Suriye’ye Müdahale Edersek Araplar Bize Küser mi?

Suriye’deki realiteyi geç de olsa kabulleniyor Türkiye: (Esad yönetimi elindeki güçten feragat etmeye yanaşmadığı; Sünni muhalefet Alevileri siyasetten tasfiye etme niyetini taşıdığı; ve uluslararası camia İran’ın güvenlik endişelerini dikkate almadığı sürece) Bir iç savaş yaşanmadan Suriye’de anlamlı bir dönüşümün gerçekleşme ihtimali oldukça düşük. Muhtemel bir iç savaşı kısaltmak ve çevrelemek için de, büyük ihtimalle bir uluslararası müdahale gerekecek. Ve Suriye’ye yönelik bir uluslararası müdahale olacaksa, Türkiye bu müdahalenin bir parçası olmak zorunda. Bu, hem vicdanın hem de aklın bir gereği.

Fakat ne ilginçtir ki Türkiye’de hatırı sayılır bir kesim Suriye müdahalesi konusunda “felaket tellallığı” yapıyor. Daha da ilginci, Türkiye’nin Suriye’ye karşı bir uluslararası müdahaleye katılmasına yönelik itirazların en gürleri, bölgeye ve uluslararası siyasete aşina isimler tarafından yapılıyor. Bu isimlerin müdahaleye yönelik itirazları ise büyük oranda temelsiz bir argümana dayanıyor: Türkiye Suriye’ye müdahale ederse Araplar bize küser. Bu kişilere göre, olası bir müdahale “Araplarda unutmayacakları acı hatıralar bırakır”, “Sünni başkentlerde bile tepkiyle karşılanır”, “yumuşak gücümüze zarar verir”, ve “Türkiye’nin etrafına yeniden çelik duvar örer”…

Son günlerde sıklıkla dile getirilen “Türkiye Suriye’ye müdahale ederse Araplar bize küser” argümanı, yanlış kıyaslamalara dayanan geçersiz bir argümandır. Öncelikle, 2003’teki Irak işgali sonrasında Amerika’nın bölgede yaşadığı itibar kaybından hareketle “Araplar kendi işlerine müdahale edenleri sevmez” şeklinde bir çıkarım yapmak doğru değildir. Irak müdahalesi, dış müdahale olduğu için değil, Arapların desteklemediği bir dış müdahale olduğu için Amerika’ya bölgede bir itibar kaybı yaşattı. Hâlbuki hem Arap Birliği’nin hem de yerel direnişçilerin desteklediği 2011’deki Libya müdahalesi sonrasında, Amerika’nın bölgedeki itibarı hatırı sayılır bir şekilde yükseldi. Amerika’ya olumsuz bakan Arapların oranı 2010 yılında yüzde 86 iken, bu oran 2011 yılında yüzde 30’a yakın bir düşüşle yüzde 59’a geriledi. Yani Araplar, kendilerinin talebiyle dış müdahale yapanlara, küsmek bir yana, teşekkür ediyorlar…. İlginçtir zaten, çok geçmeden Türkiye de bu durumu fark etmiş ve Libya’daki imaj (ve tabiî ki pazar) yarışında geriye düşmemek için, Kaddafi devrildikten sonra, (bedelli askerlerin hatıra fotoğraflarını andıran bir-iki fotoğraf eşliğinde)  “Libyalı direnişçileri Türkiye eğitti” şeklinde gubidik haberleri piyasaya sürmüştü.

Arap devletlerinin büyük çoğunluğu, çatışmaların tekrar şiddetlenmesi ve ülkenin bir iç savaşa sürüklenmesi durumunda Suriye’ye yönelik dış müdahaleyi destekleyecektir. Bunun sebebi de sır değildir: Sünni Müslüman dünyası, Sünnilerin çoğunlukta oldukları yerlerdeki zalim/katil yöneticilere yönelik müdahalelere karşı daha olumlu yaklaşmaktadır. Sünni Arapların vaktiyle Irak’taki, şimdi de Bahreyn’deki azınlık Sünni rejimlerine yönelik dış müdahaleye karşı olmalarının sebebi, bu rejimlerin Kaddafi ya da Esad yönetimlerinden daha insani olmaları değil, demokratikleşme durumunda Sünnilerin bu ülkelerde iktidarı kaybedecek olmalarıdır. Bu mezhepçi yaklaşım talihsiz bir durumdur; ama aynı zamanda Suriye’ye müdahale edilmesine yönelik felaket öngörülerinin de yersiz olduklarını gösterir.

“Türkiye Suriye’ye müdahale ederse Araplar bize küser” diyenlere şunu da hatırlatmak lazım ki, Kosovalılar “kurtarıcılarının” anıtını diktiler. 1999’da Kosova’daki Sırp hedeflerine yönelik NATO müdahalesine teşekkür olarak, Kosovalılar önce 2003 yılında ABD Başkanı Bill Clinton’a fahri doktora unvanı verdiler, sonra da 2009 yılında başkent Priştina’da Clinton’ın anıtını diktiler. Evet, insanoğlu çiğ süt emmiştir; ama vefadan tamamen yoksun da değildir!… Daha ilginci, Sırbistan’ın -1999’da kendisine yönelik NATO müdahalesinin içinde yer alan- Türkiye ile ilişkileri, şu an son iki yüzyılın en iyi seviyesindedir. Geçtiğimiz üç yıl içinde, Sırbistan ile Türkiye arasında vizesiz seyahat ve serbest ticaret anlaşmaları imzalanmıştır. Kosovalıların Amerika ve Türkiye’ye duydukları muhabbet ve şükranın ötesinde, Türkiye-Sırbistan ilişkilerinin bugünkü hali, “dış müdahaleciler zinhar affedilmez” argümanını kanaatimce tamamen geçersiz kılmaktadır.

Davutoğlu Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Yeremiç ile görüşüyor (2011)

Müslüman dünyasının dışına çıktığımızda da karşımıza şöyle bir örnek çıkmaktadır: Amerika’nın en fazla sevildiği (ya da tersinden söylersek en az nefret edildiği) ülkelerden ikisi, Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yendiği ve arkasından da demokratikleştirdiği ülkeler olan Almanya ve Japonya’dır. Yukarıdaki örnekler gibi, bu iki ülkenin tecrübesi de göstermektedir ki, çoğunluğun gözünde meşruiyet kazanan dış müdahaleler, uzun vadede müdahaleci devletlere nefret ya da küskünlük olarak değil, sevgi ve “yumuşak güç” olarak geri dönmektedir

Netice itibariyle, “Türkiye Suriye’ye müdahale ederse Araplar bize küser” argümanı temelsiz bir argümandır. Arap Birliği ve Suriye muhalefetinin desteklediği olası bir dış müdahaleye vereceği destek, Türkiye’nin Arap dünyasındaki itibarını zedelemez, bilakis güçlendirir. Bu durum, doğrudan “o zaman müdahale edilmelidir” sonucuna götürmez bizi elbette. Zira Suriye’ye yönelik bir müdahalenin sonuçları, “Türkiye’nin imajı”na etkisinden ibaret değildir…

Reklamlar

6 comments on “Suriye’ye Müdahale Edersek Araplar Bize Küser mi?

  1. Kaleminize sağlık hocam..
    Müslümanların en büyük sorunu: SAMİMİYETSİZLİK ve İKİ YÜZLÜLÜK…Müslümanlar kendi zalimlerine de dur demeyi başarabildiği zaman belki bir şeyler düzelmeye başlar…Hocam Türkiye, çoğunluk meşru göreceği için veya Araplar küsmeyeceği için müdahale etmemeli Suriye’ye…Suriye yönetiminin eylemleri Falanjistleri ve Siyonistleri aratmadığı için müdahale etmeli diye düşünüyorum…Yani can pazarı yaşandığı için müdahale etmeli..dram yaşandığı için..Siz, yaptığınızın doğru olduğuna inanıyorsanız kınayacak olanların kınamasından ve bu doğru davranışın ardından gelebilecek olan zararlardan kormazsınız…Ancak ne var ki, Dünya Alimler Birliği başkanı Yusuf el-Kardavi bile şu iddia da bulunuyorsa: “Bahreyn de olanlar halkın devrimi değildir. Bilâkis fırka ve zümrelerin devrimidir! Ve bu ülkede olanlar Tunus, Libya ve Mısır’daki sürece hiç benzemiyor”.. Alimin asabiyetçilik yaptığı bir olayda avamdan çok şey beklemek de haksızlık gibi görünüyor.
    Kardavi 21. yüzyıl müslümanları için bir nimettir diye düşünüyorum. Çünkü Kardavi’ler kolay kolay yetişmiyor. Ancak talihsiz bir açıklama…
    Özelde Nusayri olan genelde ise Şia kabul edilen Esed’in yaptıklarının sebebini Bahreyn’deki Sünni lider Halife’nin yaptıklarında ararım..Mezhep olarak dişe dişe kana kan…Suriye’de öldürülen Sünnilere karşı, Bahreyn’de öldürülen Şiiler…Birine avazı çıktığı kadar bağırıp diğerine gözünü ve kulağını kapatmak en iyi ifade ile İKİ YÜZLÜLÜK’tür. Türkiye şiilerin hakları için SUUD’u vd. karşısına alıp Bahreyn’e girmiyorsa/giremiyorsa Suriye’ye de girmesin!!

    • Abdülgani,
      Bu yazıyı “Araplar küsmeyecek; o halde müdahale edebiliriz” mantığıyla yazmadım zaten; “müdahale olursa Araplar küser” argümanını yanlışlamak için yazdım. Burdan nereye çıkarız onu bilmiyorum. Ama ben kuvvetle muhtemel olan Annan Planı’nın boşa çıkması durumunda (Arap Birliği’nin ve Batı’nın desteğini almak ve İran’ın güvenlik kaygılarını da gözetmek şartıyla) Suriye’deki muhalefetin silahlandırılması ve (gerekirse) hava desteği şeklinde bir ULUSLARARASI müdahaleyi destekliyorum zaten …

      Kardavi ve ikiyüzlülük konusundaki ifadelerin katıldığım ve daha önce haklarında yazdığım konular. Ama Bahreyn’e Türkiye’nin müdahalesi imkansız. Zira sadece S.Arabistan değil, ABD de Bahreyn’deki rejimi koruyor. Türkiye HE-MAN değildir…Ama tabi gönül isterdi ki en azından sözle destek verilseydi Bahreyn’deki direnişçilere.

      • Farkındayım Hocam. “Araplar küsmeyecek, o halde müdahale olmalı” demiyorsunuz..Olası bir müdahalede Arapların küseceği argümanını senetleri ile beraber çürütüyorsunuz… Türkiye’nin He-Man olmadığının (Bahreyn’e müdahale edemeyeceğinin) da farkındayım..ABD’denin Bahreyn’deki desteğinin de farkında olduğum için SUUD vd. yazdım..(Özetle yukarıdaki yorum konu ile alakalı aslında bir sesli düşünme idi). Benim dikkat çekmek istediğim nokta şu: Suriye’de olanlar herşeyden bağımsız bir şekilde oluyor olsa idi müdahaleyi desteklerdim..belki müdahalede yer alan bir gönüllü olurdum. Gözü kör olsun “reelpolitik”in..Mademki “İNSAN” merkezli siyaset yapamıyoruız, o halde Suriye’ye, Türkiye’nin de içinde olduğu bir müdahalenin benim gözümde hiçbir kıymeti harbiyesi bulunmamakta…Kimse beni ikna edemez, Türkiye “İnsanlar ölmesin” diye Suriye’ye girdi, giriyor diye…Anlatmaya çalıştığım buydu..Zira “insan” merkezli siyasette kriter bulunmaz, Siyah, beyaz, sarı gibi asabiyetçilik; Sünni, Şii gibi kavmiyetçilik yapılmaz.değer odaklı olmayıp çıkar odaklı olan hiçbir şeyin ehemmiyeti bulunmamakta benim için…hele ki siyasetin…
        Sonuç: Müdahaleyi desteklemiyorum, belki olası müdahaleye göre iç savaş çok daha kanlı olacak ama kendi kaderlerini kendileri belirleyecekler… daha kanlı ancak bir o kadar da anlamlı olacak…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s