“Nakba” ya da ulus-devletin aslî günahı

1948, Filistin dramının resmen başladığı yıl. Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmak için gerekli demografik üstünlüğe sahip olmayan İsrail, Arapları bugünkü İsrail topraklarından atmak için fırsat kolluyordu. İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesi üzerine başlayan Yahudi-Arap savaşında 700 binden fazla Filistinli mallarını geride bırakarak topraklarını terk etmek zorunda bırakıldı. İsrail bu Filistinlilerin mallarına ve topraklarına el koyduğu gibi onları ve -bugün sayıları 5 milyonu aşan- nesillerini terk ettikleri topraklara geri kabul etmedi. Kitlesel Filistin dramının başlangıcı olan bu “göç” Filistin anlatısında “Nakba” (felaket) olarak anılıyor. Filistinliler her yıl 15 Mayıs’ta Nakba’yı anıyorlar.

Ne İsrail’in “Arap sorunu”  ne de İsraillilerin Filistin toprakları üzerindeki planları 1948’de sona ermedi. (Heykeli dikilesi) İsrailli gazeteci  Amira Hass’ın da içerden bildirdiği gibi, Nakba tarihi bir olay değil, 63 yıldır devam eden bir süreç. İsrail, Filistinlilerin topraklarını işgal etmeye, kaynaklarını çalmaya ve evlerini başlarına yıkmaya durmaksızın devam ediyor.

Hatıra resimleri daha gerçekçi olsun diyedir belki, bu seneki Nakba gününü de kana buladı İsrail. Sınır bölgelerinde toplanan Filistinlilerin üstüne -alışageldiği üzere- kaygısızca ateş açtı; ve artık saymayı bıraktığımız Filistinli ölülere bir düzine daha eklendi. (Ne acı ki, Esad’ın katliamlarına ses çıkaramamanın mahcubiyeti içindeki Türkiye, İsrail katliamları karşısında da bu sefer sessiz kalmak zorunda kaldı. Esad’ın Filistin’e son “yardım”ı olur bu inşallah!)

Nakba bir “etnik temizlik” idi ve bir “Yahudi devleti” kurma projesinin kaçınılmaz sonucuydu. Nakba, İsrail ulus devletinin “aslî günahı”dır. Ve alışageldik bir insani tavırla, İsrail bu günahın -tövbesini yapmak yerine- üstünü örtmeye çabalıyor. Bu çabanın son meyvesi de iki ay evvel İsrail Meclisi’nin Nakba gününü İsrail devletini aşağılamakla eşitleyen ve bu günü anma gösterileriyle ilişkisi belirlenen kurumlara da cezai yaptırımlar getiren “Nakba Kanunu”nu kabul etmesi oldu.

Nakba bir insanlık trajedisi. Geçtiğimiz hafta Türkiye’den ve dünyadan birçok entelektüel de bu trajediyi köşelerine taşıdı ve İsrail’in politikalarını -yeniden- lanetledi. Bu lanetlemelere katılmamak mümkün değil. Çünkü İsrail’in ettiği ayıp, İsrail’in ettiği günah, İsrail’in ettiği hırsızlık, İsrail’in ettiği zulüm, İsrail’in ettiği kırım

Ama İsrail’e küfrederken yaşadığımız bu fren boşalması halinde unuttuğumuz bir şey var: Tüm ulus-devletler İsrail’dir. İsrail’in Filistinlilere yaşattığı, istisnai bir zulüm değil, modern ulus-devletin trajik hikayesinin güncel ve konsantre bir versiyonu sadece. Birkaç yüzyıl öncesine gidersek, bugünkü ulus-devletlerin “sahiplerinin” pek çoğunu şu an yaşadıkları topraklarda ev sahibi olarak göremeyiz. Hepimiz bir yerlerden geldik, ev sahiplerini yendik, sonra da onların mallarına ve vatanlarına konduk. Bu yönüyle, bugün yeryüzündeki 100 küsur devletin “sahiplerinin” aslında Filistin’deki Yahudi “yerleşimciler”den pek bir farkları yok. Onlar sadece biraz daha önce “dağdan gelip bağdakini kovdular”. “Etnik temizlik” ulus-devletin yaratılış mayasıdır; ve Nakba, sadece İsrail’in değil, tüm ulus-devletlerin “aslî günahı”dır.

Evet, İsrail’in günahları boyunu aşıyor; ama en azından İsrail’in günahlarına lanet etmekten yorulup dinlenmek için kenara çekildiğimiz vakitlerde şunu hatırlasak keşke: sadece İsrail değil, hiçbir ulus-devlet “kosher” değildir.

“Günahkâr öteki”, bakmasını bilene, taşlanacak şeytandan çok, kendi özüne tutulmuş bir aynadır.

Reklamlar

3 comments on ““Nakba” ya da ulus-devletin aslî günahı

  1. “tüm ulus devletler İSrail’dir” doğru bir ibare lakin tüm ulus devletler İsrail kadar pervasız ve acımasız değil yahut ben bilmiyorum öyle bir durumu. bir de Türkiye sessiz kalmaya alışık yahut lafta sözlere hatta tehditlere sahip bir ülke israile karşı. fakat bu aralar seçim var diye bir pankart asmış AKP işte milliyetçilik budur sloğanı adı altında Şimon PEREZ e yaptığı ONE MİNUTE durumunu afiş yapmışlar. ama milliyetçi olduğunu öne sürdüğü halde daha domates tohumunu dahi israil den alıyoruz yahut askeri techizatları dahi israilden alıyoruz ve daha nicesi. peki nasıl bir milliyetçilik bu ve eğer gerçekten milliyetçi olsaydık İsraile karşı bu kadar sessiz kalınırmıydı?
    “İsrail’in ettiği ayıp, İsrail’in ettiği günah, İsrail’in ettiği hırsızlık, İsrail’in ettiği zulüm, İsrail’in ettiği kırım…” pekâlâ bunlar çok doğru ama nasıl bir strateji izlenmeli ya da nasıl bir bakış açısına sahip olmalıyız ki bu duruma karşı politika üretebilelim?

    • Çok fazla soruyu boca etmissin Murat. Şimdilik birini cevaplıyayım. “One minute” stratejik bir manevraydı. İdeoloji, milliyetçilik ya da insan haklarıyla ilgisi yok. Ya da şöyle diyeyim: Uluslararası ilişkilerde değerler “one minute”, realpolitik “forever”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s