Refah’a Refakat Etmeli

Gazze ve Mısır arasındaki Refah kapısı nihayet temelli olarak açıldı. Rejimin bekası için Amerikan desteğine duyulan ihtiyaç ile İsrail’in askeri üstünlüğü karşısındaki ürkekliğin zorunlu kıldığı Reelpolitik’in Mısır’ın alnına sürdüğü bir leke de böylece silinmiş oldu. Ve 2007’den bu yana adeta bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkûm edilen Gazze halkı nihayet nefes almaya başladı. Fakat İsrail-Filistin-Mısır üçgenindeki denge bir hayli kırılgan; bu yüzden Refah kapısının açık kalmaya devam etmesi başta Filistinliler olmak üzere tüm Müslümanların hissî ve toptancı değil ihtiyatlı ve uzun vadeyi göze alan politikalar izlemesine bağlı.

Refah’da dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü her şeyden önce Refah kapısından kaynaklanacak bir sorun kapının tekrar kapanmasına ve Gazze’nin tekrar bir hapishaneye dönmesine sebep olur (zaten son iki haftadır kapının bir açılıp bir kapanması da bu kırılganlığa işaret ediyor). Evet, 2007’den bu yana Gazze bir açık hava hapishanesi. Bunu vicdanı kararmamış herkes ikrar ediyor.  (Vatikan dahi Gazze’yi “toplama kampına” benzetmişti iki sene evvel de İsrail yönetiminin bi küfretmediği kalmıştı Vatikan’a). Gazze konusundaki en yetkin isimlerin başında gelen Harvard’dan Sara Roy’un üç ay evvelki Foreign Policy yazısından birkaç istatistikle Gazze’deki insani trajediyi özetlemek gerekirse:  İşsizlik oranı %45; Günlük olarak yeterli ve sağlıklı gıda alamayanların oranı %61; Temel ihtiyaçlarını karşılamak için “insani yardımlara” muhtaç olanların oranı %75.  Bu kadar perişan durumdaki bir halk için, Refah kapısı üzerine titrenmesi gereken bir nefes borusudur.  (59 yaşındaki bir Gazzelinin şu sözü Refah kapısının Gazzeliler için arz ettiği önemi en yalın haliyle ortaya koyuyor zaten: “Mısır, Allah’tan başka sahip olduğumuz tek şey!”) Zaten bu durumun farkında olan HAMAS yönetimi de kapının açılmasından hemen sonra kapının açık kalabilmesi için Gazze halkına ihtiyatlı olmaları çağrısını yaptı.

Refah kapısının akıbeti Filistinliler kadar Mısır’ın geleceği açısından da çok önemli. Refah kapısından kaynaklanacak bir Filistin-İsrail sürtüşmesi Mısır-İsrail ilişkilerini de gerecektir. Mısır halkının çoğunluğunun Mısır’ın İsrail’e kafa tuttuğu eski günlere dönmenin hülyasını kurduğu bugünlerde, Refah kapısı Mısır’ı sonu hüsran olabilecek bir maceraya sürüklemenin potansiyelini taşımaktadır. Demokratikleşme sürecindeki Mısır’ın kısa vadede İsrail’le yeni bir çatışma sürecine girmesi Mısır siyasetinde askerin ağırlığının devam etmesine sebep olacak ve bu vesileyle de Mısır siyasetinin sivilleşme ve demokratikleşme sürecine sekte vuracaktır. Zira -kendi yakın tarihimizden de çok iyi bildiğimiz gibi- çatışan toplumlarda, söz silahı elinde tutanda olur.

Refah kapısı ABD Başkanı Barack Obama’nın kaderi açısından da son derece yüksek önemi haiz. Refah kapısının açılmasına giden sürece Obama yönetiminin verdiği desteği göz önünde bulundurursak, Refah’dan kaynaklanacak bir İsrail-Filistin ya da İsrail-Mısır çatışması, Mübarek’in görevi bırakması sırasında Obama’yı “İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmak”la suçlayan kesimin elini güçlendirecek ve bu da gelecek yılki başkanlık seçimlerinde Obama’yı zor durumda bırakacaktır. Rakibi Cumhuriyetçi Parti’nin hem Irak ve Afganistan fiyaskoları hem de 2008 ekonomik krizinin hırpalanmışlığı altında girdiği 2008 başkanlık seçimlerini bile Obama’nın Demokrat Partisi’nin zar zor kazandığını düşünürsek, bu kadar avantajlı olmayacağı 2012 seçimlerinde İsrail lobisini karşısına almak, Obama için seçimlerin baştan kaybedilmesi demektir. Bunun da ne ABD ne de dünya için hayırlı bir sonuç olmayacağını düşünüyorum.

İran halkının kendi diktatöründen (Rıza Şah Pehlevi) kurtulması sürecinde yaşanan “rehine krizi” ABD Başkanı Jimmy Carter’ın siyasi kariyerinin sonlanmasına sebep olmuştu. Obama’nın kaderinin Carter’ın kaderine benzememesi için Arap halklarının özgürleşme sürecinde benzer aceleciliklerin sergilenmemesi gerekiyor. Bunun için de Refah kapısının güvenliği ve geçişlerde emniyetin sağlanması önemli. Fakat Refah’ın da ötesinde, en azından gelecek seneki ABD Başkanlık seçimlerine kadar, İsrail’i Filistin yahut Müslüman dünyasıyla yeniden sıcak bir çatışma sürecine sokabilecek diğer adımlardan da kaçınmak gerekiyor. Tam da bu noktadan hareketle, birkaç hafta sonra Gazze’ye doğru yola çıkması planlanan ikinci yardım filosunu zamansız ve tehlikeli bir girişim olarak değerlendiriyor ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun filoyu organize eden gruplardan İHH İnsani Yardım Vakfını’nı kararlarını gözden geçirmeye davet etmesini çok yerinde buluyorum.

Yürümeyi öğrendiğim günden beri koşuyorum” diyen Nietzsche elbette önemli bir hakikate parmak basıyor. Ama koşmak, bizi her zaman hedefe daha erken ulaştırmaz. “Tizi reftar olanın payine damen dolaşır” diyeni de dinlemek lazım bazen. Zira geç kalır pek çok kişi, acele etmekten.

P.S. Akademik çalışmalarıma yoğunlaşacağımdan,  yaz döneminde yazılarımı daha seyrek (10 günde bir) yazacağım. 10 gün sonra buluşmak üzere.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s