Anayasa Tartışmalarına Sürpriz bir Katkı: Irak Anayasası

Önce realist (ve haliyle biraz karamsar) olarak başlayayım:

“Vicdani ret” hakkının artık “din ve vicdan özgürlüğü” bağlamında temel bir insan hakkı olarak ele alınması gerektiğini bu günlerde nerdeyse gün aşırı ilan eden AİHM’nin bu konudaki kararlarını görmemek için bin dereden su getirildiği;

Belçika’yı, İspanya’yı, Fransa’yı geçtik; Slovakya’da, İsrail’de, Irak’ta “bile” var olan “anadilde eğitim” hakkının hala “tartışılabilir” bir hak olarak görüldüğü ve ülkeyi bölebileceği endişesiyle reddedildiği;

“Anadilde eğitim” hakkının en yetkin Türk siyaset bilimciler tarafından bile “Bunun Kürtlere ne faydası var?!” düzeyinde ele alındığı;

Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanmasının vaktinin hala gelmediğinin düşünüldüğü;

Süryani soy ismine sahip olmanın “Yeni” Anayasa Mahkemesi tarafından “bölücü tehdit” olarak addedildiği;

Seçimlerin “adil ve serbest” olmasını engelleyen ve bu yüzden de Türkiye’yi demokrasi liginden diskalifiye eden yüzde 10 seçim barajının halk ve yöneticiler tarafından hararetle savunulduğu; 

1980 darbesinin hediyesi olan ucube Siyasi Partiler Kanunu’nun revize edilmesi yönünde hiçbir adımın atılmak istenmediği;

Baştan sona sıkıntılı Terörle Mücadele Kanunu’nun sıkıntılı taraflarının görül(e)mediği;

Basın özgürlüğünün demokrasinin ayrılmaz bir parçası olduğu günümüz dünyasında Türk gazetecilerin siyasetçilerce “Kendinize çeki düzen verin!” şeklinde eleştirilmelerinin sıradan bir “eleştiri hakkı” addedildiği;

ve Anayasa taslaklarında aktif rol almış akademisyenlerimizin bile artık sürecin ilerleyeceğinden şüphe duyduğu bir Türkiye’de yakın gelecekte sivil ve demokratik bir Anayasa’nın üretilebileceği konusunda ümitvar değilim açıkçası… Gönlüm aksine inanmak istese de, aklım “Yeni Anayasa”nın, tıpkı “AB üyeliği” gibi, “Yeni Türkiye”nin hakiki bir hedefinden çok araçsal bir diskuru olduğunu söylüyor…

Ama elbet bir gün hak ettiğimiz “muasır” Anayasa’ya kavuşacağız. (Ya da elbet bir gün muasır bir Anayasa’yı hak edeceğiz!). Vuslatımızın daha erken, Anayasamızın da gerçekten muasır olması içinse hali hazırdaki muasır Anayasaları çalışmanın faydalı olacağını düşünüyorum. “Kurucu babalarımız”dan bu yana yüzümüzü çevirdiğimiz Avrupa Anayasaları tabii ki öncelikli ilham kaynaklarımız olacaktır bu süreçte. Ama “Doğu”nun yeni demokrasilerinin Anayasaları da pek çok açıdan küçümsenmeyecek bir yardım potansiyeline sahip bence. Çoğumuzun belki de son aklına gelecek olan Irak Anayasası’nın -kendi açımdan oldukça ilerici bulduğum- aşağıdaki maddelerini nazarlarınıza sunmayı faydalı buldum bu yüzden.

Irak Anayasası bir uzlaşmanın ürünü ve Batı standartları açısından sorunlu sayılabilecek maddeleri de içeriyor. Bu yönüyle, Irak Anayasası’nı idealize etmek mümkün değil. Ama Zizeklerin dahi ulus-devleti “tu kaka” edip Osmanlı/Avusturya imparatorluklarının “ötekine tolerans” noktasındaki üstünlüğüne güzelleme yaptıkları bir dönemde, katı bir ulus-devlet anlayışını aşarak Irak’taki çoğul etnik yapıyı tanıyan ve geliştiren Irak Anayasası,  “çatışma sonrası toplumlar” için hiç de yabana atılmayacak unsurları barındırıyor. Sırtımızdan vurdular!” türünden tarihsel mitleri ve “Ne Şam’ın şekeri ne Arap’ın yüzü!” türünden zihinsel prangaları bir tarafa bırakabilirsek, Irak Anayasası’nın bizim için de belli noktalarda ufuk açıcı olabileceğini düşünüyorum. Olur ya, sıkça Türkiye’nin Arap ülkeler için “model”liğinin konuşulduğu bu günlerde, Irak Anayasası’nın “model” maddeleri bize sadece daha muasır değil aynı zamanda daha mütevazı olma imkânını da sunar…

Irak Anayasası (seçilmiş maddeler):

Madde 4-1: Arapça ve Kürtçe Irak’ın iki resmi dilidir. Ayrıca bu Anayasa Iraklıların kendi çocuklarını devlete ait eğitim kurumlarında Türkmence, Süryanice ve Ermenice dillerinde, özel eğitim kurumlarında ise tüm diğer dillerde, eğitme haklarını güvence altına alır.

Madde 28-2: Düşük gelirli vatandaşlar, yaşamaları için gereken asgari geliri temin edebilmeleri amacıyla, vergiden muaf tutulurlar.

Madde 49-4: Seçim kanunu Meclis’teki kadın milletvekili sayısının yüzde 25’ten az olmamasını hedefleyecek şekilde düzenlenir.

Madde 50: Tüm milletvekilleri görevlerine başlamadan önce Meclis huzurunda aşağıdaki Anayasal yemini etmek zorundadırlar:

Hukuki görevlerimi büyük bir adanma ve samimiyet duygusuyla yerine getireceğime; Irak’ın bağımsızlık ve egemenliğini koruyacağıma; Irak halkının çıkarlarını gözeteceğime; Irak’ın toprağının, suyunun, havasının, zenginliklerinin ve federal demokratik sisteminin güvenliğini teminat altına alacağıma; kamusal ve bireysel özgürlükleri ve yargının bağımsızlığını korumaya tüm gücümle gayret edeceğime; yasaları inanarak ve çıkar gözetmeksizin uygulayacağıma Allah’ın huzurunda yemin ederim. Allah şahidim olsun.”

Madde 61: Meclis aşağıdaki yetkileri haizdir:

5-C: Bakanlar Kurulu’nun teklifi üzerine, Genelkurmay Başkanı, yardımcıları, tümgeneral ve üstü rütbesindeki komutanlar ve İstihbarat Başkanı atamalarını onaylamak.

Reklamlar

4 comments on “Anayasa Tartışmalarına Sürpriz bir Katkı: Irak Anayasası

  1. türkiye toplumsal depremlerle sarsıldı defalarca. ‘sahih’ bir demokratik anayasa yapma ümidimiz yüksek değil hala. galiba daha şiddetli sarsıntılara ihtiyacımız var diyeceğim ama daha şiddetlisi iç savaş – ki makul bir anayasa oluşturabilmek için kimse ırak olmak istemez. ister mi yoksa?!

  2. Geçtiğimiz hafta Laz kültür derneği ve Kafkas dernekleri federasyonun ortaklaşa düzenlediği bir ”ortak akıl arama” toplantısına katılmıştım. Orada bulunanlar arasında en genç Laz olarak, Lazca dilini ve kültürünü korumak ve yaşatmak için yapılabilecekler listesine ben de kendi çapımda maddeler ekledim. Bu toplantı sırasında tartışılan ve talep edilen en önemli madde ise tabiki Lazca öğretim talebiydi. Aslında kimse cesurca dile getiremese de Lazca eğitim talebi de akıllardaydı, fakat biz Lazlar tarihimizin ve coğrafyamızın bize miras bıraktığı cesareti ve dikbaşlılığı TC’nin kollarında kaybetmeye mahkum bir halk olarak ( önce çuvaldızı kendimize batırmaktan başlamalı işe) bu tarz ”sivri” taleplerin dile getirilmesinin zamanı ve yeri olmadığını söyledik o toplantıda. Üniversitelerde sadece Lazca dili ve kültürü kürsüsü değil Kafkas dilleri kürsüsünün kurulması talep edildi ancak şöyle bir anekdota da yer verildi bu talep dile getirilirken:
    Kafkas dernekleri federasyonu, Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde bu kürsünün kurulması için geçtiğimiz senelerde bir girişimde bulunuyor.Fakat ünversite senatosu tarafından bu girişim reddediliyor. Gerekçe çok açık ve net: ” Bölücülük”

    Aynı toplantıda Çerkez ve LAz halklarının devlet televizyonunda kanal talebi de gündeme getirildi. Bu tarz talepler bizler gibi dilleri ve kültürleri yok olma tehlikesiyle ciddi derecede yüz yüze olan halklar için can kurtarıcı olarak görülüyor, çünkü devletin kanalında yayın yapmak demek, devletin bizleri var kabul ediyor, varlığımıza ve kültürümüze sahip çıkıyor olması demektir ve bu aynı zamanda biz Lazların en büyük sorunu olan bölgede yaşayan Lazların da bu varoluş mücadelesine desteğinin artması anlamına gelecektir. TRT’ye Lazca başvuru için yapılan görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Daha doğrusu talebimiz reddedildi. Çerkezlere ise verilen cevap manidardı !!! ” Yahu Kürtler için zorunlu olarak yapılmış bir durum var ortada, siz nereden çıktınız böyle, onlar için açtık sadece biz bu yolu” vs vs … Hadi canım yolunuza gidin demişler kısaca yani.

    Anlatmak istediğim şudur, bizler gibi Çerkes, Laz, Gürcü, Megrel, Rum vs olmayıp da TC topraklarında yaşayan insanların taşıyamadığı kaygıları taşıyoruz. Çünkü bizler farklı dillere ve kültürlere sahip olup ,bu topraklarda bu devletin çatısı altında yaşama talebi olanlarız. Bu devletin çatısı altında yaşama talebi, bu dvletin bizleri anayasasında ve kamu alanında tanımasıyla karşılık bulmalı ve Anayasa’da türkiyede yaşayan halklar tanımına, bu yaşayan halkların dillerine açıkca yer verilmelidir. Çünkü gördük ki çocuklarımıza lazca isimler vermekle, lazca şarkılar söylemekle vs ile olacak iş değildir bu. Bu topraklar üzerinde 7000 yıldır hiçbir yerden dört nala gelmeden yaşayan bir halkı resmi kayıtlarda göstermeyerek, lazca yer isimlerini türkçeye çevirerek, (şimdilerde değişmiş olsa da zamanında )Lazca yayım yapan dergileri kapatarak( Ogni-Duy) ve daha niceleriyle Lazları asimile etmeye çalışmıştır. Fakat ne mutlu ki bana 22 yaşında genç bir Laz olarak, belki de Lazcayı konuşup anlayabilen son nesil laz olarak hala şunu söyleyebiliyorum: Bizler ulus- devletin dar kalıplarına sığamayacak kadar kalabalık ve zenginiz ve ben bu zenginliğin bir parçası olmaktan elbetteki gurur duyuyorum.Ve yine ne mutlu ki bana beni görmezden gelen devletimi ben görüyorum ve yaptıklarını unutmuyorum!

    • Harikulade katkından dolayı teşekkür ederim Laz kızı! 🙂
      Gerek daha görünür olan Kürt sorunu etrafında yaşananlar, gerekse daha az görünür olan diğer azınlıkların sorunları gösteriyor ki “yeni” devletimiz hala farklı kültürleri tehdit olarak gören anakronik bir zihniyete sahip.
      Kardeşçe ve özgür bir şekilde yaşamayı hak etmek için daha ne kadar acı çekmemiz gerekiyor bilmiyorum…
      Selamlar,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s