Kürt meselesi, fanteziler üzerine yeniden

Bizim zihnimiz, henüz eşyadan fikirlere intikal edemiyor; fikirlerden eşyaya geçmeyi tercih ediyor. Çünkü bu sayede düşüncelerimiz sonsuz hayaller içinde, her şeyi kendi emellerine göre tertip edebileceği muhayyel bir muhit bulabiliyor.” –Said Halim Paşa

Tüm milliyetçilikler gibi BDP/PKK çizgisinin Kürt milliyetçiliğinden de uzağım. Prensipler değil kimlikler üzerine vurgu yapan hiçbir düşüncenin insanlığa olumlu bir katkı sunabileceğini düşünmüyorum. (Bu yüzden, mesela, Filistinlilerin “bağımsız” devletlerine, Kürtlerin “özerk demokrasi”lerine, Kıbrıslı Türklerin de “konfederasyon”larına sahip olup olmaması beni çok da ilgilendirmiyor; önemsediğim şey, her üç halkın da demokratik bir ülkede özgürce ve refah içerisinde yaşayabilmesi). Milliyetçilik sorunlu bir ideolojidir; ve bu yüzden, daha önceki bir yazımda da belirttiğim üzere, Kürt milliyetçilerinin fırsatını buldukça çatışma sürecisini tırmandırması beni şaşırtmıyor. Fakat buradan hareketle Kürt meselesindeki tıkanmayı tamamen Kürt milliyetçilerinin üzerine yıkmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Mevcut tıkanmayı PKK’nın üzerine yıkan ve bu tıkanmayı açacak şeyin de PKK’nın yok edilmesi olduğunu ileri süren “oyunbozan PKK’nın imhası” kampanyasının yanlış parametreler üzerine kurulduğunu düşünüyor ve bugünlerde hükümete yakın kişilerce (ör: Koru ve Türköne) daha yüksek bir sesle dillendirilmesini hiç de hayra alamet olarak yorumlamıyorum.

Oyunbozan PKK’nın imhası” kampanyasındaki oyunbozan ve imha kavramları yanlış değerlendirmeler üzerine bina ediliyor bence. İlk olarak, terör sorunumuzun çözümü açısından asıl önemli olan şey, PKK’nın gerçekten oyunbozan olup olmamasından çok, PKK’nın oyunbozan olduğuna Kürt vatandaşlarımızın inanmasıdır. Biz Türkler zaten 30 senedir PKK’yı oyunbozan olarak görüyoruz; ama bunun terör meselesinin halline bir katkısı olmuyor. Kürt milliyetçiliğinin silahtan arınması için PKK’nın öncelikle Kürt halkı arasında meşruiyet sorunu yaşaması ve marjinalize olması gerekiyor. PKK’nın oyunbozanlığına Kürtlerin de kahir çoğunluğu inandığı zaman ancak, Kürt milliyetçiliğinin silahsızlanmasındaki eşik aşılabilir.  Fakat siyasi tercihlerinden ve toplumsal eylemlerinden anladığımız kadarıyla, Kürt vatandaşlarımızın önemli bir kısmı hala PKK’nın oyunbozan olduğunu düşünmüyor. Bunun da bence sebebi, hükümet yetkililerinin ve bir kısım medyanın bir süredir tekrar ettiği “Devlet her şeyi yapıyor, ama PKK oyunbozanlık yapıyor; PKK çözümü de Kürt halkının iyiliğini de istemiyor” ifadesinin, Kürt vatandaşlarımızın nazarında “test edilmiş” ya da ispatlanmış bir argüman olmaması. Çünkü onlar için, Kürtlerin tüm doğal hakları verildi de PKK silahları bırakmadı gibi bir durum yok henüz. Eğer PKK “Kürtlerin hakları için” savaştığını iddia ediyorsa, ve bizse PKK’nın Kürtlerin haklarından çok kendi “iktidarı”nı düşünen samimiyetsiz bir örgüt olduğunu düşünüyorsak, düşüncemizi ispatlamanın kolay bir yolu var aslında: Kürtlerin doğal haklarını iade edip PKK’nın silahları bırakıp bırakmadığına bakmak. PKK gerçekten de samimiyetsiz bir oyunbozan ise, burada yapılması gereken şey bu oyunbozanlığı desteklenmemiş bir hipotez şeklinde yaymak değil (ki bunun PKK’ya hal-i hazırda olumsuz bakmayan Kürt vatandaşlarımız üzerinde herhangi bir tesiri yok), Kürtlerin tüm kültürel haklarının iadesini hızlandırarak “PKK’nın oyunbozanlığı”nı hipotez düzeyinden bilgi düzeyine çıkartıp PKK’nın -iddia edilen- samimiyetsizliğini başta Kürtler olmak üzere herkese göstermektir bence.  Maalesef bu yapılmıyor ve bu yüzden de PKK’nın oyunbozanlığı, pek çok Kürt vatandaşımızın nazarında, “Türk’ün Türk’e propagandası” olmaktan öteye gidemiyor.

“Oyunbozan PKK’nın imhası” kampanyasındaki “imha” kavramı da son derece sorunlu. Pek çok kişiye garip gelebilir ama ben, mevcut konjonktürde, PKK’nın imhasının bir “vaka-i hayriye” olabilme ihtimalini çok düşük görüyorum. PKK’yı “yok etme” noktasında kendi genelkurmay başkanlarımızın itirafları (bkz: bu ve şu) sebebiyle milyonlar “Acaba yapabilir miyiz?” endişesi taşıyadursun, bence bizi daha fazla endişelendirmesi gereken şey PKK’nın gerçekten “yok edilmesidir”. Hala anlayamadığımız şey, Orhan Miroğlu ve Hilal Kaplan’ın da geçenlerde vurguladıkları üzere, “bölge”deki vatandaşlarımızın PKKlılara bakışı ortalama bir Türk’ün bakışından oldukça farklıdır. Birincisi, “Batı’da ‘terörist’ denilene, Doğu’da –ister Ak Parti’li, ister BDP’li olsun- hâlâ ‘gerilla’ deniyor” (Hilal Kaplan). İkincisi, “Sınırötesi operasyonlar, hava harekâtları, Kürtler’de ortak bir hissiyatın yaşanmasına yol açmıştır hep… Her sınır ötesi harekâtta PKK’yı desteklemeyen Kürtlerle PKK arasındaki mesafe biraz daha kapanır ve bu mesafe biraz daha flu hale gelir” (Orhan Miroğlu). Daha geçenlerde Diyarbakır merkezde bir PKKlının cenazesine 100 bine yakın kişinin katılması bize bir şeyler söylemeli bu konuda. (“Kasedi çıkmadıkça” gerçekleri kabul etmeyenler, bu “realiteyi” geçen hafta internete düşen MİT-PKK görüşmesinden de teyit edebilirler. Güneydoğu’da bir TV kanalı açmak için ruhsat başvurusunda bulunan 4 kişinin başvurusu PKK sempatizanı oldukları düşüncesiyle reddedilince, araya giren Müsteşar Yardımcısı’na Türkiye Cumhuriyeti’nin valisinin verdiği yanıt şudur: “Verin gitsin, burada olmayan yok ki!”). Bunca yaşananlardan sonra, Kürtlerin önemli bir kesiminin dirisine “gerilla” ölüsüne “şehit” dediği bir insan grubunu imha ederek Kürt meselesini çözebileceğimizi nasıl düşünebildiğimizi anlayamıyorum açıkçası. Çaldığı malı geri vermek ya da rehin aldığı insanları salıvermek istemeyen bir kişiyi operasyonla “etkisiz hale getirmek”, o kişinin annesinin yüreğine ne kadar “su serpecek” ve o annenin devletle bağını ne kadar kuvvetlendirecekse, bence PKK’nın imhası da Kürtlerin devletle bağını o kadar güçlendirecektir. Türkiye’nin yukarıda bahsedilen hak iadelerini gerçekleştirmeden (dolayısıyla PKK’yı Kürtlerin gözünde de gayrimeşrulaştırıp marjinalleştirmeden) PKK’yı imha etmesinin (ya da etmeye çalışmasının), bölge Kürtlerinin Türkiye Cumhuriyeti’yle zaten incelmiş bağlarını kopartma ihtimali hiç de azımsanacak boyutta değildir.  Ki bu analize PKK’nın şehir milislerini de eklediğimizde durumun vahameti daha da artıyor. PKK’ya yönelik bir imha harekatının Türkiye’yi cehenneme çevirmeden yapılabilmesi için, bu harekatın şehir milislerine yönelik iyi koordine olmuş ve kapsamlı emniyet operasyonlarıyla desteklenmesi gerekiyor. Bu da belki 10 binlerce Kürt vatandaşımızın “içeri alınması” demektir. Dolayısıyla kararlı bir imha operasyonu, Kürtler için nerdeyse “her eve bir ölü ya da mahpus” kapısına çıkmaktadır. Böyle bir “sosyal kontrat”ın ise ne Kürt meselesini çözme ne de “Büyük Türkiye” idealimize katkı sağlama şansı vardır… Cengiz Çandar’ın bilgeliğine kulak vermenin vaktidir:

Hakkâri ve Şırnak illerini güvenlik açısından sağlama almadan, Kandil’e giden ve Kandil’den gelen yolları da kontrol altına alamazsınız. Bakan Atalay’ın “Hakkâri’de alan boşluğu bırakmayacağız”dan kastı bu zaten. Ama, Hakkâri insanı, çocuğu, genci, yaşlısı ile çoktan yitirildi. Mesele, onları geri kazanmak. Hakkâri’de, Çukurca’da, Şemdinli’de, Yüksekova’da, şu ilan edilen politikayı destekleyen kaç vatandaş var sanılıyor? Hakkâri’de asıl ‘boşluk’, ‘insan boşluğu’.  ‘Alan boşluğu’nu toprağa asker ve polis yığarak doldururken, oradaki insanların Türkiye’ye bağlılık ruhunu boşaltıyorsunuz.

30 yıllık bir aktif çatışma ile yaralanmış Türk-Kürt beraberliğinin yeniden sağlam bir şekilde tesis edilebilmesi için yapılması gereken şey, demokrasinin -ve dahi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki sosyal kontratın– mucibince, Kürtlerin tüm doğal haklarının vakit geçirilmeden verilmesi ve bu süreçte de PKK’nın imha değil, ikna ya da marjinalize edilmesidir. Başta Kürtçe üzerindeki tüm kısıtlamaların kalkması olmak üzere Kürtlerin tüm haklarının iadesi, PKK’nın buna nasıl tepki verdiğinden bağımsız olarak, Türkiye’nin hayrına olan bir durumdur. PKK bu adımlar sonrasında silahları bırakmaya hazır olduğunu deklare ederse PKK’nın silahsızlandırılması süreci başlar. Yok, PKK silahlı saldırılarını devam ettirirse, o zaman PKK’nın “hak”tan çok “iktidar” peşinde olduğu netleşir ve böylece de PKK gittikçe Kürt halkının gözünde meşruiyetini kaybedip marjinalleşir. Yarım gönülle atılan yetersiz “açılım” adımları sonrasında bile Şivan Perver, Muhsin Kızılkaya, Orhan Miroğlu gibi Kürt siyaset ve kültüründe önemli yer tutan pek çok insanla PKK’nın karşı karşıya gelmesi (ve bu vesileyle de PKK vesayetindeki Kürt siyasetindeki tek-sesliliğinin sorgulanması ve zayıflaması) bize isabetli adımların hangileri olduğunu göstermiyor mu?

“Kürt sorununun Türkiye bütünlüğü içinde çözümü nasıl sağlanır?” sorusu zor bir sorudur ve bu zor soruya benim kısa cevabım şudur: Özerklik/bağımsızlık gibi talepleri olmayan ama yine de BDP/PKK çizgisine oy veren Kürtlerin (ki bu BDP oylarının yaklaşık ¾’ü yapıyor) kendilerini “Türkiye partileri”ne “Kürt milliyetçisi” partilerden daha yakın hissetmesini sağlayarak. Siyasi naturaları gereği tehdit ve şiddete meyilli olan bir parti yönetimini dönüştürmek ya da imha etmek bence kolay da değil gerekli de. Asıl yapılması gereken, bir şekilde kendini bu partiye yakın hisseden vatandaşlarımızın “hakiki” ve “meşru” taleplerine cevap vererek BDP ve PKK’nın etnisite ve şiddet üzerinden giden siyasetini marjinalleştirmektir bence.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s