‘Terörist’e ağlamak ve insanlık

Zamanla farkına vardığım acı gerçek şuydu ki, ancak şiddeti doğuran şartları ve şiddetin giderdiği ihtiyacı anladığımızda şiddeti önlemek için ne yapabileceğimizi bilebiliriz. Şiddetin kendileri için tamamen iradi bir tercih ve çarpık bir güç ifadesi olduğu az sayıda insan olmakla birlikte, insanların çoğu kendilerini ifade etmenin tek yolunun şiddet olduğu durumlarda şiddete meyleder.” (Michael Ungar, Psikolog)

Suçluyu kazıyın altından insan çıkar.” (Faruk Erem, Ceza Hukukçusu)

Öyle deme, onlar bizim çocuklarımız!” (‘Eleştirim Kürtlere değil, PKK’ya’ diyen Enis Berberoğlu’na Şemdinlili bir babanın cevabı)

***

Aslında bu yazıyı Hüseyin Aygün’ün ifadelerine gelen tepkilerin sonrasında yazmayı düşünüyordum. İki ay evvel, kendisini kaçıran PKK militanları hakkında alışılmadık nötr bir dil kullanan Aygün’ün açıklamalarından “terör propagandası” çıkartmış ve el birliğiyle Aygün’ü lince tabi tutmuştuk. Aygün’ün başına gelen itibarsızlaştırma geçen hafta da “Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz” diyen Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in başına geldi. PKK militanlarına yönelik insani bir yaklaşım sergileyen Güven, adeta bir politik icma ile eleştirildi ve itibarsızlaştırıldı. Söylenecek çok şey var burada. “Terör” ve “terörist” kavramlarımın bilimsel ve felsefi sefaleti hakkında konuşup yazabiliriz saatlerce. Ama ben daha önemli bulduğum bir noktayı eşmekle yetineceğim bu yazıda. O da şu: bugün PKK ölülerine “leş” muamelesi yapan insanlar, farklı bir coğrafyada doğsalardı, ölen PKKlılara ağlıyor olabilirlerdi…

Modern insan kendini “aydın” ve “bağımsız” diye kandıradursun, insanoğlunun düşüncelerini büyük oranda coğrafya tayin eder. Bağımsız düşünme cesaretine ve yetisini sahip küçük bir azınlığı bir tarafa bırakırsak, insanların ezici çoğunluğu içine doğdukları coğrafya ve kültürün “taşıyıcısı” olmaktan öteye gidemez. Dini inançtan siyasi görüşe kadar pek çok konuda insanların düşüncelerini kendi irade ve gayretleri değil, içine doğdukları coğrafya ve kültür belirler. Bu yüzden, mesela, Trabzonluların yüzde 90’ı Müslüman iken, Texaslıların yüzde 90’ı Hıristiyan’dır. Bu yüzden, mesela, Kars’ta doğanların yüzde 90’ı 1915’i meşru bir güvenlik önlemi olarak görürken, 200 kilometre ötedeki Erivan’da doğanların %90’ı 1915’e soykırım der. Bu yüzden, mesela, Hakkâri’de doğan insanların %90’u PKK militanlarına “gerilla” derken, İzmir’de doğan insanların %90’ı PKK militanlarına “terörist” der. Bu yüzden, mesela, iki nesildir muhafazakâr sağa oy veren ailelerin çocuklarının sol bir partiye oy verme ihtimali yüzde 20’yi geçmez…

Dolayısıyla, bugün Kur’an dışında hiçbir kutsal kitabı okumadan “İslam haktır” diyen, “1915 soykırımdır” tezini savunan Akçam’ı ya da Dadrian’ı okuma ihtiyacı hissetmeden ateşlice “1915 bir güvenlik uygulamasıdır” savunmasını yapan ve 1980 sonrasındaki “devlet terörü” hakkında hiçbir şey okumadan PKK militanlarını “bölücü” ve “terörist” olarak gören Trabzonlu bir Türk, eğer Erivan’da Ermeni bir aileye doğsa idi, çok büyük ihtimalle, hiç Kuran okumadan “teslis”e inanacak, Lewy ya da McCarthy’yi okuma ihtiyacı duymadan 1915’in bir soykırım olduğunu düşünecek ve PKK’nın sivillere yönelik şiddetini ‘ayrıntı’ olarak görüp PKK militanlarını  “özgürlük savaşçısı” olarak görecekti… İspanyol filozof Ortega y Gasset boşuna “Ben, ben ve çevremim” (Yo soy yo y mi circunstancia) dememiştir. Ortalama bir Trabzonlu Türk’ün ortalama bir Erivanlı Ermeni’den farklı düşünce ve inançlara sahip olmasının temel sebebi, içine doğdukları coğrafyaların farklı tecrübe ve öğretileridir.

Hakeza, Güngören’de İstanbulluları bombayla havaya uçuran Kürt’ü, Kudüs’teki pizzacıda Yahudi gençleri paramparça eden Arap’ı, ya da Dersim harekatında çocukları kafalarına meşe kütükleriyle vurarak öldüren Türk’ü bu vahşi eylemlere iten şey, derince irdelenmiş ve bağımsızca karar verilmiş düşünceler değildir, içine doğdukları coğrafyaların somut koşulları ve soyut öğretileridir. Bunu, yani kitlelerin düşünce ve eylemlerinde coğrafyanın asıl belirleyici faktör olduğunu, yani bizden çok farklı insanlarla bizim aramızdaki farkın büyük oranda coğrafyanın bir cilvesi olduğunu, anladığımızda, başkalarını yargılarken çok daha merhametli olacağız. Ve işte o zaman hem “Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz” diyen Diyarbakır Emniyet Müdürü’nü, hem Firavun’a tapmış insanların akıbeti sorulduğunda onlara “cehennemlik” damgası vurmaktan imtina eden ve “Allah bilir” diyen Hz. Musa’yı (Taha 51-2), hem de “İnsanları yargılamayın ki Allah da sizi yargılamasın” diyen Hz. İsa‘yı (Luke 6:37) gerçekten anlayabileceğiz…

Empati bu yüzden önemlidir. Anlamayı ve bu sayede de insan olmayı sağlar. Evet, insan olmayı. Zira benzer somut koşullarda kendilerinin de yaptığı ve yapacağı eylemlerden dolayı başkalarını suçlayanlar -tam da Recep Güven’in dediği gibi- “insan” değildir… Hadi Serdar Kaya’nın sarsıcı benzetmesi çoğumuza fazla geliyor; Amerikalı sosyolog Sam Richards’ın öğrencilerine Iraklı direnişçiler için yaptırmaya çalıştığı kadar da mı empati yapamayacağız “yanlış yoldaki” Kürt kardeşlerimiz için?

“Hiçbir sorun kendisini yaratan bakış açısıyla çözülemez” diyor Einstein. Gerek Kürt meselesinin gerekse PKK şiddetinin çözümü de yeni bir birlikte yaşama kontratı ve millet kurgusu inşa etmemizi gerektiriyor. Böyle bir kontrat ve kurgu ise, bu ülkenin 5 milyonu aşkın vatandaşı tarafından “biz” ve “bizim çocuklarımız” şeklinde bir kategoriye sokulan PKKlıları da içine alacak bir “biz” anlayışı gerektiriyor. Şiddeti yadsıyan, ama şiddete bulaşmış bireyleri insanlıklarından arındırmayan bir anlayış bu. Biliyorum, pek çoğu hayata -ve tabiî ki PKK’ya- “vur, kır, parçala; bu maçı kazan!” perspektifinden bakan Türkler için zor bir proje bu. Ama bu projeyi başaramayan bir Türkiye’nin huzura ermesi çok daha zor.

Reklamlar
By fekmekci Etiketler

6 comments on “‘Terörist’e ağlamak ve insanlık

  1. Peygamberin ne kadar insancıl ve barışçı olduğunun propagandasını yapan, bu nedenle onun hayatının öğrenilmesinin ülkemizin geleceği bakımından ne kadar önemli olduğunu söyleyen, bu konuyu okullarda mecburi (pardon, galiba seçmeli) ders haline getiren bu Başbakanın Diyarbakır Emniyet Müdürünün vicdani çıkışına gösterdiği tepkiyi nasıl yorumlamalı? Aşikar cevabın, milliyetçi/tutucu kesimlere seçimler öncesinde, ahlaki ve vicdani endişelerden tamamen uzak popülist bir mesaj vermek olduğunu halkımızın çoğu görüyor. Bu zat, Suriye’de olanlara gösterdiği, gereğinin çok ötesine geçen tepkiyi de, cinayetlere, vahşete seyirci kalamayız şeklinde bir gerekçeyle açıklıyor. Tam bir ”Bu ne perhiz ve lahana turşusu” vaziyeti…Ahlağı, vicdanı, dürüstlüğü ve mantığı politik hesaplarla günün icabına göre bu ölçüde ters yüz edebilen liderler toplumlarına zarar verirler. Her bakımdan köklü ve sancılı bir değişim sürecinden geçmekte olan Türkiye’nin bu süreci en az zararla geçirebilmesi için Erdoğan’dan çok farklı liderlere ihtiyacı var.

    • Sayın Ünsal,
      Katkınız için teşekkür ederim.
      Yalnız, ben burada daha toplumsal bir sorun olduğunu düşünüyorum. Güven’e yönelik tepkide, Erdoğan’ı aşan bir politik uzlaşma vardı. Erdoğan’ın yanlışlarını ve zaaflarını görmek ve eleştirmekle birlikte, alternatif demokrat liderlerin mevcudiyeti de, bu liderleri kabul edecek bir Türk toplumunun varlığı da oldukça şüpheli.
      Erdoğan faydacı ve milliyetçi bir lider olabilir; ama Türkiye’nin “hak etmediği” bir lider değil bence. Bu yüzden ben çözümü lider değişiminden ziyade toplumsal ıslahta görüyorum.
      Saygılar,

  2. Nasreddin Hoca’nın veyahut Recep İvedik’in tutulma ve sevilme sebebi nedir? Kuşkusuz Türkiye’de yaşayan insanların kendilerinden çok şey bulmalarıdır. Yani onların bizden olmasıdır. İvedik’in toplum içerisinde yapılmaması gereken şeyleri yapması, Hoca’nın en öğretici kıssasında bile ya bir şeyler aşırması ya da dalavere ile bulunduğu sıkıntılı durumun üstesinden gelmesi… (İkisini kesinlikle aynı kefeye koymuyor sadece ortak bir yönüne dikkat çekiyorum)…. Hiçbiri aslında tasvip ettiğimiz ve edeceğimiz davranışlar değildir. Ancak tasvip etmediğimiz bu davranışları günlük hayatta hangimiz yapmıyor ki…
    O halde çok daha yapısal mevzuları konuşmamız lazım geliyor… toplumun ıslahı ve ittihad-ı İnsan nasıl mümkün olur. Eleştiri, çözüm önerileri ile daha anlamlı olan bir haslet..Hocam, liderlerin yanlışlarını azaltacak tafsilatlı bir çözüm önerisi gerekiyor… Biraz da çözüm önerilerine yoğunlaşırsanız mutlu oluruz…(Özellikle pratiğe dair)

    Son Söz, “Kema tekunu yuvella aleykum”: Siz nasıl olursanız idarecileriniz öyle olur… Biz buyuz ve Erdoğan bizden biri…Neden ve Neye Şaşırıyoruz Anlamıyorum. Erdoğan’dan biraz daha farklısı Kemal Kılıçdaroğlu… O da bizden biri…Ya da Kurtulmuş (Nasrettin Hoca’yı da aratmıyor hem) ki O da bizden…
    Saygılar…

    • Abdülgani, bu yazım bir eleştiri yazısı değildi ki; tam da senin bahsettiğin türden bir çözüm önerisi idi bence. Çünkü ben burada bir toplumsal algı düzeltmesi yapmaya çalışıyordum. Ve toplumsal algının değiştiği bir durumda da, “kema tekunu…” fehvasınca, liderlerin de değişeceğini düşünüyorum.
      Lider-toplum etkileşiminin tek yönlü olduğunu düşünmüyorum bu arada. Siyasetin toplumu inşa eden yönü de var. Ama bu başka bir yazıma kalsın…
      Selamlar,

      • Toplumsal değişimin gerekliliğine yaptığınız vurguyu önemsiyorum Hocam… hemfikirim… Teorik olarak ifade ettikleriniz çok sağlam.. Ancak bunların uygulanabilirliği nasıl olacak.. toplumun ıslah edilmesi, evet, belki bir çözüm önerisidir… bunu hakiki bir çözüm önerisi olarak kabul etmem için Nasıl’ın cevabını bulmam lazım.. Ancak nasıl ıslah edileceği ortaya koyulmuyor…Hangi metotlarla ve kurumlarla yapılacak…hangi eğitim sistemi takip edilecek… hangi koşullar altına olacak…vs….

        Bugün memnun olmayan bir %10-15’lik kesimi memnun edeyim derken başka bir %10-15’lik (belki daha fazla) kesimin memnuniyetsizliğine sebep olmayacak mıyız? (memnuniyetsizliğine sebep olacağız diye çaba göstermemeliyiz anlamı çıkmamalı) herkesin İnsanlık paydasında memnun olmayı başaracağı bir sistem oluşturulabilir mi? Bu mümkün müdür? Mümkünse, Nasıl’ı tartışmamız gerekiyor kanaatindeyim…

        Aksi takdirde gerek filozoflardan sunduğunuz örnekler gerekse İncil’den ve Kur’andan sunduğunuz ayetler retorik ve teorik örnekler olarak kalacaklardır.

        İyi Çalışmalar Hocam…

        • Abdülgani, ben makro bir devrimci değilim. Derslerim ve yazılarım aracılığıyla mikro planda izahlar ve düzeltmeler yapıyorum. Bu (ve diğer yazılarımda) yaptığım şeyin entelektüel/teorik bir boyutu da olmakla birlikte, somut ve kişiye dokunan bir dönüştürücü etkisi de var (ya da olması için gayret ediyorum). Bunu sayısız defa gözlemledim; ama burada yazmak münasip kaçmaz….
          Bir de şu var: İnsanların doğru ve tutarlı düşünmesi ve başkalarıyla empati kurabilmesi için verilen uğraşlar kendi içinde bir “nasıl”ı barındırır zaten. Bunu görememeni garipsiyorum gerçekten.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s