İkiyüzlü bir dünyada Suriye yangını söner mi?

Suriye’de kan akmaya devam ediyor…

Ama katliamlar kadar, bir bütün olarak uluslararası camianın bu katliamlara yaklaşımı da utanç veriyor…

Her aktörün bin bir surata sahip olduğu uluslararası siyasette, Suriye’de dünya siyaseti tam bir maskeli baloya dönüşüyor…

İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki katliamlarının durdurulması ve kınanmasını veto eden ABD, Rusya ve Çin’in Suriye vetosu karşısında “iğrendiğini” (disgusted) belirtiyor…

İsrail’e sağladığı misket bombaları ile 2006’da Güney Lübnan’ın bir mayın tarlasına dönüşmesine sebep olan ABD, Rusya’nın Suriye rejimine silah sağlamaya devam etmesini “utanç verici” (shameful) buluyor…

Güney Osetya’da 70 bin kişiyi Saakaşvili’nin başlattığı zulümden kurtarmak için –haklı olarak– müdahale eden Rusya, Esad rejiminin zulmü altında inleyen 20 milyon Suriyeliyi kendi hallerine bırakmamızı istiyor… 

BM’nin Libya’ya yönelik aldığı yaptırım kararı sonrasında “Libya Libyalılarındır, Bahreyn Bahreynlilerindir… Kendi mukadderatlarını o ülkelerin halkları belirlemelidirdiyen Türkiye,  Suriye’nin iç işlerine karışılmasına ve Suriye’de zorla bir rejim değişikliği yapılmasına karşı çıkan Rusya’yı “tarihin yanlış tarafında yer almak”la suçluyor

2011’den 2012’ye tarihin “tarafları” ne de çabuk değişiyor…

Türkiye’nin de karşı olduğu Libya müdahalesini “Haçlı seferi” olarak niteleyen “müttefik” Putin’i göklere çıkaran medyamız, bu sefer karşı tarafta kalan Putin’e eleştiriler yağdırıyor

(Putin’se herhalde “Ben değişmedim, Erdoğan değişti!diyen Esad gibi “Ben değişmedim, siz değiştiniz” diyor…)

Amerika’yla ters düşmemek ve İran’la “soğuk savaş”ında cephe kaybetmemek uğruna Bahreyn’deki Sünni azınlık iktidarının katliam ve zulmüne göz yuman Türkiye, İran’ı Suriye’de mezhepsel bir politika izlemekle suçluyor

Mısır ve Tunus’taki ayaklanmaları “diktatör rejimlere son vermenin” gerekli olduğunu söyleyerek destekleyen ve Filintin’deki “Müslüman Kardeşler”in katilini 30 yıldır düşman belleyen İran, ne Suriye’yi bir diktatörün yönetmesinden rahatsızlık duyuyor ne de Suriye’deki “Müslüman Kardeşler”in katilinden hesap soruyor…

Bahreyn’deki Sünni azınlık diktasına karşı ayaklananları bastırmak için 1200 askerini Bahreyn’e yollayan Suudi Arabistan, Suriye’deki Şii diktaya karşı ayaklananlara yönelik uluslararası yardım kampanyasının başını çekiyor

100 binlerin katili Ömer el-Beşir’i nerdeyse baş tacı eden Müslüman dünyası, binlerin katili Beşar Esad’a lanet üstüne lanet okuyor… Darfur ve Humus’ta öldürülenlerin renkleri öldürenlerin de mezheplerindeki kontrast maalesef çok şeyi açıklıyor…

Ve hala Müslümanlar “Batı içimize mezhep fitnesi sokuyor!” diye maval okuyor… Sanki kendi fitnelerimizden Batı’nın fitnesine içimizde yer kalıyor…

Suriye 50 yıldır kanıyor… Ve bugün hala bu kan durmuyorsa, tam da bu yüzden durmuyor…

Suriye’yi Esad değil, bizim ikiyüzlülüğümüz yakıyor…

Tüm yangınlara milli “kar-zarar hesaplarıyla” yaklaşılan bir dünyada, Esad, ellerinde milli hesap makinesiyle birilerinin kendisine arka çıkacağını düşünüyor…

Ve zaten bu yüzden koyun boğazlar gibi insan boğazlayabiliyor…

Suriye yanıyor… Ve bu yangını en çok ikiyüzlü devletlerin -lanet olası- “milli çıkarları” körüklüyor…

Reklamlar

4 comments on “İkiyüzlü bir dünyada Suriye yangını söner mi?

  1. hocam kesinlikle haklısınız fakat, dünya politikasında devletlerin ilişkileri her zaman çıkar ilişkisine dayanmıştır. yani insancıl olarak devletlerin tavır almalarını beklemek biraz hayal ürünü olmaktan öteye gitmezz bence. çünkü birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra kurulan örgütler dahi çıkarlarını gözeterek hareket etmektedir. bu nedenle yazdıklarınız destekledikleriniz hümanist bir şey olabilir lakin bunların gerçekleşmesi bence hayal ürünüdür ve öyle de kalacaktır. ötesi yok. realite budur bence.

    • Evet, tüm devletlerin çıkar peşinde koştuğu bir realitedir, ve bu realitenin kısa vadede değişmesini ummak da hayalciliktir. Bunu daha önce yazmıştım zaten: Türk dış politikasının ABD, Yunanistan ya da Fransa dış politikasından daha ilkeli/insani olduğunu da (ve görülebilir bir gelecekte) kolay kolay olabileceğini de düşünmedim hiç.
      Fakat sizden ayrıldığım nokta, bunun hep böyle olacağı ya da olması gerektiğidir. İnsanların devletin ne amaçla var olduğunu anladıkları ve milliyetçilik illetinden kurtularak “önce insan” diyebildiği bir dünyanın mümkün ve hatta ufukta olduğunu düşünüyorum…
      Ama insancıl (hümanist) olmak vakit alır; şimdilik insan olalım yeter. Suriye meselesinin çözümü oldukça basit aslında. Yeter ki Türkler, Araplar ve Persler uluslararası siyaseti “sıfır toplamlı bir oyun” olarak görüp birbirlerinin kuyularını kazmayı bıraksınlar…

      • Hocam, ‘önce insan’ diyebilecek bir dünyayı kim getirecek. yukarıda yazınızda da devletlerin iki yüzlülüğünü muhteşem bir şekilde ortaya koyduğunuz gibi, aynı dine mensup milletlerin bile birbirinin kuyusunu kazdığı, birbirini boğmaya çalıştığı bir ortamda, barışçıl, insancıl bir dünya gelecekte mümkünse, bu, kim, kimler veya hangi devlet ya da millet tarafından sağlanacak? birbirin kuyusunu kazan, aynı dinin kardeşleri olan Türkler, Persler ve Araplar arasına kardeşlik tutkalını kim sürecek?

        • Mustafa,
          “Kim yapacak?” soruna verecek spesifik bir cevabım yok. Benim önemsediğim nokta “kim” meselesi değil zaten, “nasıl” meselesi. Bu bir süreç. Ve ben içinden geçtiğimiz sürecin insanoğlunu “önce insan” noktasına doğru yol aldırdığını düşünüyorum. Şunu tekrar edeyim yalnız, bu uzun-soluklu ve hatta sonunda hedefe ulaşılamayacak bir maraton. İnsanın “bencillikten” tamamen kurtulması nasıl mümkün değilse, milletlerin “kollektif bencillik” diyebileceğimiz milliyetçilikten tamamen kurtulması da mümkün değil. Yani hedef vuslat değil, kurbet.
          İşin “nasıl olacak” noktasındaki düşüncelerimi kısaca şöyle özetleyeyim:
          1) Yaşadığımız coğrafyadaki devletler yeni yeni olgunlaşıyor. Ulus-devletler olgunlaştıkça kuruluş yıllarındaki “Bizi sırtımızdan vurdular” türünden “düşmanlık mitleri”ne olan ihtiyaç azalır.
          2) “Önce biz” diyen tüm milliyetçilikler eksik ve yalan bilgi üzerine inşa edilen üstünlük ve farklılık duygularından beslenir. Yaşadığımız bilgi ve iletişim çağında ulus-devletlerin “Dersimde ayaklanma vardı” ya da “Türkler bizi sömürdü” gibi mitlerini muhafaza etmeleri gittikçe zorlaşmaktadır.
          3) Hareketliliğin arttığı bir dünyada, insanların diğer milletlerle artan etkileşimi neticesinde, diğer milletlere yönelik hem bilgimiz daha doğru bir hal alıyor hem de empati duygumuz kuvvetleniyor…
          Netice-i kelam, ben dünyanın kazananın insanlık kaybedenin milliyetçilik olacağı bir trende hal-i hazırda girdiğini düşünüyorum. Belki de çok safımdır! 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s