Tılsımını Yitiren Bir Bilge: Orhan Miroğlu

Bir siyasetçi olarak Kürt siyasetindeki kişisel tecrübesi, bir aydın olarak Kürt meselesine vukufiyeti ve bir demokrat olarak siyasal duruşu Orhan Miroğlu’nu müstesna bir yere koyar Kürt siyasetinde. Miroğlu, Kürt meselesini objektif, sağduyulu ve cesur bir şekilde ele alan aydınların başında gelir benim için. (Yeri geldiğinde) etrafımdaki insanlara kendisi hakkında “Kürt meselesi konusunda sadece bir kişiyi okuyacaksanız, bence o Orhan Miroğlu olmalı” dediğim bir aydındır Miroğlu.

Silahları Gömmek Orhan Miroğlu’nun son kitabı. Hatta kendi ifadesiyle son noktası. “Bu kitapla defteri kapatıyorum” diye başladığı kitabında, Miroğlu hem Kürt siyasetinin vakit geçirmeksizin şiddetten arınması gerektiği tezini işliyor hem de -Mandela’dan ilhamla- Abdullah Öcalan’a bu konuda oynayabileceği tarihsel rol için bir çağrı yapıyor. PKK’nın ve devletin silahları bırakmama inatları yüzünden Kürt sorununun açmaza girdiği bir konjonktürde, (aşağıda işleyeceğim “sunum hatası”na rağmen) Miroğlu’nun değerlendirme ve çağrılarına hepimizin kulak vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Kitabın ana hedef kitlesi BDP/PKK hattındaki Kürt siyaseti olmakla beraber, Silahları Gömmek Türk okuyucular için de oldukça faydalı bilgi ve değerlendirmeler içeriyor -özellikle de PKK öncesi Kürt siyasetinin iç tartışmaları, PKK’nın ortaya çıkış koşulları ve 1999 sonrası Öcalan-devlet görüşmeleri konularında. Kitabın “Türk siyaseti” için en çok (ya da en acil) önem arz eden kısmı ise, Miroğlu’nun “KCK operasyonları”na yönelik eleştirileri (s. 230-4). KCK operasyonlarının her geçen gün daha da anlamsızlaştığı şu günlerde, KCK yapılanmasının kendisini de eleştiren Miroğlu’nun bilhassa şu ifadelerinin altını çizmek gerekiyor bence:

Yeryüzündeki hiçbir hukukun KCK tipi bir örgütlenme ve çalışma tarzı söz konusu olduğunda, adil bir yargılama yapıp adil kararlar verebileceğini düşünmemek gerekir… Hukukçu değilim, ama ben bu davanın Kürt hareketinin sosyolojisini ortaya koymaktan başka işe yaramadığını düşünüyorum… Yüz bin KCK’lıyı etkisiz hale getirseniz dahi KCK’yı durdurmanız mümkün değil. Çünkü KCK’lılar yasal Kürt hareketi içinde yer alıyorlar, çoğunlukla silahlı değiller ve PKK’yı siyasi manada destekleyen Kürt nüfus içinden bu insanları tamamen tecrit etmek imkânsız.”

Miroğlu, PKK’nın Kürt siyasetinde tarihsel bir rol oynadığına inanmakla birlikte, silahların artık miadının dolduğuna inanıyor. Miroğlu, günümüz dünyası ve Türkiye’sinde, PKK’nın silahlı eylemlerinin hem Kürtlerin sivil haklarını elde etmesini engellediğini, hem Kürt siyasetinin uluslararası alanda desteğini azalttığını, hem de Irak Kürdistan’ının elde ettiği kazanımlar açısından bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Bu yüzden de Kürt siyasetinin yoluna silahlara toptan veda ederek devam etmesi gerektiğini öne sürüyor. Aşağıdaki alıntılar Miroğlu’nun şiddetin Kürt siyasetine verdiği zarar konusundaki görüşlerini oldukça net bir şekilde ortaya koyuyor:

Bu savaş yeteri kadar sürdü ve kirlendi. Etnik bir çatışmayı ve daha fazla kirlenmeyi göze almadan bu savaşın sürdürülmesi artık mümkün değildir.” (s. 19)

Sorun modelde (özerklikte) değil, modelin “özel bir statü” adı altında ve silahla elde edilebileceğine ve sonrasında da tarih ve zaman dışı bir modelle savunulabileceğine inanılmasıdır.” (s.172)

Özgürlüklerin genişletilmesi, yeni bir anayasa ve Kürtçenin kamusal alanda kullanılmasına yönelik çaba ve düzenlemeler, silahlı çatışma ortamı devam ettikçe, karşı tarafa verilen tavizler olarak anlaşılacaktır.” (s. 294)

Kandildeki askeri güç, bugün artık sadece Türkiye’deki Kürt mücadelesini değil, Güney Kürdistan’daki yönetimin, dolayısıyla Kürt ulusunun çıkarlarını tehdit eder hale gelmiştir.” (s. 263)

Arapların demokrasi ve adalet talepleri nasıl ki bütün dünyada alkışlanıyorsa, Kürtlerin alkışlanması da bizzat Kürtlerin elindedir. Bunun için değişimi kabul etmek, şiddet yöntemini terk etmek gerekiyor.” (s. 274)

“Bir zamanlar, ‘sömürge Kürdistanın’ PKK eliyle kurtarılması bir ihtimaldi. Şimdiki tarihsel zemin bu ihtimalin bir hayalden ibaret olduğunu gösteriyor. PKK’nın ve Öcalan’ın bu hayalden uyanması, silahlı mücadeleyi ve silahları tarihe gömmesi gerekir. Kürt hareketinin merkezinde yer alan PKK’nın hakikatle buluşması ve tarih içindeki yolculuğuna hakikat içinde devam etmesi için başka yol yoktur.” (s. 306)

Miroğlu’nun bu değerlendirmelerine katılmamak mümkün değil, hele ki Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesut Barzani’nin  “ulusal kongre” için PKK’nın silah bırakmasını şart koştuğu bir konjonktürde. Fakat Miroğlu’nun şiddetin Kürt siyasetine ve Türkiye’ye verdiği zararlara yönelik bu değerlendirmeleri ne kadar yerinde ve kıymetli ise, değerlendirmelerini sunumu da o kadar sorunlu ve talihsiz bence. Miroğlu, kitabın pek çok yerinde AKP/devlet/hükümet kanadının barış ve çözüme hazır olduğunu, BDP/PKK kanadının ise barışın ve çözümün önünde durduğunu söylüyor (s. 68,  236, 293, 296). Bırakın BDP/PKK kanadını, demokratların bakış açısından bile geçerli olmayan bir “varsayım” bu (Bkz: YeğenMahçupyanAltanÇandarCemal, … ve bendeniz). Miroğlu’nun bu geçersiz varsayımı tekrar tekrar bir veri olarak sunması, zannımca kitabının BDP/PKK kanadında yeterince ilgi görmemesinin de temel nedeni. Zira hükümetin 2009 sonrası Kürt-meselesi siyasetini “çözüm hedefli” bir siyaset olarak yorumlamak mümkün değil. Kürt sorununun çözümü eşitçe, özgürce ve kardeşçe yaşayabileceğimiz bir vatanın inşa edilmesinden geçiyorken ve bunun pratik adımlarının Kürtçe üzerindeki tüm yasakların kalkması ve siyasetin önünün açılması olduğunu her akl-ı selim insan söylüyorken; (Miroğlu’nun kendisi de dâhil) tüm demokrat entelektüellerin eleştirdiği KCK operasyonlarını çekincesizce savunan, TMK üzerinden sivil siyaseti ve ifade özgürlüğünü boğan, Kemal Burkay ve Tarık Ziya Ekinci gibi şiddet-karşıtı Kürt aydınlarının görüşlerine kulak tıkayan ve onları (yine Miroğlu’nun ifadesiyle) “sadece ve sadece PKK’ya muhalifliği oranında” dinleyen, (Cengiz Çandar’ın raporundan öğrendiğimiz üzere) 2007 yılındaki Kürt açılımını bile “PKK’ya askeri olarak son verilemediği” için başlatan, konu Kürtçe eğitim olduğunda “kart-kurt”un güncellenmiş hali diyebileceğimiz “Kürtçe medeniyet dili değildir” cümlesini serdedebilen, ve Uludere katliamı sonrasında kendini iyice gösteren (yine Miroğlu’nun kendi ifadesiyle) devlet “kibrine” sahip olan bir hükümeti/devleti baştan “çözümü/barışı isteyen taraf” olarak sunmak isabetli olmayan -hatta gülünç- bir yaklaşımdır. 

Hükümet/devlet kanadındaki olumsuzluklar “devlet çözüm/barış istemiyor” savını kanıtlamaz elbette; ama objektif ve demokratik bir bakış açısından bakıldığında, “devlet çözüm/barış istiyor” hipotezini yanlışlamaya yeter. Hal böyleyken, demokratlar için bile geçerli olmayan “hükümet barışa hazır, ama BDP/PKK değil” varsayımı üzerine bina edilen her söz, meseleye Aysel Tuğluk ve Murat Karayılan’ın mektuplarındaki hissiyat ve zaviyeden bakan BDP/PKK kanadı için, muhatabın niyetini ve/ya akli melekesini sorgulama vesilesine dönüşüyor. Ve bu yüzden de Miroğlu’nun “silahları gömme” mesajı asıl hedef kitlesi için tamamen tesirsiz bir hal alıyor. Siyasetin düşünceler değil niyetler üzerinden yapıldığı ülkemizde, yaptığı “sunum hatası”*** yüzünden, Miroğlu’nun sağduyulu değerlendirmeleri “propaganda”ya dönüşüp tılsımını yitiriyor BDP/PKK kanadının gözünde. Miroğlu gibi değerli bir aydının paha biçilmez değerlendirmelerinin bu talihsizliği yaşaması tüm Türkiye adına büyük bir kayıp bence.

Bu ana sıkıntının dışında, ben, Miroğlu’nun Silahları Gömmek kitabındaki Kürt-Şii ittifakından KDP-PKK kıyaslamalarına, seçim sonuçları analizlerinden Silvan saldırısı analizine kadar pek çok spesifik noktadaki yorumlarının da çok isabetli olmadığını düşünüyorum. Dahası, Miroğlu’nun PKK’nın silahsızlanmasına yönelik çözüm planını da gerçekçilikten uzak buluyorum. Çatışan kesimler arasındaki “güvensizliği”, PKK’nın lider kadrosundaki siyasal hırsı, ve benzer (IRA) örneklerdeki ateşkes-bazlı ve mütekabiliyet esaslı barış sürecini dikkate almayan naif bir yaklaşım Miroğlu’nunki. Ama bu yazıdaki asıl hedefim Silahları Gömmek’teki hatalı “noktaların” değil, kitabın asıl amacını da baltalayan hatalı “sunumun” altını çizmek olduğundan, bu kısımlara yönelik eleştirilerimi şimdilik mahfuz tutayım.

Reklamlar

7 comments on “Tılsımını Yitiren Bir Bilge: Orhan Miroğlu

  1. Faruk abi, cok guzel bir kitap kritigi olmus. Amazon’dan kritikleri okuya okuya, gayet net bir noktaya parmak basmissiniz, usulde hata varsa, icerige girmeye gerek yok!

  2. Orhan Miroğlu’nun bugün bana cevaben yolladığı e-mail’i (kendisinin izniyle) paylaşıyorum:

    Sayın Ekmekçi,
    Kitabım için yazdıklarınızı büyük bir memnuniyetle okudum.
    Eleştiri ve değerlendirmlerinizin benim için çok değerli olduğunu söylemek isterim.
    Her satırınızdan, kitabı büyük bir dikkatle okuduğunuz anlaşılıyor, inanın buna çok sevindim.
    Kitabı yazarken, kitaba ilgi duyacak okurlardan beklediğim buydu aslında.. Kürt meselesini ve bu meselenin geleceğini tartışmaya katkısı olabilecek bir kitaptır Silahları Gömmek.. Kürt meselesinin son otuz yıla yıla yayılan tarihiyle ilgilenen herkesin ilgi duyduğu bir kitap oldu.
    Bu bakımdan amacına ulaşmış sayılır.
    Belirttiğiniz hususlarda kuşkusuz sizden farklı düşünüyorum, hatta kitabı yazdığım tarihlerde sahip olduğum fikirler bile bugün az çok değişti diyebilirim.
    Kürt sorununda her gün o kadar yeni bilgi ve olayla karşı karşıya kalıyoruz ki, PKK ve Öcalan’ın rolü konusunda gösterdiğim iyimser tutum, giderek belirsiz hale geliyor. Doğrusunu isterseniz, ben son MİT hadisesine kadar KCK’nın üstünde bu derecede bir ‘devlet’ ağırlığı ve yönlendirmesi olabileceğini hiç düşünmemiştim. Birinin çıkıp KCK’da 1000 MİT’çi var demesini, İstanbuldaki hapishanede KCK’lı MİTÇiler için ayrı koğuş oluşturulmasını anlayabilecek durumda değilim. Çünkü bütün bunlar, bir devletin normal sayılabilecek istihbarat faaliyeti olmaktan farklı bir şeydir.. Ve benim açımdan son derece korkutucudur. Şu nedenle: Devlet aslında ‘Kürtçülüğü’, ‘Kürt siyasetini’ Kürtlere filan bırakmamış, bizzat kendisi yapmış olabilir mi? Eğer durum buysa ve bir Kürt aydını olarak bunu kendime soracak hale geldiysem, durum bu davaya ağır bedeller ödemiş halk için nedir, varın siz düşünün artık..
    PKK’yi siyasi olarak destekleyen ve farklı alternatifimiz var -federasyon gibi- diyen Kürt cenahından olumlu tepkiler aldım. Kitabın Kürt şehirlerindeki satışı gerçekten çok iyi. Ama bir sessizlik var, sizin de haklı olarak dile getirdiğiniz gibi..Çünkü bu kitap her iki kesimi de mennun edecek bir kitap değil. Çok basit bir nedeni var: ‘Kürtler’e özel statü’ fikrine bugünkü koşullarda sıcak bakmıyorum. Şiddetin sürdüğü bir siyasi ortamda bu konuda bir mutabakat olabileceği kanısında değilim.
    Hükümetin tutumunda eleştirilecek elbette çok şey var. Ama bu hükümetin, Kürt sorununda çözümsüzlüğü isteyen, bu sorunun geçmiş yıllarda olduğu gibi, kabul edilebilir bir şiddet zemininde devamını arzu eden bir hükümet olduğu kanısında değilim. Çözümden ancak yarar görür bu hükümet. Ama çözümsüzlükten de Kürt halkı değil, ama PKK yarar görüyor. Şimdilik tabi.. Bu bakımdan Kürt-Şii ittifakıyla ilgili tezlere biraz daha dikkatli bakmakta yarar var. Suriye’de muhalefet cephesinde bugün, 6-7 tane Kürt Partisi var. Ama PKK’nin kurduğu parti, Esat’ın yanında..
    Kürt siyasetçilere yönelik rejimin gerçekleştirdiği infazlarda PKK’nin de rol aldığı yolunda epey iddia var.
    Kusura bakmayın, ama yazıyı daha fazla uzatmak mümkün olmayacak, çünkü laf lafı açıyor ve sizin değerli zamanınızı daha fazla almak istemem.
    Belirttiğiniz başka eleştiriler, hatalar, tespitler varsa ve paylaşırsanız elbette çok memnun olurum..

    En içten saygı dileklerimle.
    Orhan Miroğlu

    • Aslinda Miroglu’nun kendisi de kararsiz kalmis. Kitabi okumadim, ancak kitaptaki tezine ters bir cevap verdigi de bir gercek! O kadar yillik devleti ve Kurt meselesini bileceksin, sonra bir anda kanaatin bir olayla degisecek? Demekki bundan oncekiler hep bir tarafa yaranmak icin yazilmis diye dusunuyorum! Veya demokratik siyasal durusunda eksen kaymasi var diyebilirmiyiz?

      • “yaranmak” ifadesi ağır olur. Miroğlu samimi birisi. Belki bir sendrom olabilir. Kemal Burkay’ın da yakalandığı “PKK-karşıtlığı sendromu”.

  3. Kitabı ben de henüz okumuş değilim fakat ilk fırsatta ele alacağım bir kitap olacak sanırım. Tespitlerinizden, alıntılarınızdan ve yorumlarınızdan yola çıkarak birkaç şey söylemek isterim. Öncelikle KCK vs adı altında operasyonlar yaparak silahsız kanadı susturmaya yönelik çok geniş yelpazede devam eden bir süreç içerisinde Kürt haklarını demokratik ortamda konuşarak talep edilebilir düşünmek pek mümkün değil hatta imkansız bence. Silahları bırakın gelin oturun konuşalım derken diğer taraftan konuşmaya çalışan ya da konuşma arzusu olabilecek kişileri (ki operasyonları sadece bu kişilerle de sınırlı tutmayarak ve muhalif olan herkesi de kamuoyunda ‘öcü’ olarak göstermek arzusuyla operasyonlara dahil ederek) içeri tıkmak pek samimi gelmiyor bana açıkçası. Devlet çözüm istemiyor demek ağır olacak fakat sanırım çözümü bilindik ‘askeri’ ya da elinde tuttuğu diğer erkler vasıtasıyla müzakere etmeksizin ‘sus otur yerineyi’ kabul ettirmeye çalışarak yapmak niyetinde ya da seçim hamlesi olarak oy çalma arzusuyla geçici sürelerde alevlendirilmiş ve yeri ve zamanı geldiğinde tekrar alevlendirilecek bir riyakar söylem olarak kullanıyor görüşündeyim. Gerek Uludere olayındaki söylemler, gerek KCK vb davalar ve gerekse açık/net hiçbir ifade olmaması ve oyalama taktiği izler görüntü çizilmesi bu görüşümü destekler niteliktedir. Kaldı ki her iki tarafta da (PKK-Devlet) ya da daha geniş açıyla Kürt-Türk halkları arasında da çözüme sıcak bakmayan, silahlar konuştukça şehvetlenen, kar elde eden kesimler vardır. Devletin de bu kesimlerin ekmeğine yağ sürüyor olması ayrıca kabul edilebilir değildir. Başka bir nokta da Abdullah Öcalan’ın silahların susması yönünde, kimilerince samimiyetsiz algılansa ve kabul görmese de, adımlar atmaya çalıştığı kamuoyunca da bilinmektedir. Fakat ateşkes çağrıları tek taraflı olmamalı. PKK muhakkak ki silah bırakmalı, fakat askeri operasyonlara da eş zamanlı olarak son verilmelidir. Aksi halde “hah gardı düştü vurun gayri” yaklaşımı hiçbir sonuç getirmeyeceği gibi aksine Kürt halkını PKK’ye yaklaştırmaya devam edecektir.

    Demokratik Özerklik kavramının ya da Federalizm olgusunun Kürt halkı tarafından çok geniş anlamda tartışılıp görüşüldüğü kanaatinde değilim. Zira taban kitlenin büyük bir çoğunluğu da birbirinden etkilenerek, birbirinin ve büyüklerinin söylem ve taleplerini tekrar ederek konuşmaktadır. En doğru yol sanırım ciddi anlamda tüm art niyetlerden, nefret söylemlerinden, ötekileştirme ve düşman görmelerden, önyargılardan kotarılmış bir tartışma ortamı yaratmak ve bunu da tehditlerden arındırmak, fikirleri tartışırken birilerini “Aha bak gördünüz bölücü bu, vatan haini bu” falan gibi hedef göstermekten kaçınmak olacaktır. Başka bir yazınızda değindiniz üzere, Halka kendi kaderini tayin etme hakkını her iki taraf da özgür bir ortamda vermelidir. Eğrisini doğrusunu tarafsız olarak ortaya koyabilecek yüreklilikte bireylere her iki taraf adına da çok büyük bir görev düşmekte tabii ki. Ancak bu şekilde özlenen barışın ve silahsız, savaşsız ortamın kurulabileceği görüşündeyim.

    İlerleme kaydedildiğini de görmezden gelmemek gerekir tabii ki. Bundan yıllar öncesinde HADEP ve diğer birçok isimle demokratik ortamda söz almaya çalışan oluşumları susturma girişimleri, mecliste bunların ne işi var gidin buradan vari söylemleri bugün biraz daha aşmayı başardık sanırım (ya da kanal değiştirdik bir alt perdeden devam ediyoruz…)

    • Harikulade katkınız için sonsuz teşekkür ederim Yasin bey.
      Düşünceleriniz son derece duru, samimi ve çözüm odaklıydı. “Tamamen katılıyorum” dışında bir şeyler söylemek israf-ı kelam olur herhalde.
      İyi ki varsınız!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s