İsrail, Gazze ve Terör: Düşünce Notları

1) İsrail devleti; işgalini, kaynak hırsızlığını ve askeri endüstrisini devam ettirmek ve meşrulaştırmak için “Filistin terörü”ne muhtaçtır. Bunun için de sürekli ve kontrollü bir şekilde Filistinlileri İsrailli sivillere yönelik şiddet eylemleri yapmaya kışkırtacaktır. Finkelstein’ın deyimiyle, Filistinlilerin tüm “barış ataklarını” (peace offensive) boşa çıkarmak için de elinden geleni yapmaktadır.

2) İsrail’in hırçın politikalarının temel besleyicisi, ideoloji ya da din değil, bu politikaların Amerikan ve İsrail halkı arasında sahip olduğu destektir. Filistin sorununun çözümü, İsrail’in yanlışlarından çok, başta Filistinliler olmak üzere biz Müslümanlar’ın bu yanlışlarla hangi ilke ve araçlarla mücadele edeceğimizle ilgilidir. Yanlış araçlar, Filistinlileri hem Amerikan hem de İsrail halkının gözünde ‘yanlış taraf’ olmaya mahkûm etmektedir.

3) Terör, ahlaken olduğu kadar stratejik olarak da yanlıştır. Hamas’ın siviller üzerine gönderdiği füzeler, İsrail’in saldırılarına meşruiyet kazandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

4) İsrail’i kınarken Hamasın sivil bölgelere onlarca füze atmasını es geçen Türkiye, hem Filistin sorununda hem de Kürt sorununda zemin kaybeder. “Sivillere yönelik siyasal amaçlı şiddet” her yerde terördür. Ve Türkiye’nin terör kavramını sulandırmasının ne Türkiye’ye ne de dostlarına bir faydası yoktur.

5) İsrail’in Filistinlilere yaşattığı, istisnai bir zulüm değil, modern ulus-devletin trajik hikayesinin güncel ve konsantre bir versiyonudur. İsrail’in işleyip de Türkiye’nin (ya da herhangi bir ulus-devletin) işlemediği hiçbir günah yoktur. İsrail’in günahlarını aşırı vurgulamak, bizi sahte ve tehlikeli bir adalet anlayışa götürmektedir. 

6) İsrail’in katliamları çoktur. Ama şöyle de bir gerçek vardır: Son 80 yılda Türkiye, Pakistan, Suriye, Irak, İran ve Endonezya’nın her birinin öldürdüğü sivil Müslüman sayısı İsrail’in öldürdüğü sivil Müslüman sayısından fazladır.

7) İsrail’in günahları ile aziz olunmaz! El-Kaide’nin 100 Müslüman’ı öldürdüğü günlerde Twitter’da “milli maç”, “Memati’nin ölümü”, “kutup ayısı” geyikleri yapan Türkler, İsrail 10 Filistinli öldürdüğünde #GazzeAteşAltında tag’i üzerinden cihat ilan ediyorsa burada bir sorun vardır. Müslümanlar onlarca Müslümanı katlederken susup, gayrimüslimler bir-kaç Müslüman öldürdüğünde ‘vicdan’ına ateş düşen bir ümmetin, bırakın dünyayı, kendisine bir hayrı olabilir mi? Maalesef İsrail, kendi günahlarımızın üzerini örtmek ve insanlığımız konusunda kendimizi kandırmak için kullandığımız çamurlu bir örtüye dönüşmüştür.

8) Bu süreçte kulağa en güzel gelen sesler, İsrail’den yükselen eleştirel seslerdi. Her yerde olduğu gibi, İsrail’de de en onurlu insanlar kendi devletinin hatalarına karşı çıkabilen insanlardır. Ama her yerde olduğu gibi, Türkiye’de de İsrail’de de bu insanlar çoğunluğun gözünde ya haindir ya terör-sempatizanı!

9) Öyle gözüküyor ki çatışmalar tırmandıktan sonra İran’ın itibarı bizim de şaşkınlığımız arttı. Sivil halka saldıran Suriye rejimine silah yardımı yaptığı için İran’ı eleştiren Türkler, Hamas’ın İran’dan aldığı roketlerle Tel Aviv’deki sivilleri gelişigüzel hedef almasını “Allahü ekber!” nidalarıyla alkışlıyor

10) İsrail hükümetini seçim yatırımı ile suçlayanlara küçük bir hatırlatma: 2011 seçimine giderken, ‘ateşkes’ sürecinde 50 küsür PKKlı öldürdü Türkiye. Oy, kan ister; tüm militarist demokrasilerde!

11) İsrail’in belki de en sevilebilecek yanı, bizlere “örgüt lideri öldürüldü” ve “sınır ötesi harekât yapıldı” türünden haberlerin sevimsizliğini öğretmesidir. İsrail, Hamas’ın askeri kanadının lideri olan Caberi’yi hedef aldı ve bir “terör örgütü lideri”nin öldüğü düşüncesi İsraillilerin çoğunun başarı ve haklılık duygularını pekiştirdi. Sivil ölümler bu haklılık duygusunu zedelemedi. Bizim içinse, Caberi her şeyden önce insandı ve İsrail’in yaptığı katliamdı. Ama burada şöyle bir soru da var: Fehman Hüseyin’i ya da Murat Karayılan’ı benzer bir “collateral damage” ile öldürebilseydik, kaçımız Türkiye’yi haksız bulurdu? Zaten Uludere katliamını tetikleyen nedenlerden biri de Fehman Hüseyin’in kafile arasında olduğu istihbaratı değil miydi?

12) İsrail’in saldırısı sonrasında Türkiye’de en fazla tweet/retweet edilen tweet’in şu ırkçı tweet olması utanç vericiydi. İsrail devletinin suçları üzerinden Yahudileri ve Yahudilik’i aşağılayan insanların hepsi araya gelse, bir Emily Henochowicz etmezler! Yahudi bir Amerikalı olan Emily, 21 yaşında bir sanat öğrencisiyken Filistinlere destek vermek için 2010 yazında Batı Şeria’ya gitti ve bir gösteride İsrail ordusunun attığı gaz bombasının yüzünde patlaması sonucu sol gözünü kaybetti. Twitter üzerinden sahte, nafile ve ırkçı lanetleme oyunları oynayanlar, siz Filistinliler için neyinizi feda ettiniz?

Emily Henochowicz, “DemocracyNow!” programında.

Reklamlar

6 comments on “İsrail, Gazze ve Terör: Düşünce Notları

  1. Ben de bu yazdıklarınizla paralel düşünceleri henuz dondugum bir akademik toplantida yaptigim sunum vesilesi ile dile getirdim. Maalesef Filistin icin iyi seyler soyluyor olmak bir yana israil sempatizani olarak goruldum. Bence bir akil tutulmasi yasaniyor, ve insanlar eksik bilgilerle duygusal yorumlarla hareket ediyor, sosyal bilimciler dahil… umarim yaptigimiz ve yapacagimiz calismalarla bu bariyerleri asmaya faydamiz olur.. saygilar

    • Maalesef böyle bir durum var (kendimden de biliyorum). “Dost acı söyler” geleneğinden gelmemize rağmen, bugün kendimize ve dostlarımıza yönelik yapıcı eleştiriler bile hainlik olarak görülüyor.
      Fakat ben ümitvarım yine de; zira düşüncesinin değiştiğine şahit olduğum çok insan var.
      Saygılar,

  2. Yazdığınız maddelere karşılık gelecek şekilde yazacak olursam (Ankara stratejideki yazınız da gözüme çarptı, oraya da atıfta bulunarak potbori yapacağım, karışık olmaz umarım);
    1) Finkelstein’e bakarsanız Filistinliler Gandhi’yi örnek almalı, civil disobedience yapmalıdırlar. Kendisinin Filistin mevzuundaki son yönelimi/önerisi bu şekildedir. Sizin de Filistinlilere öneriniz bu mudur? Yoksa ateş açacaklarsa doğrudan İsrail askerlerine ateş açabilirler mi? (o zaman terörist olmazlar herhalde sizin terör/terörist anlayışınıza göre) Peki İsrailli sivilleri hedef almasalar da doğrudan İsrail askerlerine ateş açsalar, o zaman İsrail -olayı (benimse aşağıda katılmayacağım gibi) sizin okuduğunuz şekilde- meşruiyet için kullanamaz mı? Yani, Hamas ya da Hamas’ın kontrolünde olmayan diğer Filistinli gruplar sadece İsrail askerlerine saldırsa, o zaman İsrail’in karşılığında göndereceği FÜZELERİN meşruiyeti dünya gözünde daha az mı olacaktır? Finkelstein’e geri dönersek, Filistinliler silahlarını bıraksınlar ve ölmeye devam mı etsinler? 1948 Nakba’dan itibaren alırsak 65 yıldır ölüyolar, yetmedi mi? O nedenle Finkelstein’in dediklerini de biraz tartmakta fayda var.
    2) Bi yandan İsrail’in hırçın (yazınızda kullanmışsınız. Biraz yumuşak bir sıfat olmamış mı; “hırçın çocuk” gibi mi mesela?) politikalarının temel besleyicisi ideoloji ya da din değil, bu politikaların İsrail halkı nezdinde sahip olduğu destektir demişsiniz. Ama Ankara Stratejideki “uzun savaşa dair kısa notlar” yazınızda ‘israil halkının çoğunluğu Filistinlilerle barışa hazır’ demişsiniz. O zaman İsrail’in en basit ve yetersiz tabirle ‘hırçın’ politikalarının temel besleyicisi ‘çoğunluğu barışa hazır olan İsrail halkı’ mı oluyor? Ankara stratejideki versiyon’da, İsrail halkının üçte ikisi barışa hazır demişsiniz ve sonra “Fakat bir taraftan iktidar ve sermaye odaklarının ürettikleri korku ve propaganda, diğer taraftan da Filistinlilerin yanlışları İsrail halkını devletlerinin hırçın politikalarını desteklemeye itmektedir” demişsiniz. [şimdi fark ettim, Ankara strateji enstitüsündeki yazınızda 6. maddede ‘yanlışları’ kelimesi üzerine verdiğiniz linki açınca korkmuş bir bayan İsrail askeri ve onu sakinleştirmeye çalışan bir başka İsrailli bayan asker çıkıyor. Bu mu Filistinlilerin yanlışı? Ne büyük hata işlemiş Filistinlileeer, sen nasıl olur da roketlerinle bir bayan İsrail ASKERİNİN korkmasına sebep verebilirsin yaaa?!] Barışı dinamitleyen saldırılara desteği bu kadar çabuk sağlanan bir çoğunluğun barışı istemesini ne kadar önemsemek gerek acaba? Ayrıca verdiğiniz linkte Truman instituteki polls’ta Eylül ayı anketini mi aldınız yoksa daha öncekileri mi? İlk bakışta bile bu anketlerin pek bi anlam ifade etmediği açık gibi geliyo bana (sorulan soruların kalitesi, ankete güven vs nedeniyle). Anketteki tek bir sorunun cevabına dayanmayacaksak, İsrail vatandaşlarının çoğunluğunun öyle net bi şekilde barış istediğini çıkarmak da zor gözüküyor. Acaba ankete katılanlar barış istiyoruz deyip, sözde barış güvercini Şimon Perez’in de her platformda“Israel wants peace” (surprise surprise, bilmeyenler Perez’in 93 94 yıllarında yazdığı The New Middle East kitabına bakabilirler) deyip diğer yandan barışı imkansız kılan başlıca faktörlerden olan ‘yerleşimler devam edecek (“natural growth argümanı”), Kudüs’ü de paylaşmayız, Jewish state olcaz mı diyolar? Çünkü böylesi bi tutumda, bu çoğunluğun biz aslında barış istiyoz demesini “aa bak bu İsraillilerin çoğunluğu da barış istiyomuş” diye veri olarak alamazsınız.
    3) İsrail’i biraz tanıyanlar bu tür saldırılarına meşruiyet kazandırmak için Hamas’ın gönderdiği ROKETLERE (SİZİN DEDİĞİNİZ GİBİ FÜZE DEĞİL, ROKETTİR onlar; FÜZE OLSA İŞTE O ZAMAN DAHA BÜYÜK BİR İSABET ORANIYLA İSRAİL ASKERLERİNE ATILABİLİRDİ DOĞRUDAN) ihtiyacı olmadığını bilirler. Ayrıca İsrail’in kazandığı meşruiyet filan değildir, devlet liderleri bazında, konuyu biraz bilenler bazında İsrail’in kazandığı destek Hamas’ın roketleri vasıtasıyla değil, İsrail’in baskısı, şantajı, gücüdür. Yoksa İsrail’i destekleyen Avrupa ülkeleri liderleri de bilirler İsrail’in saldırılarının meşru olmadığını, bilirler ama söyleyemezler.
    5) Evet her şeyin suçlusu modern ulus devlet!; imparatorluklar çağında halklar kardeşti, güle oynaya yaşıyor idik! Müslüman Müslümanı kırmıyor, Müslüman diğer dinlerden olanı kendisiyle eşit vatandaş sayıyordu! İsrail’in işleyip de Türkiye’nin işlemediği günahlar muhakkak ki vardır. Mesela Türkiye İsrail’in yaptığı gibi (sizin de yazınızın başında kabul ettiğiniz) kaynak hırsızlığı yapmış mıdır mesela? Sizin olayları yorumladığınız şekliyle İsrail’in yaptığına benzer Türkiyede aynen şunu yapmıştır diyeceğiniz konular mutlaka vardır (mesela ben Sabra Şatilla katliamı desem, siz Tunceli’yi anımsatırsınız vs). ama böyle basit bir mantık hiç olmamış: “nation states are primed to commit cruelties”, “israel is a nation-state”, “so Israel must have committed cruelties”, “Turkey is a nation state too” (or state nation a la Barry Buzan?), so vadaaaaaa “Turkey must have committed the same cruelties that Israel did”. İştr tam da burada “dünyada birilerine, kendi halkına zulüm eden bir devlet bulsak da, biz Türkiyenin de aynı şeyi yaptığını düşündüğümüz için, ordan destek/case study alıp Türkiye’ye çaksak” tavrını açık şekilde görüyoruz.
    6) İsrail’in katliamları çoktur. Ama şöyle de bir gerçek vardır: Son 80 yılda Türkiye, Pakistan, Suriye, Irak, İran ve Endonezya’nın her birinin öldürdüğü sivil Müslüman sayısı İsrail’in öldürdüğü sivil Müslüman sayısından fazladır. Hangi veriye dayanarak bunu söylüyoruz acaba? Havadan atıp tutmak hiç olmamış.
    7) İsrail 10 filistinli öldürmedi ya da gayr-i Müslimler birkaç Müslüman öldürmedi. Müslümanlar öldürüldüğünde genel olarak yüksek sayıda oluyor ölenler; Arakan’da olsun, Çeçenistan’da olsun, Filistin’de olur, Irak’ta olur, Uygurlar Çin’in elinde olsun vs vs. Olayın aritmetiğindeyseniz, Irak’ta meydana gelen bahsettiğiniz saldırıdan daha fazla sayıda Filistinli öldürülmüş durumda şu anda. Belki bu durumda vicdanımıza ateş düşmesi normaldir?
    Ayrıca bu 7.madde’de çok feci genelleme var. Irak’taki bir saldırının linkini vermişsiniz. (Böyle saldırılar, Irak’ta Ebu Musab El-Zerkavi döneminden beri devam ediyor. O ara özellikle Şii Müslümanlara saldırıyorlardı ama bu yüzden Müslümanlardan tepki görmediler demenize kimse inanmaz. Tepki göstermeyen Türk de olmuştur ama tepki gösterenler daha çok olmuştur. Siz de hatırlarsınız, tam da bu nedenle Bin Ladin kendisine “Müslümanlara karşı saldırıların örgüte zarar veriyor, daha da sorgulanmamıza neden oluyor” diyerek tabir yerindeyse Zerkavi’nin kulağını çekmiştir.) GazzeAteşAltında tag’i üzerinden cihat ilan edenlere sorun bakalım, Irak’ta gerçekleşmiş o hunhar saldırıyı onaylıyorlar mı? Hiç sanmıyorum. Ama tabii bugünlerde de Arakan’da bazı Müslümanların öldürülmüş olması muhtemeldir belki, ya da Afganistan’da, ya da Pakistan’da bir Pazar yeri ya da bir camide bomba patlatılmıştır. Bu ölümlerin olduğu yerler için değil de, Gazze’ye alçak saldırılar üzerine ‘cihat ilan etmelerini’, tepki göstermelerini kınamak lazım değil mi? Ümmet için yeterince üzülen, endişe eden var, siz yormayın kendinizi. Müslümanların gerekli gücü sağlayamayıp hala bu konuda Batı’dan, UN’den destek beklemeleri hatalıdır; İsrail’i suçlamak ama tanımaya, hakkında bilgilenmeye çalışmamak büyük bir hatadır (bknz. Hassan Barari’nin “İsrail’i suçlayıp duruyorsunuz, iyi güzel, haklısınız ama İsrail üzerine çalışmıyorsunuz, kaçınız İbranice biliyor, kaçınız İsrail toplumunu, içindeki tartışmaları, gündemdeki konuları takip edebiliyor?” babında yazdığı “Israelism: Arab Scholarship on Israel, a Critical Assessment” kitabı—maalesef aynı sorun Türkiye için de geçerli, Türkiye’de kaç kişi İbranice okuyabilmektedir?) ama İsrail bişeyleri örtmek için kullandığımız bir çamurlu örtüye filan da dönüşmemiştir, endişeniz olmasın.
    9) Sivillere karşı Suriye rejiminine destek veren İran ve İsrailli sivillere karşı Hamas’a silah veren İran demiş, ilkine karşı çıkan Türkiye, hangi tutarlılık anlayışıyla ikincisini destekler? Demişsiniz. İran bazı yerlerde de doğruyu yapabiliyor demek ki; onu desteklemek lazım. Bir yerde kendi halkının önemli bir kısmına saldıran bir Suriye rejimi ve buna verilen destek, diğer yanda ise başka bir halkın (Filistin’in bir halk olduğunu kabul ediyorsunuzdur herhalde; 2012 amerikan başkalık aday adaylarıdan Newt Gingrich ya da Herman Cain gibi Palestinian people diye bişey yoktur demiyorsunuzdur umarım) topraklarına el koyan, o halkın önemli bir kısmını zorla yerinden eden (meraklısı açar Avi Shlaim’in kitaplarını açar, okur), terörist bir devlete karşı direnmek zorunda olan, sivilleri gelişigüzel vurmayacak silahlara sahip olmayan bir Filistin var. Ama siz Hamas ve İsrail, orada İsrail askerine taş atan çocuklarla, PKK ve Türkiye, polisimize taş atan çocukları bir tutuyorsanız, bu dediklerimiz size bir şey ifade etmeyecektir.
    10) “İsrail hükümetini seçim yatırımı ile suçlayanlara küçük bir hatırlatma: 2011 seçimine giderken, ‘ateşkes’ sürecinde 50 küsür PKKlı öldürdü Türkiye. Oy, kan ister; tüm militarist demokrasilerde!” demişsiniz.
    Evet, hükümet ve asker hata yapmış, seçimlere giden dönemde “aman seçim öncesi yatırım için öldürdü” derler endişesiyle, operasyonları durdurmalıydık! Ama bence, seçimlere giden kaç aylık dönemde bu operasyonları durdururlarsa sizin hükümete yönelttiğiniz bu suçlamadan muaf tutulmaya hak kazanacaklarını bilmediği için hükümet bu hatayı işledi! Emin olamadılar, seçimden 1 ay önce mi PKK’lı öldürmeyi bıraksalardı, yoksa 2 ay önce mi tereddütte kaldıkları için operasyonlara devam ettiler. Bu iddianızı yukarıda bahsettiğim “İsrail yapmışsa, Türkiye de ondan aşağı kalmış olamaz, buradan Türkiye’ye de vuralım” tavrınız çerçevesinde değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Yani o 50 PKK’lı öldürülmeseydi AK Parti’nin hali niceydi seçimlerde. Kısacası şu 10. noktada yapmış olduğunuz basit analizle, İsrail’in iç yapısı, koalisyon hükümeti kurma zorunluluğu, Netanyahu’nun sıkışmış haline karşılık seçimlere giderken Türkiye’deki durum neydi, gerçekten Erdoğan’ın da PKK’lı öldürme gibi bir seçim yatırımına ihtiyacı var mıydı sorularını sormaya gerek bile yok diyorsunuz.
    11) “İsrail’in belki de en sevilebilecek yanı, bizlere “örgüt lideri öldürüldü” ve “sınır ötesi harekât yapıldı” türünden haberlerin sevimsizliğini öğretmesidir. İsrail, Hamas’ın askeri kanadının lideri olan Caberi’yi hedef aldı ve bir “terör örgütü lideri”nin öldüğü düşüncesi İsraillilerin çoğunun başarı ve haklılık duygularını pekiştirdi. Sivil ölümler bu haklılık duygusunu zedelemedi. Bizim içinse, Caberi her şeyden önce insandı ve İsrail’in yaptığı katliamdı. Ama burada şöyle bir soru da var: Fehman Hüseyin’i ya da Murat Karayılan’ı benzer bir “collateral damage” ile öldürebilseydik, kaçımız Türkiye’yi haksız bulurdu? Zaten Uludere katliamını tetikleyen nedenlerden biri de Fehman Hüseyin’in kafile arasında olduğu istihbaratı değil miydi?” diyorsunuz.
     Kaçımız Türkiye’yi haksız bulurduk? Emin olun Türk halkının çok ezici bir çoğunluğu haklı olarak “helal olsun” “işte böyle” gibi tepkiler verirdi. Caberi’nin öldürülmesi İsrail açısından rasyoneldir; nasıl ki Cevher Dudayev’in ya da Basayev’in öldürülmelerinin Rusya için rasyonel olması gibi. Dikkat ediniz onların amaçları çerçevesinde rasyoneldir diyorum haklıdır, adaletin gereğidir vs demiyorum (zaten öyle düşünmeyeceğim şimdiye kadar yazdıklarımdan anlaşılmıştır herhalde). Bir terör örgütünü zayıflatmak için collateral damage ile liderlerini öldürmek gayet etkili bir yöntemdir. Başa geçen her lidere nefes aldırmaz, bir geceyı bırakın 2 saat durduğu yerde, 3. saat durmasına izin vermezsiniz. Burada ben PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul ettiğim için, örgütün beyinlerinin peşinden gidilmesinde azami fayda görüyorum. “Kaçımız” kelimesine verdiğiniz link muhtemelen Milliyet gazetesindeki bir habere yazılan tek bir yoruma (Güneydoğu’da kimyasal silah kullanılsın demiş her türlü sıfatın yakıştığı birisi) dayanıyor. Yapmayın bu nedir şimdi? Bu yorumlardan 150’sini de bulabilirsiniz ama bu uçuklardan, izole vakalardan yola çıkarak bi iddialarda bulunmasanız ne iyi olurdu.
    12) İsrail’in saldırısı sonrasında Türkiye’de en fazla tweet/retweet edilen tweet’in şu ırkçı tweet olması utanç vericiydi. İsrail devletinin suçları üzerinden Yahudileri ve Yahudilik’i aşağılayan insanların hepsi araya gelse, bir Emily Henochowicz etmezler! Yahudi bir Amerikalı olan Emily, 21 yaşında bir sanat öğrencisiyken Filistinlere destek vermek için 2010 yazında Batı Şeria’ya gitti ve bir gösteride İsrail ordusunun attığı gaz bombasının yüzünde patlaması sonucu sol gözünü kaybetti. Twitter üzerinden sahte, nafile ve ırkçı lanetleme oyunları oynayanlar, siz Filistinliler için neyinizi feda ettiniz?

     haksızlık etmeyelim; belki de Mavi Marmarada Filistinliler için sol gözünü değil hayatını feda edenler, ve etmeye razı o gemiye binenler arasında da suçu Yahudilik’te bulanlar, Yahudilerin iflah olmayacağını düşünenler, dolayısıyla haklarında rahatlıkla “ırkçı” denilebilecek kimseler olmuştur. Derdiniz ırkçı olmaları mı yoksa hem ırkçı olup hem de Filistin için bir sol göz, bir sağ kulak feda etmemelerinde mi? Yani ırkçı birisi hayatını Filistinliler için feda etse, mesela İsrail buldozerinin ezdiği ve İsrail mahkemelerinin yakında sonuçlanan mahkeme sonucunda suç unsuru görmediği Rachel Corrie ırkçı olsaydı, ırkçı olmasını affedecek miydiniz?

    • (sanırım) Ömer,
      -(perde arkasından konuşmak niyedir, onu da anlamam!)-
      Öncelikle uzun ve detaylı yorumundan dolayı samimi olarak teşekkür ederim. Fakat (evet, fakat) BOŞ şeyler söylüyorsun. Ben tartışmaya girmeyeceğim, zira senin yanılgıların düşünce kaynaklı değil bilgi eksikliği ve ırkçılık kaynaklı. Onlara da yapacak bir şeyim yok.
      Kısaca itirazlarının ve eleştirilerinin bir kısmına notlar düşeceğim ve kapatacağım. Sen dilersen benim notlara cevap verebilirsin; ama ben öğrenmek, anlamak ve işe yaramak gayretinden bu kadar uzak birisiyle tartışmayı abesle iştigal buluyorum.
      Her şey bir tarafa, İsrail/Filistin konusunda yazdıkları ve söyledikleri ortada olan, Amerika’dayken yazılı basında Hamas’ı savunmuş ve son yazısında da defaatle Filistinliler ifadesini kullanmış birine “Filistin’in bir halk olduğunu kabul ediyorsunuzdur herhalde;… Newt Gingrich ya da Herman Cain gibi Palestinian people diye bişey yoktur demiyorsunuzdur umarım” şeklinde aşağılık bir istihza/itham yapabilen birisiyle konuşmayı/tartışmayı kendime ve Yaratıcıma hakaret addederim.
      Okuyucular için şunları not edip geçeyim.
      1. Blog platformunda yazılan ve telaşlı bir çözüm arayışı içeren bir yazıdaki kavramlar üzerinden çok fazla “niyet okuması” ve ukalalık yapıyorsun. Ben yazımda roket ve füze kelimelerinin ikisini de interchangeable olarak kullanıyorum. Hem hep füze demiyorum hem de yaygın yapılan yapılan (hatta sözlüklerde de yapılan) bir “galat-ı meşhur” yapıyorum. Ötesinde bir mana aramanın gereği yok. Aynı şekilde İsrail’in politikaları için aggressive manasında hırçın ve saldırgan kelimelerini birlikte ve interchangeable olarak kullanıyorum. Burada İsrail’in günahlarını ‘hafifletme’ çabası yok. Hem daha genel bir kavram kullanma hem de “İsraillileri anlamaya” yönelik bir yazıda İsrail’e yönelik zaten haddinden fazla olan öfkeyi daha fazla kabartmama niyeti var.
      2. Kaynaklara yönelik eleştirilerin de anlamsız. Ben yazılarımda genelde argümanlarıma ve istatistiklere yönelik en azından bir kaynağa link vermeye çalışıyorum. Bu linklerim, “bakın tüm deliller burada ve bundan ibaret” manasında değil “bu veriden yola çıkabilirsiniz mesela” manasında. a. Filistinlilerin yanlışı, İsrailli siviller üzerinde şiddet ve terör uygulaması. Linkini verdiğim (ve internette yüzlercesini bulabileceğiniz) fotoğrafta da ben dehşet ve korku halindeki bir “sivil” ve onu sakinleştirmeye çalışan bir asker görüyorum. Eğer senin iddia ettiğin üzere oturan kişi bir asker ise, o zaman yanlış bir fotoğraf kullanmışım demektir. O kadar. İsrailli askerlere yönelik Filistinlilerin kuvvet kullanımına kategorik bir karşıtlığım yok elbetteki… b. Sabah gazetesindeki link konusunda ise iki şeyi ıskalıyorsun. Birincisi, serdedilen düşünce etrafımızda ve televizyonlarda çok sık rastlayabileceğiniz bir düşünce. İkincisi, benim önemsediğim kısım o tekil yorum değil o yoruma yapılan like&dislike sayısı. Merkez medyada yapılan “bölgedeki tüm Kürtleri öldürmeliyiz” şeklindeki bir yorumun 105 like’a karşı 24 dislike alması önemli bir veri ve göstergedir bence. c. İsraillilerin anketlerine yönelik toptan reddinizi anlamak mümkün değil. Hayfa Üniversitesi ve Haaretz gibi İsrail’in değerli haber/bilgi kaynaklarını elinin tersiyle bir kenara iten bir adamla İsrail hakkında ne konuşulabilir ki?! Ki Hayfa Üniversitesi’nin 2001’den beri yaptığı anketlerin sorularını (mesela Clinton parameters ve Arab Initiative’e yönelik yaklaşımları ölçen soruları) okuma zahmetine katlansaydın, bu anketlerdeki cevapları Perez’in barış nosyonuyla bağlama komikliklerini de yapmazdın…
      3. Finkelstein’i anlamaktan çok uzaksın. Mevcut yüzeyselliğinle anlayabileceğini de düşünmüyorum. Bir kere, Finkelstein mutlak olarak “sivil direnişi” savunmuyor. Gandi’ye muazzam saygı duymakla beraber, Gandi’nin düşüncelerine nüanslı ve şerhli bir şekilde yaklaşıyor. Hatta Gandi’nin sivil itaatsizlik kavramının yanlış anlaşıldığını da vurguluyor. Neyse, benim yaklaşımımın yeterince net olduğunu düşünüyordum. İsrail’in ground invasion’larına karşı koyabilecek (Hizbullah vari) bir silahlı örgütlenme dışında, mevcut küresel güç dengesizliği içinde, Filistinlilerin diğer kuvvet kullanımların kendilerine zarar getirdiğini/getireceğini düşünüyorum. Filistinliler 50 yıldır ölüyorlar; ama yanlış bir ‘imaj’la ölüyorlar. Dünyanın Mavi Marmara’daki 9 ölüme Gazze’deki 1500 ölümden daha fazla önem vermesinin bir şeyler söylemesi lazım bizlere…
      4. Barışa hazır olma konusunda “hazır” kelimesine itirazını kısmen anlayabilirim. Belki hazır değil de istekli/razı daha iyi bir tercih olurdu. Fakat netice itibariyle, gözünü hakikate kapatanlar dışındaki herkes için, İsrail halkının çoğunluğunun -kendilerini güvende hissettikleri sürece (yani Araplar İsrail’i tanır ve İsrail’e yönelik terör sona ererse)- iki devletli bir çözüme taraftar olduğu bir veridir. Okuyun, öğrenin.
      5. İsrail’in (ve lobisinin) hard gücü elbet bir veridir. Ama günümüz dünyasında, bu gücü destekleyen bir propaganda (ya da yanlış bilinçlenme) olmadan etkili olması ve devam etmesi mümkün değildir. Filistinliler bu propaganda malzemesini ellerine veriyorlar.
      6. Ulus-devlet ve kötülük konusunda da demogoji yapıyorsun. Bu konudaki düşüncelerim senin çocuksu “ulus devletler kötüdür -Türkiye bir ulus devlettir – o halde Türkiye kötüdür” mantıksal çıkarımına dayanmıyor. Bir taraftan Türkiye, ABD, İsrail, Pakistan, İspanya, Irak, Yunanistan… tarihine yönelik BİLGİ, bir taraftan da Tilly, Mann, Giddens vb’nin kitaplarındaki TEORİ’nin beni getirdiği bir sonuç bu. Katılmayabilirsiniz, ama önce öğrenin.
      7. Evet, İsrail’in işleyip de Türkiye’nin işlemediği hiçbir günah yoktur. Bu bir “çakma” meselesi değil, basit bir bilgi meselesidir. Ve bu konudaki cehalet de maalesef insanları senin yaptığın türden “Mesela Türkiye İsrail’in yaptığı gibi kaynak hırsızlığı yapmış mıdır” gibi şirinliklere götürür. Okumak sizin için gerçekten zül ise, bu konuyu şehrinin yakın tarihini biraz bilen bir Vanlı, Batmanlı, Tuncelili, Kıbrıslı, İzmirli ya da Gökçeadalı ile konuşmanızı tavsiye ederim.
      (P.S. En son bu tür bir şirinlik yapan birine Sevan Nişanyan’ın verdiği “Terminatör” cevabı ağırdır, ama Şirinler’e de başka nasıl cevap verilir!)
      8. Evet, son 80 yılda Türkiye, Pakistan, Suriye, Irak, İran ve Endonezya’nın her birinin öldürdüğü sivil Müslüman sayısı İsrail’in öldürdüğü sivil Müslüman sayısından daha fazladır. (Sudan’ı unutmuşum!) “Hangi veriye dayanarak bunu söylüyoruz acaba? Havadan atıp tutmak hiç olmamış” itirazınıza gülüp geçiyorum sadece. Biraz mürekkep yalamış herkesin malumu olan sayılar bunlar. Spinoza ustayı dinleyip, cevap vermeyi zül sayıyor ve sizi Allah’a ve literatüre havale ediyorum.
      9. Dokuzuncu ve onbirinci maddelerde klasik bir benim terörüm vs. başkasının terörü ayrımı yapıyorsun. Ben bu ayrımı baştan reddettiğim ve ahlaksız bulduğum için cevaba gerek duymuyorum. Ama şunun üzerinde düşünmenizi isterim açıkçası: iktidar/sermaye ehli, kitleleri saldırgan politikalarına ikna ederken, senin de burada açtığın ve meşrulaştırdığın “sübjektif şiddet alanı”nı kullanıyorlar.
      10.O farklı, bu farklı!“, “Onunla bunu nasıl kıyaslarsın!“, “Türkiye başka, İsrail başka!” türünden refleksler beni hem güldürüyor hem de eskilere götürüyor: 2007 yılında Florida State Üniversitesi’nde Ortadoğu’da Uluslararası Siyaset dersini anlatırken konu Ermeni tehcirine geldiğinde, ben Ermeni tehciri ile 1948’deki Filistin göçü (Nakba) ve 1990’lardaki Irak ambargosu arasında kıyaslamalar yapmıştım. Bunun üzerine Amerikan milliyetçisi bir öğrencim “Türklerin yaptığı bir katliamdı, Amerikan ambargosu ise bir tehdide yönelik meşru bir hamle idi, bu ikisini nasıl kıyaslarsınız!” şeklinde bir tepki vermişti. Hemen ardından da Amerikan Yahudisi bir öğrencim “Filistin göçü İsrail’in savaş sırasında aldığı bir güvenlik önlemiydi, 1915 ise bir soykırımdır, bu ikisini nasıl kıyaslarsınız!” şeklinde parlamış ve hatta hızını alamayıp beni idareye şikâyet etmişti… Resmi tarihler sağ olsun, yeryüzündeki tüm milliyetçiler benzer şekilde düşünüyorlar!
      11. Murat Karayılan’ın ölmesi ya da yaşaması beni ilgilendirmiyor. Ama “Murat Karayılan ölsün de varsın etrafındaki 10 sivil de ölsün” diyebilen kimsenin Sharon’dan daha insan olduğunu düşünmüyorum.
      12. Irkçı tweet konusundaki derdim iki idi. Birincisi, insanların ırkçı olması; ikincisi genel olarak (istisnalar müstesna) Filistinliler adına hiçbir somut fedakarlık yapmamış insanların, içinde Filistinliler adına muazzam fedakarlık yapmış pek çok sahsı da barındıran bir ırka/millete hakaret etmesi.
      13. Furkan’ın anısına saygı duyuyorum ben. Hakkında konuşmaktan da haya ederim. Ayrıca Furkan’ın (ya da Mavi Marmara gazisi Hakan Albayrak gibilerin) Yahudilere yönelik bir ırkçı düşünce taşıyacağına ihtimal vermiyorum. Fakat şöyle bir genel düşüncem de var benim. Filistinliler için canını vermiş olsalar bile, yüz ırkçı kişinin bir Emily kadar değeri yoktur gözümde. Irkçılık, bir nevi sıfır çarpandır bence.
      14. Seçim sürecinde öldürülen PKKlılar konusundaki naif yaklaşımınıza da gülüp geçiyorum. Aynı süreçteki Kastamonu saldırısı, PKKlıların öldürülmeleri, MHP kasetleri gibi eylemlerdeki oy/seçim hesaplarını görmeyen biri Marslıdır benim gözümde. Dahası, yıllarca Türkiye’de yaşamış ve anadili Türkçe olan birisi, kendi ülkesindeki siyasete bu kadar uzaylı kalıyor ve sonra da “İbranice öğrenelim, İsrail’i tanıyalım” kampanyasına başlıyorsa, kanalı değiştirip maç izlemeyi tercih ediyorum ben. Size de iyi uçuşlar…
      15. Amacım hiçbir zaman Türkiye’ye ya da başka bir ülkeye “çakmak” olmadı. Ama çıkarları ve cehaletleri yüzünden hep belirli düşmanlara çakmayı adet edinmiş kişiler tarafından bu şekilde yaftalanmaya alıştım artık. Doğru düşünmeye ve düşündürtmeye uğraşan bir sosyal bilimciyim ben. Bu konuda Aralık ayında “Entelektüel ve Eleştiri” adlı bir yazı yazacağım zaten. Burada daha fazla uzatmayayım o yüzden.
      Selamlar,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s