Türklük, Türkiyelilik ve Teritoryal Vatandaşlık

Kürtler Türkiyelileşti. Devlet de, Türkler de Türkiyelileşmeli. Etnik vurgulu devlet anlayışından kurtulmak şart. Yoksa Kürt’le Türk eşitlenemez ve bu kavga bitmez. Çünkü sen ne kadar Türk’sen, Kürt de o kadar Kürt olmak isteyecektir. Ben de diyorum ki… Bu kadar Türk ve Kürt olmayalım. Normalleşelim! Bu normalleşmeyi sağlayacak olan da devlettir.” (Abdurrahman Kurt, AKP eski milletvekili)

***

Kürt meselesiyle alakalı tartışmalarda öne çıkan konulardan biri de “Türklük” kavramıdır. Türk kavramı (aynen Arap, Kürt, İngiliz gibi) bir etnisiteye atıf yapmaktadır ve bu yüzden de dışlayıcı bir kavramdır. Buna rağmen, tartışmanın “geleneksel” kanadı, Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk kavramının etnik değil teritoryal (ülkesel/coğrafi) ve hukuki manada kullanıldığını öne sürmektedir. Fakat tarihsel pratik ve söylem bunun hiç de öyle olmadığını göstermektedir.

Cumhuriyet’in yazılı kanunları ve tarihsel uygulamaları, devlet erkanının kullandığı dil ve Türkiye’nin yurt dışındaki Türklere yaklaşımı, Türk sözcüğünün sadece sözlüksel değil aynı zamanda pratik manasının da etnik olduğunu ortaya koymaktadır. Zira “Türk” kavramı etnik değil de teritoryal ve hukuki bir manaya sahip olsa idi; ana dili Türkçe olmayanlara yönelik asimilasyonist ve ayrımcı politikalar uygulanmaz, devlet yetkililerimiz Türkiye sınırları dışında yaşayan Türklere “soydaş” diye atıf yapmaz, Türkiye Cumhuriyeti Batı Trakya ve Kıbrıs Türkleri’nin kültürel ve siyasal haklarını savunurken Irak ve Suriye Kürtlerinin kültürel ve siyasal haklarına karşı çıkmaz ve yüksek yargımız gayrimüslim T.C. vatandaşlarına “yabancı gerçek kişiler” olarak atıf yapmazdı…

Türklük konusunda yapılan ikinci hata ise Türk sözcüğünün etnik içerimlerinin göz ardı edilerek “Türk vatandaşlığı” kavramındaki Türk sözcüğünün sorunsuz olduğunun ve bu kavramın normal bir “isim tamlaması”ndan ibaret olduğunun ileri sürülmesidir. Geçen hafta CNN Türk’teki tartışmada, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Sibel Özel de ısrarla “Türk vatandaşı” kavramının “Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı” ifadesinin “isim tamlaması” şeklindeki kısaltması olduğunu belirtti. Argümanına destek olarak da diğer ülkelerde de bunun böyle olduğunu ve mesela “Fransa’da” doğan insanlara “Fransız vatandaşı” denildiğini belirtti. Hâlbuki ne vatandaşlık açısından “diğer ülkelerde de böyledir” şeklinde bir genelleme yapılabilir, ne de Türkiye açısından Fransa doğru bir örnektir.

Türkiye, dil ve etnisite açısından, büyük bir homojenlik içeren Fransa’ya değil, bu açıdan daha heterojen olan İspanya’ya, Kanada’ya, Britanya’ya, Belçika’ya, Pakistan’a benzemektedir. Ve bu ülkelerin hemen hepsinde dominant etnik kimlik ile teritoryal kimlik arasında önemli ve bariz bir fark vardır. İskoçlar kendilerini Britanyalı olarak görür; ama İngiliz olarak görmezler. Beluciler kendilerini Pakistanlı olarak görür; ama Pencabi olarak görmezler. Katalanlar kendilerini İspanyol olarak görür; ama Kastilyan olarak görmezler. Valonlar kendilerini Belçikalı olarak görür; ama Flaman olarak görmezler… Benzer şekilde, Türkiye Kürtlerinin büyük çoğunluğu kendilerini Türkiyeli olarak görür ama Türk olarak görmez.

İşin ilginç yanı, Mustafa Kemal de dâhil olmak üzere Türkiye’nin kurucularının hepsi, bugün sanki bir keşifmiş gibi ortaya koymak zorunda kaldığımız bu gerçeğin farkındaydı. Bunun sonucu olarak da Milli Mücadele döneminde Türklük’e değil Türkiyelilik’e (ve bunun içerdiği ortak değerlere) vurgu yapılmış ve dönemin (1921) Anayasasında Türk kelimesi bir defa dahi kullanılmamıştı. Türkiye’nin “Kürt sorunu”, büyük oranda, bu “Türkiyelilik uzlaşısı”nın Lozan Anlaşması sonrasında terk edilmesiyle başladı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel hatası, Anadolu’nun etnik çeşitliliğine rağmen, etnik-bazlı bir vatandaşlık anlayışını benimsemesiydi. Kürt sorununun temel sebebi de bu yanlış vatandaşlık anlayışı olmuştur. Türkiye’nin huzurlu ve demokratik bir ülke olabilmesi için, bu etnik-bazlı vatandaşlık anlayışını terk edip daha kapsayıcı olan teritoryal vatandaşlık anlayışına geçmemiz gerekmektedir. Bunun da somut yolu, Abdurrahman Kurt’un ifadesiyle, daha az Türk daha çok Türkiyeli olmaktan geçmektedir.

Reklamlar

8 comments on “Türklük, Türkiyelilik ve Teritoryal Vatandaşlık

  1. Bu konuda çok haklısınız hocam eğer dediğiniz gibi bu yorumlar dikkate alınmış olsaydı bugün belki sorunların en büyüğünü atlatmış bulunurduk ve hep beraber Dünya’nın en büyük aılelerinden biri olurduk.. Ayrıca muasır medeniyetler yolu TERİTORYAL bir ülkenin VARLIĞINDAN geçer…

  2. Faruk Bey, selamlar.
    Belki son on yılda her alanda bir Türk karşıtlığının yaşandığı söylenebilir. Ancak ne yazık ki bu karşıtlığının sadece felsefi gereksinimlerden dolayı ortaya çıktığını düşünmüyorum. Açıkçası imparatorluk kurmuş hemen bütün milletlerde görüleceği üzere ırka ait bir saflıktan söz edilemeyeceğinden, bu, Türk’e ait olan karşıtlığı anlamakta bir hayli zorluk çekiyorum. Bu Türk karşıtlığı hali, kendilerine eza ettiğini söyleyenlerdeki gizli ve yıkıcı milliyetçiliğin katmerli bir halde tecessümünden başka ne olabilir ki? Soydaş tamlamasına dair getirdiğiniz eleştirileri makul bulmakla beraber yetersiz görüyorum. Zira Ankara gerçekten “soy”a ait bir genelleme yapmış olsaydı bugün Suriye’den kaçanları olduğu gibi zamanında Saddam’dan kaçan Kürtleri de topraklarında her halde barındırmazdı. Ben böylesi bir kana ait bir bakışın olduğunu ne eskiden ne de şimdi görmüyorum. Ama bundan sonra da olursa bu karşıtlığın bir tepkimesi halinde anlamaya çalışacağım. Genel olarak yazının ana fikrini destekleyecek argümanların da farklı şekillerde tercih edildiğini düşünmeme vesile olacak hususları barındırıyor. Misal olması için Türkiye için Fransa’nın iyi bir örnek olmayacağı bunun yerine İspanya, Kanada, Britanya, Belçika ve Britanya örnekleri de hem tarihen hem de örnek olarak Türkiye ile ilişkilendirilemeyeceğini görüyorum. İlkin Fransa’nın homojen olduğu iddiası gerçeği göstermemektedir. Öyle ki, halen uykuda olan bir Alman, sonra Bask, İtalyan ve lokal etnisite ve dil içeriği ile hiç de homojen değildir. Örnek olarak verilen Belçika ve Pakistan gibi nevzuhur ülkeler ile bir imparatorluk bakiyesi ülkeyi karşılaştırmak da hakşinaslık olamayabilir. Britanya ve Beluci kavramları ile ilgili olarak kişilerin kendilerini tanımlama durumları ise tümden farklıdır. Bir İskoç’un Britanya’ya dahil olması bir anlaşma ile olmuştur ve hukukidir. Tarihi ve hukuki olarak her iki millet de çok belirgin şartlarda özgünlükleri ile yaşar; hukuk ve eğitim alanında olduğu üzere. Ve ben hiçbir zaman Britanyalı olarak kendini ne tavsif eden ne de tavsif ederek övünen birini gördüm. Toparlayacak olursak, genel olarak önermelerin tartışılabilecek olmasından varılacak sonuçları da tekrar düşünmemize yol açacağını düşünüyorum. Sonuç olarak: 1. Hızla bir Türk karşıtlığı gelişirken, gelişen bizatihi karşıt bir milliyetçiliğin olduğu nasıl görülemez. Bu hususun gidip toslayacağı duvar herhalde akıl duvarı olacaktır. 2. Seçilmiş örneklerin Türkiye’ye benzemekle beraber ok yakın ilgisinin olmadığı araştırıldığından görülecektir. Çünkü her örnek tektir. 3. Devletin soydaş ayrımı yaptığı da çok isabetli bir tespit değildir. İstiklal Harbi sonrasında ve hâlâ Boşnak, Arnavut, Yunan, Torbeş, Pomak tabir edilen kişilerin Türkiye’ye göçmelerine izin verilmesi yahut yukarıda da örneklendiği üzere Saddam ve şimdi de Esed güçlerinden kaçanların korumaya alınması ve karınca kaderince yardım edilmeleri bu düşünceyi yıkmak için bence yeterdir. Selamlar.

    • Merhaba Murat Bey,
      Katkınız için teşekkürler. Ama neredeyse her konuda farklı düşünüyoruz. Kısa kısa cevap vereyim.
      – Daha az Türk ve Kürt olalım, daha çok Türkiyeli olalım temasındaki bir yazıdan “Türk karşıtlığı” çıkarmanız en hafifiyle hüzün verici.
      – “Her örnek tektir” şeklindeki düşüncenize saygı duymakla beraber bilimsel olarak yanlış ve faydasız bulmaktayım. Bilimin özü kıyastır. Ve kıyas, birimlerin asgari düzeydeki berzerlikleri varsayımına dayanır.
      – Fransa’nın ve diğer ülkelerin dil homojenliği/heterojenliği sübjektif tartışmaları gerektiren bir konu değil. Şu haritadan başlayabilirsiniz (Avrupa dil haritası).
      – İskoçlar konusunda sanırım en iyi cevap, Monte Kristo Kontu’ndan ilhamen, “Maybe you should go out more often!”. Sayılar ve manzaraya şuradan bakabilirsiniz mesela: http://news.stv.tv/scotland/105668-do-you-feel-scottish-or-british/
      – Türkiye’nin yurt dışındaki Türklere “soydaş”, Kürtlere ise “kardeş” demesi Türk kelimesinin etnik içerimler taşıdığını gösterir, Türklerin Kürtlere düşman olduğunu göstermez. Mülteci örneğiniz, bırakın bir argümanı yıkmayı, alakalı bile değil.
      – Pakistan konusundaki Oryantalizminiz ise esef verici.

      En iyisi biz sizinle kalemle değil sözle devam edelim 😉
      Selamlar,

      • Faruk Bey,

        Selamlar. Doğrusu sizi hüzünlendireceğimi bilseydim öncesinde olduğu gibi sessizce kalırdım. Aslında söyleyecek şeylerim olmakla beraber sözle devam etmek beni heyecanldırır. Biliyorsunuz; kapımız size her daim açık. 🙂

        Söylediklerimi tebellür ettimek babında iki kelime edip yazılarınızı okumaya devam edeceğim.
        – Belki doğrudan olmasa da yahut mevcut atmosfer kapsamında en azından yazdıkarınızı ben bu şekilde anlıyorum. Çünkü hangi yazıyı okumaya kalksam yahut ne izlesem sürekli bir “Türk” denmesin serzenişini duyuyorum. Tamam o halde; Türk demeylim de ne diyelim? Pekiyi daha az Türk ve Kürt olalım da, nasıl olalım? Tarihi derinliği ve bagajları bir kenara itip nasıl daha az Türk ve Kürt olalım? Eğer ş sadece bir tesmiye ile kalsa amenna diyeceğim.
        – Örnek babında dediklerimin de bilimsellikle bağdaşmamasını anlayamam. Zaten bilimselliğin bizatihi kendisi ile bir sorun var. Tabii bilimlerde olduğu gibi sosyal bilmlerde de değişmez kanunarı bulmak isteyişi sakın ola dimağları yanlış yönlere götürmesin? Bu yüzden bilimsel filan olmadığımı kabul ediyorum.
        – Dil bir temas noktası olmakla beraber bence yeterli değil. Eğer linkini verdiğiniz haritaya bakılacak olursan örnek üzerinden gidilecek olursa Fransa nerede ise Türkiye ise Kürtçe dışında neredeyse homojen. Acaba? Fransa’yı bir yana bırakacak olursak Türkiye’de bazı yerlerde yoğunluk olmak üzere Arnavutça, Boşnakça, Arapça ve dğer dilleri konuşan ve Türkçe bilmeyen kişiler yaşıyor. İstatistikler konusunda daha nceki yazılarınızdan birinde bir epigrafınız vardı; bana onu anımsattı bu harita.
        – Soydaş ve kardeş konusunda ise iyi bir cedelci olduğunu kabul etmeliyim. Ama derdimin ne olduğunu izah ettiğimi düşünüyorum.
        – Oryantalist tamlamanız ise beni bir hayli güldürdü. Geçenlerde de ilçemizdeki bir bürokrat,sohbetimiz sırasında benim solcu olduğumu söyleyiverdi. Bakalım daha neler olacağız:) Bana göre dertleri, bagajları ve yaşanmışlıkları ile Türkiye ile Pakistan’ı mukayese etmek bana kolaya kaçmak gibi geliyor. Başka bir örnek ama daha başka bir örnek beni ikna için yeter sanırım.

        Son söz olarak, sohbetinizi özlediğimi sizinle paylaşmak isterim. Sadece bu öğretici sohbetler için bile Ankara’da kalmaya değerdi. Selamlar.

        • Murat Bey,
          Diğer noktalardaki polemiği bir kenara bırakıp sadece ilk noktanıza cevap vereyim. Bu basit bir tesmiye meselesi değil elbette. “Nasıl olacak?” konusunda ilk akla gelen somut örnekler:
          – Anayasa’daki Türk tanımlamasının kaldırılması ve Türk vurgusunun azaltılması.
          – Andımızın kaldırılması
          – Kürtçenin ve diğer dillerin her alanda serbestleşmesi
          – Orijinal yer adlarının iade edilmesi
          – Yurt dışındaki Kürtlerin siyasal/kültürel haklarının Kıbrıs Türklerininki kadar desteklemesi…

          Görüşmek dileğiyle,

  3. 1-Fransa ne kadar homojen acaba, Korsikalı, Alman (Alsaslı), Biriton ve Bask’ları ile.
    2-İspanya’da Katolonyalılar kendisini asla ispanyol olarak görmez. onlar Katolanyalıdır. Barselona’da İspanyol olanların takımı bu nedenle Espanyol’dur.
    3-Kimlik territoryalleşse bile çatışmayı ortadan kaldıramıyor. Ijavlar için Nijerya, Kürtler için Irak, Darfurlular için Sudan, Kürtler için İran gibi yada Kürt, Ermeni, Arap, Yunan, Bulgar ve Sırp için etnik atıf içermeyen Osmanlı çatışmayı ortadan kaldırmadı.
    4-Bu arada Kürt milliyetçileri tarafından tehdit edilen Arap ve Zaza halkları içinde Kürt milliyetçileri açılım yapmalı. Örnek olarak Altan Tan 24 Kasım’da Ceylanpınar’da Arapları tehdit etmiş ya da halkım olan Zazalara karşı Kürt milliyetçilerinin inkarcı politikasına ne demeli.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s