Denktaş’ın “Dava”sından Zana’nın “Sigorta”sına

Hayatı “Kıbrıs Davası” ile özdeşleşen Rauf Denktaş iki hafta evvel ebediyete intikal etti. Türk siyasetçi ve entelektüellerin hakkındaki “övgü dolu” sözleriyle toprağa verildi Denktaş’ın naaşı; Rahmetli Denktaş, “büyük devlet adamı” ve “büyük davanın unutulmaz kahramanı” idi… Kaderin ilginç bir cilvesi olsa gerek, Denktaş’ın vefatı, Leyla Zana’nın “Kürtlere özerklik yetmez” ve “Silah Kürtlerin sigortasıdır” sözlerinin hemen ertesine denk geldi. Kıbrıs’ın silahşor taksimcisinin “büyük devlet adamı” övgüleriyle uğurlandığı günlerde, Zana yukarıdaki sözlerinden dolayı Türk siyasetçi ve akademisyenler tarafından “aç tavuk”,  “sorun istismarcısı”, “siyasi fırsatçı” ve “komitacı” olarak yuhalanmaya devam ediyordu…

Milliyetçilik zihinleri bölen bir ideolojidir. Milliyetçiliğin sayısız sorunları arasından belki de en göze çarpanı, bölünmüş zihinleri tutarsızlığa mahkûm etmesidir. Farklılık ve üstünlük duygularından beslenen milliyetçi düşünce, insanları kendi milletleri için başka, öteki milletler için başka kriterler kullanmaya iter. Bir tür çifte kriter sendromu ile maluldur tüm milliyetçiler… Kırk seneyi aşkındır Filistinleri her platformda “terör” üzerinden karalayan Yahudi milliyetçileri, 1940’lardaki Yahudi terör örgütlerini “romantik zamanın özgürlük savaşçıları” olarak görürler. Tartışmalı bir soykırım olan “Ermeni soykırımını” soykırım olarak addetmedikleri için yeryüzündeki nerdeyse tüm Türkleri “soykırım inkarcısı” ve düşman belleyen Ermeni milliyetçileri, tartışmasız bir soykırım olan Yahudi soykırımını sorgulayan Ahmedinecad’a “fahri doktora” ünvanı verirler. Kuzey Kıbrıs’ın self-determinasyon hakkını sonuna kadar savunan Türk milliyetçileri, Yukarı Karabağ’ın ya da Irak Kürdistanı’nın self-determinasyon hakkına karşı çıkarlar… Ve bu böyle sürüp gider…

Türk yönetici ve entelektüellerin çoğunluğunun Zana’nın sözleri ve Denktaş’ın ölümü sonrasındaki birbirine taban tabana zıt tepkileri de maalesef bu “çifte kriter sendromu”nun bir sonucudur. Denktaş’ı “büyük devlet adamı”, Zana’yı ise “sorun istismarcısı” olarak nitelemek büyük bir tutarsızlıktır; çünkü her ikisi de aynı siyasal ideolojinin takipçisi ve benzer bir siyasi geleneğin üyesidir. Farklı olan tek şey ait olduklarını hissettikleri milletlerdir. Açayım.

Denktaş’ın Kıbrıs davası, yaşadığımız çağın oldukça gerisinde kalan bir öze sahipti. Dünyaya prensipler değil kimlikler üzerinden bakan, insanı değil devleti kutsayan ve bu “kutsal” devlet için yeri geldiğinde sivillere karşı bile şiddet kullanımını meşru gören (neydi bunun adı?) bir anlayışın yaşadığımız çağda insanlara barış ya da mutluluk sunma ihtimali yoktur. İşin ilginç yanı biz Denktaş’ın temsil ettiği bu siyasi düşüncenin yanlış olduğunu biliyoruz, ama sadece Fırat’ın doğusunda!  Denktaş bir Kürt olsaydı adı ne olurdu? Ya da Denktaş’ın Kürt siyasetindeki dengi kimdir? Denktaş’ın Kürt siyasetindeki dengi, çözümü demokraside arayan ve artık “silahları gömmenin” vaktinin geldiğini düşünen Orhan Miroğlu değildir, silahın hala bir işlevi olduğuna inanan ve kurtuluşu demokraside değil “Kürt devleti”nde arayan Leyla Zana’dır. Ve “Kürt Denktaşlar”ın hep “kötü” oldukları bu topraklarda, “Türk Denktaşlar”ın bu kadar makbul olmalarında bir gariplik yok mudur?

Denktaş bir çözüm ve uzlaşma adamı değil, radikal bir “bölücü” idi. Elli yılı aşkın siyasi mücadelesinin özeti tek kelimeydi zaten: taksim (bölme). 2004’teki Annan Planı Türk tarafına “Bask modeli”ndeki özerklikten de öte (ve bence mantık dışı) hak ve yetkiler veriyordu. (Rumlar da haklı olarak “Hayır” dediler). Fakat Rauf Denktaş’ın “bölme”ye olan inancı, açıkça Türk tarafını kayıran Annan Planı’na bile ateşli bir şekilde karşı gelmesine sebep oldu. Ama Denktaş yine de “büyük devlet adamı”ydı bizim gözümüzde… Şimdi sorumuz şu: Bir gün Türkiye büyük bir adım atsa ve Annan Planı’nda Türk tarafına verilen hak ve yetkilerin daha azını içeren “Bask modelini” Kürt illerinde referanduma sunsa, ve bu sırada bazı radikal/maksimalist Kürt siyasetçiler “özerklik bize yetmez” kampanyaları düzenlese, bu Kürt siyasetçiler Türklerin gözünde “büyük devlet adamı” mı olurdu yoksa “gözü dönmüş bölücü” mü?

Denktaş, “KKTC devletini” Kıbrıslılardan daha fazla önemserdi. Ve devleti insanın önüne koyan Denktaş bizim için “büyük devlet adamı”ydı…  Peki o zaman “Kürtlere özerklik yetmez” diyen Zana neden “çözümsüzlüğü derinleştiren” bir “fırsatçı”dır? “Bize demokratik Kıbrıs yetmez” diyen Denktaş’ı yücelteceksek, “Kürtlere demokratik Türkiye yetmez” diyen Zana’yı nasıl eleştireceğiz? Daha da kötüsü, Fırat’ın batısında Ankara’yı “Denktaşlaşmak” ile suçlayıp “insan devletten önce gelir” diyen Mehmet Altan’ların işlerini kaybettiği bir dönemde, Fırat’ın doğusunda “devlet de devlet!” diye diretenler nasıl marjinalize olacaklar?

Denktaş Kıbrıs’ta silahlı mücadelenin de öncüsüydü. Sicilinde camilere ve ofislere bomba atmak, solcu Türk liderleri öldürmek, tehdit ve baskı ile Türklerin Rumlarla ilişkilerini kesmek gibi (benzerlerini bugün KCK iddianamelerinde okuyabileceğiniz) eylemler de bulunan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurucu üyesiydi Denktaş. (Naaşı da TMT anıtının bulunduğu Cumhuriyet Parkı’na defnedildi). Müzakerelerde Türkiye’nin “garantörlük” hakkından taviz vermiyor ve 1974’ten beri de Türkiye’nin adadaki askeri varlığını bir güvence olarak görüyordu.  Kısacası, silahı Kıbrıslı Türklerin “sigortası” olarak görüyordu… Peki, silah bir milletin sigortası olabilir mi? Cevabımız “Hayır” ise, Denktaş niye “büyük devlet adamı”? Cevabımız “Evet” ise, “Silah Kürtlerin sigortasıdır” diyen Zana neden “komitacı”?

Varmak istediğim nokta şu: Tüm milliyetçilikler gibi, Fırat’ın Batısındaki ve Kıbrıs’taki Türk milliyetçiliği ile Fırat’ın doğusundaki Kürt milliyetçiliği birbirlerine oldukça benzemektedir ve her ikisinin de bu coğrafyada yaşayan insanlara barış ve özgürlük getirme ihtimali yoktur. Kürt sorununun çözümü kardeşçe, özgürce ve eşitçe yaşayabileceğimiz bir vatanın inşasındadır. Ama maalesef “Türk siyaseti” böyle bir vatanı inşa edebilecek olgunluğa bir türlü erişemiyor; çünkü milliyetçi özü sebebiyle “Türk siyaseti” Türkler ile Kürtlere eşitsiz bir noktadan bakıyor ve bunun sonucunda da Türkler ile Kürtlere farklı kriterleri layık görüyor. Silahı Türklerin sigortası olarak görenleri yüceltip, silahı Kürtlerin sigortası olarak görenleri şeytanlaştırmak “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” demek değil midir? “Ya bağımsız KKTC, ya ölüm!” diyenleri yüceltip, “Kürtlere özerklik yetmez!” diyenleri şeytanlaştırmak “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” demek değil midir? Almanya’da Türklere anadilde eğitim isteyip, Türkiye’de “Kimse bizden anadilde eğitim beklemesin” demek “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” demek değil midir?  İsrail’in “operasyon hatası” sonrasında ölen 9 Türk canı için “özür de özür!” diye diretip, Türkiye’nin “operasyon kazası” sonrasında ölen 34 Kürt canı için bir özrü çok görmek “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” demek değil midir? Türklerin ölümleri için “üzüntü” belirtmeyi ve “tazminat” ödemeyi kabul eden İsrail’in teklifini geri çevirerek “özür”de diretip, Kürtlerin ölüleri için “Tazminat özür manasına gelir” demek “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” demek değil midir?…

Listeyi uzatabiliriz ama gerek yok. Maalesef Türk yöneticilerin pek çok politikası ve söylemi Kürt vatandaşlarımızın zihinlerinde “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” algısını güçlendirme potansiyelini taşımaktadır. Hâlbuki Türkiye’nin Kürt sorununun çözümü Kürtlerin hiçbir şekilde “Türkler ayrı, Kürtler ayrı” şeklinde bir hissiyata kapılmayacağı bir vatan inşa etmekten geçmektedir. Ama bu, “Türkler ayrı, Rumlar ayrı” düşüncesine sahip Denktaş’ı yücelten bir zihniyetle başarılabilecek bir iş değildir. Zira Denktaş eken, Zana biçer! 

Reklamlar

6 comments on “Denktaş’ın “Dava”sından Zana’nın “Sigorta”sına

  1. Orhan Miroğlu’nun Silahları Gömmek kitabında anlatılan Nelson Mandela’nın hikayesini okuduktan ve Goodbye Bafana filmini izledikten sonra ne demek istediğinizi çok daha iyi anlıyorum ve çözüm için sizin de dediğiniz gibi Türk siyasetinin artık olgunluğa sahip olması gerekmektedir. Yazınız muhteşem ve kelimeler kifayetsiz…

    Gökhan Akdoğan
    Karadeniz Teknik Üniversitesi
    Uluslararası İlişkiler

  2. Merhaba Hocam,
    Bu yazınıza da hak vermemek elde değil. Gün geçtikçe Türk toplumunun o dışa yansıtılan hoşgörülü, dost, sıcakkanlı vs. güzellemelerinin benim için anlamını yitirdiğini, gün geçtikçe bu toplumun ne kadar güzel siyasete daha doğrusu politikanın manevralarına aldanıp kendi yüreğinden geçenle, duyduklarını ölçüp biçmeden ”büyüklerin sözleri”ni dinlemeye meyilli ilginç bir feodal gelenek yapısıyla HALA hareket ettiğini görüyorum.Bu toplumun güzellikleri olduğu kadar nefret ve şiddet tohumlarını da yetiştirmeye çok elverişli topraklara sahip olması da garip bir ironi.

    Geçtiğimiz gün şu haberi okuyunca, yahu kim doğru söylüyor kime inanmalı şimdi dedim. Niye bilmiyorum ama Kıbrıs Dış İşleri Bakanının bu açıklamalarını samimi buldum ve ona inanmak istedim. Ben eleştirirken yada kendi hatalarımıza bakarken daha acımasız ve radikal olabiliyorum bu yüzden mi bilmiyorum, Türklerin çıkarı için yapılan herhangi bir adımı dahi samimi ve bizim için yapılmış göremiyorum.

    Ayrıca, yazıyı okuduktan sonra Gökhan arkadaşın yorumda bahsettiği Goodbye Bafana filmini merak ettim ve izledim. Filmin özetinde dediği gibi bir adamın ve bir ülkenin değişimini anlatan etkileyici bir film. Her şey birbirimizi anlamaya ve dinlemeye başladıktan sonra farklılaşıyor, tüm bakış açıları tüm yargılar, tüm nefretler herşey …

    Sağlıcakla kalın,

    • Katkın için sağol Kadriye. Ben çok bir şey eklemiyeyim…
      Kıbrıs sorununda maalesef Türkiye’nin geleneksel politikası çözümden ziyade sorunun bir parçası oldu… Ve evet, biraz tutarlılık, biraz empati, biraz anlayışla çözülmeyecek sorunumuz yok…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s