İfade Özgürlüğü ve Terörle Mücadele: “Biz içerden onlar dışarıdan…”

İnsan Hakları kuruluşlarımızdan Mazlumder, geçtiğimiz hafta yayınladığı raporda Batman ili özelinde Türkiye’nin terörle mücadelesini mercek altına alıyor. Terörle Mücadele Kanunu’nu (TMK) ihlalden haklarında çeşitli davalar açılmış Batmanlı 12 vatandaşımızla yapılan görüşmelere dayanan İfade ve Toplu Eylem Özgürlüklerinin İhlali Hakkında Araştırma-İnceleme Raporu adlı rapor, adından da anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin mevcut “terörle mücadele” yaklaşımının “bölge” halkının ifade ve gösteri özgürlüklerini sıklıkla ihlal ettiği sonucuna varıyor ve bu durumun sebep olduğu sorunların giderilmesi için çözüm önerileri sunuyor.

Raporun ortaya koyduğu en önemli sorun, şiddet içermeyen birçok fiilin zorlama yorumlarla “terör” kavramıyla ilişkilendirilmesidir. “Emine Ayna’yı dinlemek”, “Murat Karayılan hakkında ‘terörist başı’ ifadesini kullanmamak”, “ROJ TV’ye demeç vermek”, “ölen PKK’lıların cenazesine katılmak”, “KCK operasyonlarını protesto etmek”, “yasak bir şarkıya erbane ile ritim tutmak” gibi fiilleri “suç” kapsamına alan bu “terörle mücadele”  yaklaşımı, ne yazık ki BDP tabanını kitlesel olarak “suçlu” durumuna düşürmektedir. Ve “herkesi” suçlu durumuna düşüren bir kanun (ya da kanun yorumu) üzerinden “bazıları” tutuklandığında ise “kimse” ikna olmamaktadır.

Raporun ortaya koyduğu bir başka sorun da somut deliller olmadan polis tutanağı, isim/yüz benzerliği ya da gizli tanık ifadesine dayanılarak birçok kişinin tutuklanabilmesidir. Tutuklamaların kolay, tutuklama sebeplerin de zorlama yorumlar olabildiği bir yerde ise -en son “parasız eğitim” pankartı açmaları sebebiyle 19 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen iki gencin durumunda gözlemlediğimiz gibi- pek çok mağduriyetin yaşanması kaçınılmaz olmaktadır. Mazlumder Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın rapora yazdığı önsözde altını çizdiği devlet ile çete arasındaki fark, sarsıcı olmakla birlikle, sanırım hepimizin üzerinde daha fazla düşünmesi gereken bir nokta.

Terör ve şiddet kavramlarını son derece geniş bir şekilde yorumlayan mevcut “terörle mücadele” yaklaşımının iki önemli problemi olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, dünyanın geldiği noktada, yukarıda sıralanan eylemlerin hemen hepsi düşünce ve vicdan özgürlükleri kapsamına girmektedir. Taha Akyol’un da yazılarında ısrarla vurguladığı gibi, hukukta “dolaylı ilişki” kurulamaz. Doğrudan şiddet içermeyen ifade, eleştiri ve gösterileri zorlama yorumlarla “dolaylı şiddet” kategorisine sokup kriminalize etmek hukukun subjektifleşip itibarsızlaşmasına sebep olur.

Mevcut yaklaşımın ikinci önemli sorunu da bölgede yeni kitlesel mağduriyetlere yol açarak siyasetinin önemli bir kısmını “mağduriyet” üzerine bina eden PKK/BDP çizgisinin tabanını genişletip tahkim etme riskini taşımasıdır. PKK gibi geniş kitlesel desteğe sahip bir terör örgütüyle mücadele, her şeyden önce, PKK’ya sempati duyanların devlete yönelik şüphelerini giderme ve kalplerini kazanma mücadelesi olmalıdır. Fakat mevcut TMK üzerinden verilen terörle mücadele bunun tam aksi bir sonuca götürmektedir bizleri. Kanunların “bölge”de Türkiye genelinden daha farklı ve katı yorumlanması ve şiddetle alakası olmayan kişilerin zorlama yorumlarla terörist muamelesi görerek yıllarının çalınması, bölge insanının Türkiye devletine yönelik mevcut önyargı ve anti-patilerini pekiştirmekte ve hükümet kanadındaki “değişim” söylemlerini halk nezdinde boşa çıkarmaktadır.  Mazlumder Batman Şube Başkanı Murat Çiçek’in rapora yazdığı sunuş yazısındaki şu sarsıcı değerlendirmesi üzerinde özellikle durulmayı hak ediyor bence:

Çözüm taleplerinin veya Kürt sorununa ilişkin sistem muhalefetinin toplumsal gösteriler aracılığıyla ve sivil itaatsizlik eylemleriyle yapılması, geçmişin çatışmalı ortamlarına göre aslında daha ideal iken bu gösterilerin aşırı polis tacizine ve sert müdahalelerine uğraması, gösteri yapanlar hakkında sayısız davalar açılıp cezalar verilmesi, başta insan hakları örgütleri olmak üzere toplumun bütün dinamikleri tarafından açıkça gözlemlenmektedir. Muhalif siyasi faaliyetler, toplantı, gösteri ve basın açıklaması gibi etkinliklerin birer özgürlük alanı olduğu gerçeğinin bir türlü yerleşemediği Türkiye’de ‘eşkıya şehre indi’ algısı, önümüzde birçok sorunu biriktirmekte ve özellikle Kürt Sorunu’nun çözümü açısından ileriye dönük tehlikeli mecralar yaratmaktadır.”

Mazlumder’in ifade özgürlüğü raporu, Avrupa Birliği’nin 2011 İlerleme Raporu ile aynı haftaya denk geldi. Mazlumder’in yaptığı eleştiri ve öneriler -öz olarak- AB Raporu’nda da tekrarlanıyor: “TMK’nın geniş terör tanımlaması revize edilmedi ve mevcut haliyle ciddi endişe kaynağı olmaya devam etmektedir” (s. 22); “ ‘şiddete teşvik etmek’ kavramının yorumlanması AİHM’in içtihatlarıyla uyumlu değildir” (s. 25)… AB’nin terör tanımı noktasındaki uyarısı aslında meselenin bam teline dokunuyor. Zira TMK’nın sorunları “bölge”yle sınırlı değil. Geniş ve muğlâk bir terör tanımı üzerine bina edilen TMK; Ertuğrul Kürkçü, Muhammed Cihad ve daha nice örnekte olduğu gibi, şiddet içermese dahi pek çok muhalif eylemi terör eylemi olarak yorumlamaya müsait bir zemin oluşturmaktadır.

Keçecizade Fuat Paşa, Osmanlı’nın zayıflığından bahseden 3. Napolyon’un temsilcisine verdiği meşhur cevabında, “Üç yüz senedir siz dışarıdan biz de içeriden yıkmaya çalıştığımız halde bir türlü yıkamadık!” demişti.  Tarihin ilginç bir cilvesidir ki bugün belirli alanlarda bunun tam tersi bir durum yaşanıyor. İçerden Mazlumder gibi kuruluşlarımız dışarıdan da Avrupa Birliği “vazife-i umumiye”mize ayna tutarak demokrasimizi kemale erdirme adına siyasetçilerimize yardım etmekte ve yön göstermektedir. “Yeni Türkiye”, eğer gerçekten yeni ise, “özel şartlarına” vurgu yaparak bu aynalara burun bükmemeli, bilakis yardımlar için teşekkür edip gereğini yerine getirmelidir.  Zira “değişim” ve “yeni Türkiye” söylemlerinin sarhoşluğundan uyandığımızda karşımıza çıkan tablo, uluslararası indekslerde Türkiye’nin hala demokrasi değil “melez rejim” olarak tanımlanıyor ve sivil özgürlükler konusunda Arnavutluk, Bolivya, Endonezya, Mozambik ve Papua Yeni Gine gibi ülkelerle aynı skoru paylaşıyor olduğudur.

—-

Not: Bu yazı ile Kürt meselesi yazılarıma virgül koyuyor ve gelecek haftadan itibaren uluslararası ilişkiler konularına geri dönüyorum. (Bu yazıyı ve notu Çukurca saldırısından önce yazmıştım. Maalesef ‘söz’ün giderek değersizleştiği bir yere dönüyor ülkemiz. Dönüp dolaşıp aynı yere gelmek olmamalı bizim kaderimiz…)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s