların kime ait olduğunu seküler/objektif kriter olan “self-determinasyon” belirliyor (ya da belirlemeli).

  4. uzayıp gitmesin diye daha yazmayacağım Hocam, vaktinizden almak istemem. Ancak ilk Ankara seferimde yanınıza uğrayıp bu mevzuyu derince görüşmek isterim…

    Bir de müsaadenizle son sözlerimi ifade etmiş olayım:

    İlahi kriterler mi, hangi kriterler 🙂 kriteri anlıyorum da ler eki bir anlam ifade etmiyor benim için 🙂 lerin içine girenler (tahrif edildiğinden) subjektif, kabul ediyorum ancak kriterin içinde olanlar objektif…(kabul etmeyeceğinizi bilmeme rağmen yazıyorum)

    Eşcinsellik ve cenin yemeyi kıyaslamıyorum. benim dikkat çekmek istediğim nokta özgürlüklerin sınırını kimin belirleyeceği noktası…

    Bugün Kürtlere yarın Eşcinsellere dair yapacağımız “müslümanca” yaklaşımda referans İslam dışı olamaz, Ya da Kürtlere “müslümanca” eşcinsellere “insanca” yaklaşım ne kadar tutarlı. Tezimizi kuvvetlendirecek doneler aramaktan öteye gitmez bu durum. Bu eleştirim özellikle Ahmet Faruk Bey’e. Eşcinseller ile ilgili hüküm ise ortadadır. Kürtlerle ilgili yapılan hak ihlallerinin birçoğunda ise aynı fikirdeyim sizinle.

    Benim kendi içinde müthiş tutarlı bir kurallar bütünüm olduğu için kaybedeceğimi düşünmüyorum, belirteyim:)

    According to my values system, if people want to kill themselves, they have every right to do so. (Friedman)

    Bana somut ve doğrudan zararı dokunmadığı için birinin kendini öldürme özgürlüğü var mıdır? Hiç sanmıyorum…Sizin özgürlük tanımınıza göre vardır benimkine göre yoktur.

    saygılarımla…

    Ne yazarsanız kabulüm daha cevap yok söz 🙂 Gerisi Ankara’da müsaadenizle…

    • Eşcinsellik, intihar, domuz eti yemek… Bunların hepsi seküler hukuk açısından özgürlük/hak; İslam açısından da “günah işleme özgürlüğü” kapsamındadır. İnsan günah işleme özgürlüğüne sahip bir mahluktur; ve başka bir mahlukun bu özgürlüğü onun elinden alma hakkı yoktur… Seküler açıdan da İslami açıdan da yanlışsın bence. Tutarsızlık da cabası. Neyse gelince anlatırım! 😉
      Ahmet Faruk Bey’e haksızlık etme. Bu metin eşcinsellikle alakalı değil, o bizim tartışmamızla canlanan bir konu idi. Kendisi geçenlerde Hazal Özvarış’la röportajında bu konuda yeterince netti. Ve sana yakın bir duruşu var….
      Katkın için sağol,
      Görüşmek üzere…

  5. Bir Zaza olarak eleştirim;
    Kürt meselesinde Müslümanca bakış adıyla Mazlumderin yaptığı çoğu zaman halkıma karşı inkarcı ve imhacı bir bakış açısıdır. Onlar yayınladıkları “etnik ayrımcılık” raporunun 40. sayfasında International Encyclopedia of Linguistics’de Zazacanın Kürtçenin bir lehçesi olduğunu yazdığını söylüyorlar. Ancak, Kitabın 309’uncu sayfasında açık olarak Zazacanın Kürtçenin lehçesi olmadığı yazılı . Bu durumda doğru söylemesi gerekenler Zazalar için yalan söylüyorlarsa onların söylediklerinin itibarı ne olur gözümüzde. Allah ıslah etsin.

    • İfadelerinizin haddinden fazla eleştirel ve karalayıcı olduğunu düşünüyorum. Zazaların Kürtlükle ilişkisi Kürtler arasında dahi neticelenmiş bir tartışma değil ki…
      Ne benim ne de Mazlumder’in bu konuda kesin bir düşüncesi yok. Mazlumder, genel kanıya uygun düşen bir not yazmış sadece. Yanlış olabilir mi? Elbette. İnkarcı ve adi bir bakış mı? Asla!

      • Mesele rapor içinde sahtekarlık yapılmasıdır. Bahsedilen kitapta zazaca dildir denirken onlar tam tersine ifadenin kitapta yer aldığını belirterek Zazacayı Kürtçeye yamamışlardır. Her iki kaynağa da online ulaşabilirsin. haklı olduğumu göreceksin.

        • Aynı kaynağa göre, Zazaca ve Goranice de Kürtçenin alt-lehçeleri sayılırlar. Bununla birlikte, hangi dillerin Kürtçenin lehçesi kabul edilip edilemeyeceği tartışma konusu olmuştur. Örneğin, bazı kaynaklara göre Zazaca bir lehçe değildir.”
          Mazlumder’in özel bir ‘yamama’ gayreti yok. Siz asıl kaynağın orijinalinde ne dediğini yazarsanız daha netleşebiliriz.

  6. Linki bir daha veriyorum. http://books.google.com.tr/books?id=sl_dDVctycgC&printsec=frontcover&dq=International+Encyclopedia+of+Linguistics&hl=en&sa=X&ei=kMDlUL6ENqf_4QTpjICgBQ&redir_esc=y#v=onepage&q=zazaki&f=false
    Dimli: also called dimili, zazaki. … closest to hawrami. not a kurdish language.
    Hawrami: also called gurani… closest to dimli of turkey. Both differ from Kurdish. sanırım açıktır. Ayrıca hiç bir şekilde lehçedir demiyor. bu durumda mazlumderciler yalan söylemiş olmuyorlar mı.

    • OK. Bu durumda Mazlumder bir ‘hata’ yapmış oluyor… Hem Mazlumder’in devam eden cümlesinde meselenin tartışmalı olduğunun not edilmesi hem de Britannica‘dan Bruinessen‘e kadar pek çok otorite tarafından da yaygın (ve belki de hatalı) bir şekilde Zazalığın Kürtlük içinde değerdirilmesi sebebiyle, ötesinde bir yargılama yapmayı gereksiz görüyorum. Kötü niyetli olmayan bir hata yapmış Mazlumder…

  7. Bruinessen Zazaların Kürt olmadığını söyler. Bu konuda alıntıyı aşağıya koyuyorum. Bu konuda otorite olan MacKenzie, Minorsky, Windfuhr, MacDowall, Todd gibi onlarca bilim adamı Zazaları kürtlerin bir kolu olmadığını ispatlamışlardır. gerekirse onları da paylaşırım.
    Martin Van Bruinessen ( Kurdish Society, Ethnicity Nationalism and Refuge Problems, The Kurds: a contemporary overview Editör: Philip G. Kreyenbroek, Stefan Sperl Routledge, 1992)
    Many Kurdish nationalists prefer to ignore the fact that Zaza and Gurani are in fact different languages s. 219.

    • Bruinessen kendisi ilk başlarda Zazalarla ilgili olarak popüler bakış açısı paralelinde Zazacaları kürtlerin bir kolu gibi sınıflandırmıştı. Bunu http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1029194 haberinde “(Doktora tezim olan Ağa, Şeyh, Devlet’te) ‘Zazaların çoğu kendini Kürt sayar’ diye yazdım, iki taraf da kızdı bana” şeklinde bunu itiraf eder. Ancak 1980’lerin sonlarından itibaren Avrupa’daki göçmen Zazalar arasında Zaza yurtsever hareketinin ortaya çıkması neticesinde bu genel kabulünün doğru olmadığını gördü. Senin gösterdiğin 1989 tarihlidir. Bruinessen’in Zaza hareketi hakkında fikrinin olmadığı dönemdir. ancak daha sonra yazdığı “The Kurds in movement: migrations, mobilisations, communications and the globalisation of the Kurdish question”, “Aslını inkar eden haramzadedir!” The debate on the ethnic identity of the Kurdish Alevis” gibi makalelelerinde artık Zazaların kimliği üzerine Zazalar arasında uyanan Zaza ulusal hareketinin varlığını ifade eder. Diğer taraftan “Kurdish Society, Ethnicity Nationalism and Refuge Problems” makalesinde de açık açık Zazaların kürt olmadığını belirtir.

      Sonuç olarak kendini demokrat olarak nitelendirenlerin “Türk milliyetçiliğine ve onun şekillendirdiği ulus devlete” haklı olarak karşı çıkarken Zaza halkınının varlık mücadelesinde Kürt milliyetçilerinin tetikçiliğine soyunmaları onların demokratlık iddiasını temelden çürütmektedir. gerçek bir demokrat olabilmeniz dileğiyle selamlar

      • Abdulkerim,
        Bu sana yazdığım son yorum.
        Milliyetçi gözlüklerin okuduğunu anlayamayacak kadar köreltmiş seni. Bruinessen bahsettiğin metinlerde senin söylediğine destek olabilecek hiç bir şey demiyor. Tartışmayı özetliyor en fazla… Neyse… Allah kurtarsın!
        Konu bu değil zaten. Ne ben ne de Mazlumder Zazalık’ın Kürtlük’le ilişkisi hakkında baştan itibaren nihai bir şey söylemezken, bize sürekli bir düşünceyi yaftalaman asıl sorun ve gayr-i ahlaki olan. Neyse… Allah kurtarsın.
        Ben seninle yazışmıyorum artık.
        (Bi daha da gelmem Davos’a! 🙂 )

  8. Eleştiriye kapalı olmak işte durum bu. Yazışmamanız da umurum da değil.
    Acaba “Many Kurdish nationalists prefer to ignore the fact that Zaza and Gurani are in fact different languages” sözü beni desteklemiyor mu.
    Farzedelim ki konu tartışmalı; niçin sadece yazarın Zazalarla ilgili 1989’da yazılmış Kürt milliyetçilerinin tezlerini destekleyen yazısını koyup Zazalarla ilgili Kürt milliyetçilerini eleştiren yazılarını koy(amı)yorsunuz. Unutulmamalı ki 30 yıl öncesinde Kürt yoktur denildiğinde konu tartışmalıdır deyip susmak nasıl demokratlık değilse Zazalar yoktur, Zazaca lehçedir denildiğinde konu tartışmalıdır deyip söz söylememek de aynı şekilde demokratlık değildir. Allah cümlemizi ıslah eylesin ve cümlemizi kurtarsın. Sizi de gerçek demokrat eylesin :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s