Muhafazakâr Sağın Dramı: Solcunun “Ecnebisini” Sevmek

*** Ön-not: Bu yazıdaki “muhafazakârlık” yaşam biçimiyle alakalı değildir. Hayata “birey”, “eşitlik” ve “özgürlük” kavramlarıyla değil de “devlet”, “milli çıkar” ve “toplumsal değerler” kavramlarıyla bakan siyasal ideolojiyle alakalıdır. Bu açıdan, bu yazı spesifik bir siyasal parti hakkında da değildir. Zira muhafazakârlık Türk siyasetinin ortak paydasıdır ve Türk siyasetinin ana-akım partilerinin hepsi (AKP, CHP ve MHP), siyasal ideolojileri itibariyle, muhafazakârdır.

—–

Geçtiğimiz hafta Fransa başkanlık seçimlerinde sosyalist aday Francois Hollande sağcı aday Nicholas Sarkozy’yi  yendi ve Fransa 17 yıl aradan sonra sosyalist bir devlet başkanına kavuştu. İlginçtir, Fransız sosyalistlerin bu zaferi tüm dünyada en az Fransa’daki kadar coşku ve memnuniyetle karşılandı. Sarkozy’nin mütekebbir ve muhafazakâr politikasından yaka silken Türk halkı ve yöneticileri de sosyalistlerin zaferini memnuniyetle karşılayanlar arasındaydı. Hollande’in seçim zaferinin Başbakan Erdoğan’ın -alkışlar arasında- Türkiye’nin kırmızı çizgilerini “tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek din” olarak ortaya koymasından iki gün sonraya denk gelmesi ise kaderin ilginç bir cilvesiydi…

Türkiye’de “tek millet, tek din, tek… tek… tek…” deyip, Fransa’da “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” diyen sosyalistlerin kazanmasına sevinmek bu topraklara has bir güzellik olsa gerek deyip geçebiliriz; ama burada daha evrensel bir durum var. O da şu: (istisnai ittifak durumları dışında) muhafazakâr sağcıların sevildikleri tek bir yer vardır: kendi ülkeleri. George Bush, Nicholas Sarkozy, Benyamin Netanyahu ya da Jose Maria Aznar gibi muhafazakâr liderler, dünyanın hiçbir ülkesinde kayda değer bir çoğunluk tarafından sevilmez. Ve Obama, Hollande, Olmert ve Zapatero gibi merkez-sol ya da sosyalist adayların seçimlerde bu isimleri yenmeleri dünyanın hemen her ülkesinde büyük bir çoğunluk tarafından memnuniyetle karşılanır…

Bu durum tüm çıplaklığıyla bize şunu gösterir: İnsanların çoğu, “azınlıkta” ve “zayıf” oldukları dünya genelinde özgürlüğün ve eşitliğin iyi bir şey olduğunu bilir; fakat “çoğunluğa” sahip oldukları ülke sınırları içerisinde aynı özgürlükleri ve eşitliği pek çok zaman kişisel, grupsal ya da milli çıkarlarına ters görür. Bu yüzden de ev sahipliği yaptığı topraklarda “öteki”nin özgürlüklerini sınırlamada bir beis görmeyen muhafazakâr çoğunluklar, “öteki” oldukları deplasmanlarda hep özgürlükçü/sol yönetimlerin olmasını dilerler… Bir başka deyişle, muhafazakârlar için, solculuk deplasmanda ve ecnebide güzeldir!

  • Bu yüzdendir ki Türkiye’de olsalardı yüzde 90’ı (vicdani retten eş-cinsel haklarına, anadilde eğitimden  yerel yönetim özerkliğine pek çok konuda muhafazakâr bir uzlaşıya sahip olan) AKP (%67), CHP (%13) ve MHP (%10) üçlüsünden birine oy verecek olan Alman Türkler’in yüzde 60′ı Almanya’da eşitliği, etnik çoğulculuğu, çevre duyarlılığını ve eş-cinsel haklarını savunan solcu Yeşiller partisine oy verirler…
  • Bu yüzdendir ki Kürt meselesindeki pozisyonundan dolayı İsmail Beşikçi’yi, 1915 konusundaki pozisyonundan dolayı da Taner Akçam’ı persona-non-grata (istenmeyen kişi) ilan eden muhafazakâr Türkler, bu kişilerin Amerikan ve İsrailli muadilleri olan Noam Chomsky ve İlan Pappe’yi “adalet havarisi” olarak görürler…
  • Bu yüzdendir ki Kürt meselesinde hükümetin muhafazakâr politikasının en amansız savunuculuğunu yapan muhafazakâr entelektüeller, Filistin konferanslarında İsrail’in muhafazakâr politikasının en amansız eleştirmenlerinden Norman Finkelstein’ı “keynote speaker” yaparlar…
  • Bu yüzdendir ki Başbakan’ı eleştirdiği için liberal yazarlarını kovan muhafazakâr gazetelerimiz, Amerika ve İngiltere’den liberal/sol yazarları gazetelerine transfer ederler.
  • Bu yüzdendir ki Türkiye’de sol medyaya ha bire “çakan” muhafazakâr köşe yazarları, küresel hakikatleri ABD’nin sol eğilimli The New York Times, İngiltere’nin sol eğilimli The Guardian, İspanya’nın sol eğilimli El Pais ve İsrail’in sol eğilimli Haaretz’inde ararlar…
  • Bu yüzdendir ki ecnebinin solcusunun “akl-ı selim sahibi”, “vicdanlı”, “demokrat” şeklinde övüldüğü muhafazakâr basınımızda; Türkiye solunun nasibine “Sol’un soytarıları”,Solun darbe kışkırtıcılığı”, “Solun bağnazlığı başlıklı yazılar düşer…

Fransalı Müslümanlar sosyalist Hollande’ı tercih etti.

Fakat başta da belirttiğim üzere, bu çelişkili ve tutarsız davranış Türk muhafazakârlarına mahsus bir durum değildir. Bir siyasal ideoloji olarak muhafazakârlık, çıkar-odaklı ve tutarsız bir ideolojidir. (Zaten milliyetçiliğin bu ideolojinin temel yapıtaşlarından biri olması da sebepsiz değildir). Bu yüzden de dünyanın tüm muhafazakârları yukarıda ortaya konan tutarsızlıkla bir şekilde maluldür… Nitekim, Ermenistan sağının en sevdiği ve en çok atıf yaptığı Türk, solcu Taner Akçam’dır; Arap muhafazakârların en sevdiği ve en çok atıf yaptıkları Amerikalı, solcu Noam Chomsky ve Norman Finkelstein’dır. İran muhafazakârlarının en çok mikrofon uzattıkları (hatta devlet televizyonunda program yaptırdıkları) İngiliz, sosyalist George Galloway’dir…

—–

Not: 1 Mayıs vesilesiyle yeniden tartışılan kapitalizm ve sol konularına gelecek iki yazımda devam etmeyi düşünüyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s