Eksiklik Kendi Özümüzde

Karakolların yapıldığı yerleri askeri mantık ve harekât açısından sayın generallerimiz dışında daha şimdiye kadar anlayan çıkmadı.” (Dağlıca’da görev yapan bir subay)

Terörle mücadelede başarıyı hala “ölü aritmatiği” üzerinden ölçen yöneticilerimiz “Her şey çok iyi gidiyor” diyedursun, Türkiye’nin terörle mücadelesi gittikçe hamasete yenik düşüyor. Ve hamasetin akl-ı selime galibiyeti maalesef daha fazla canın yitirilmesine sebep oluyor. Geçtiğimiz hafta PKK Hakkâri’de başta Geçimli Karakolu olmak üzere dört ayrı noktaya saldırı düzenledi. Saldırıda 6 Türk askeri, 2 korucu ve 14 PKKlı yaşamını yitirdi; bir o kadarı da ağır bir şekilde yaralandı.

İngiltere Kraliçesi’nin eski IRA Komutanı ile el sıkıştığı 2012 yılında hala Türk ve Kürt gençleri düzinelerle can veriyorlarsa, öncelikle yapmamız gereken siyaset ve askeriye kurumlarımızın neyi yanlış yaptığını sorgulamaktır. Fakat nedense PKK’nın her saldırısı sonrasında yöneticilerimiz ve medyamız sürekli bir “dış mihrak” (ya da daha doğru ifadesiyle bir “dış mazeret”) arayışına giriyor. Geçimli saldırısı sonrasında da Türk siyaset ve medyası bir koro halinde Kandil’e ve Kuzey Irak’a işaret etti. Hâlbuki sınırdan 40 km içerde bir karakoluna baskın yiyen bir ülkenin yöneticileri ve medyası Kandil’e işaret etmemeliydi. Hadi sınırın ötesine hâkim değiliz; 40000 metre, 132000 ayak mesafe var sınırla karakol arasında. Bu koskoca alanı Kandil ya da Mesut Barzani değil, Türkiye Cumhuriyeti kontrol ediyor. Kandil, kendi zafiyet ve eksikliklerimizin üzerini örten bir mazeret olmamalı. Sınırlarını geçtik, “sınır bölgelerine” hâkim olamayan; tepelerini geçtik, karakollarını koruyamayan bir devletin hesaba çekmesi gereken ilk mecra Kandil ilk kişi de Barzani değildir. Erkan Oğur’un usta yorumuyla söylediği gibi diyeyim: Eksiklik kendi özümüzde

Etnik terörün sonlanmasında önemli bir eşik, tarafların birbirlerine silahlı bir çözümü dayatamayacaklarını anladıkları “olgunluk noktası”na ulaşmalarıdır. Maalesef hem Türkiye Cumhuriyeti devleti hem de PKK içindeki belirli gruplar hala bu olgunluk noktasına ulaşmış değil. PKK kanadında, şiddetin işlevine yönelik devam eden inancın son örneğini geçtiğimiz ay Duran Kalkan vermişti. PKK’yı Şemdinli’de -onlarca Kürt gencini heder etme pahasına– düzenli Türk ordusuna karşı anlamsız bir cephe savaşına iten de bu ham inançtı zaten. Türkiye açısından baktığımızda da, Şemdinli’de iki haftadır cephe savaşı veren PKK, bir de Hakkâri’de 4 ayrı noktaya eş zamanlı baskın yapabiliyorsa; hamaseti bırakıp “Silahlı çözüm mümkün mü?” diye sormamız gerekmiyor mu?

Etnik bir sorunun silahlı çözümü zaten mümkün değildir. Fakat buradaki sorun daha da vahimdir. Ordusunun ve istihbaratının bu kadar ciddi zaafları olan bir ülkenin silahlı çözümde ısrar etmesi, mümkün olmayan bir seçeneği zorlamanın ötesinde, gencecik insanlarını ateşe atmak demektir. PKK şiddet kullanarak siyasal bir hedefe ulaşmaya çalışan bir örgüttür ve fırsatını buldukça da şiddet üretecektir. PKK’nın her saldırısı sonrasında sadece ve sadece “Hainler gene saldırdı” şeklinde hayıflananlar hem bu ülkeye hem de bu ülkenin gencecik insanlarına yazık ediyorlar.  PKK’nın şiddetiyle mücadelede Türk siyasetine düşen iki temel görev vardır. Bunların birincisi, PKK’nın şiddetini hem PKK içinde hem de Kürt halkı nazarında anlamsız kılacak şekilde temel hak ve özgürlükleri genişletmek ve siyasetin önünü açmaktır. Bu konuda Amerika’yı yeniden keşfetmemize de gerek yoktur. Akl-ı selimin ve Avrupa örneklerinin ışığında, PKK’nın silahsızlanmasının yolu bellidir; ve bu yol kültürel haklar, yerel yönetim özerkliği ve genel af‘fı içeren siyasi bir yoldur. İkinci görevse, en önceliklisi karakollarımızın korunaklılığını artırmak olmak üzere, PKK’nın şiddetini sonuçsuz bırakacak askeri ve istihbari önlemler almaktır. Fakat Türk siyaseti maalesef bu iki görevi de hakkıyla yerine getirememektedir. Bir taraftan PKK’nın silahsızlanması için gerekli olan siyasal adımlar atılmamakta, diğer taraftan de sınırlarımızın ve karakollarımızın korunaksızlığı konusunda ciddi önlemler alınmamaktadır. Hal böyle olunca, karakollardaki askerlerimiz PKK’nın insafına terk edilmiş olmaktadır. Ve kanın durmasını akl-ı selime ve insanlığın tecrübesine değil de PKK’nın “insafına” endekslemenin sonucu da, maalesef uzun bir süre daha “Hainler saldırdı” haberi yapmaya mahkûm olmaktır…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s