Müslüman, bölücü ve de terörist!

Geçtiğimiz hafta “bölücü terör örgütü”nün vahşi saldırılarından yeni birine şahit olduk.

Gerek pek çok saldırısında sivilleri de hedef almış olması gerekse de yabancı terör örgütleriyle ilişkiler içerisinde olması sebebiyle, örgüt uluslararası arenada pek çok kişi ve kuruluş tarafından “terör örgütü” olarak kabul ediliyor. Tüm “direniş” hareketlerinin vazgeçilmez destekçisi Kaddafi’nin de yer yer desteğini alan örgütün İslami terör örgütleriyle de bağlantılı olması, sonraları onu Amerika Birleşik Devletleri’nin “terörle savaş”ının da bir parçası haline getirdi.

Örgütün yaklaşık 40 yıldır devam ettirdiği ayrılıkçı mücadele 100 binin üzerinde cana mal oldu. Bu zaman zarfında onlarca köy boşaltıldı ve binlerce insan yaşadığı yerden göç etmek zorunda kaldı. Komşu ülkenin “kardeş” bölücülere verdiği destek sebebiyle örgütün ayrılıkçı mücadelesi zaman zaman uluslararası bir sorun haline de geldi.

Yakın zamana kadar devlet meseleyi ekonomik bir sorun olarak gördü ve ekonomik iyileşmelerle beraber sorunun da ortadan kalkacağını düşündü. Fakat örgütün ve tabanının siyasal taleplerini fark eden devlet, daha sonra “bölge”ye özerklik statüsü vermeyi bile kabul etti. Fakat “gözü dönmüş bölücüler” bağımsızlık dışında bir çözüme yanaşmadı ve “bölge”nin self-determinasyon (kendi kaderini tayin) hakkına sahip olmasında ısrar etti. Örgütün şahin yöneticileri, “taviz verebileceğimiz tek şey, ulusal egemenliğimizin kapsayacağı toprakların sınırlarıdır” diyerek bağımsızlığın müzakere dışında olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

18 Ekim 2011 tarihinde, “bölücü terör örgütü” kanlı saldırılarından yeni birini gerçekleştirdi. “Gözü dönmüş bölücüler”, vatanın birliği ve bütünlüğünü muhafaza eden askerlere saldırdı ve yaklaşık 10 saat süren çatışma sonrasında 19 askeri şehit etti. “Bölücü terör örgütü”nün sözcüsü, ilk önce özel kuvvetlerin kendilerine saldırdıklarını ve bu yüzden de yaptıklarının “meşru müdafaa” olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti ve ölümlerden örgütün sorumlu tutulmasının yanlış olduğunu savundu. Hükümet yetkilileri ise  barış görüşmeleri devam ederken örgütün askerlere saldırmasının anlamsızlığına işaret etti ve yakın zamana kadar yabancı ülkelerin ve terör örgütlerinin bir kısmından destek görmüş olan bölücü örgütün dış bağlantılarının altını yeniden çizdi…

Yukarıdaki hikâye gerçek ve bir hayli tanıdık; ama bizim değil, kilometrelerce uzaktaki Filipinler ve “bölücü” Moro İslami Kurtuluş Cephesi (Moro Islamic Liberation Front) örgütünün hikâyesi. Coğrafyalar değişse de, “nasıl” değil “kim” tarafından yönetildiğini önemseyen insanların hikâyeleri pek değişmiyor maalesef… Hikâyelerimizin değişmesi içinse, kavgalarımızın odağında “kimin” yöneteceğinin vurgusunu taşıyan ulus-devlet, üniter devlet, özerklik gibi kavramlar değil, “nasıl” yönetileceğimizi vurgulayan demokrasi, insan hakları ve özgürlük kavramları olması gerekiyor. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s