Bir Afyon Olarak Anti-Emperyalizm: Suriye

Tolstoy, milliyetçiliği egemen güçlerin kendi çıkarlarını örtmek ve halkı peşlerinden sürüklemek için kullandıkları bir ideoloji olarak görür. Bu tespit tüm milliyetçilikler için az ya da çok geçerli olmakla birlikte, özellikle üçüncü dünya milliyetçiliklerinin ana damarlarından birisi olan “anti-emperyalist” söylemde bu durum daha belirgindir. Ülkesi ve milletine yönelik emperyal saldırıyla mücadele etmek noktasında yüce bir ideal olabilecek anti-emperyalizm, maalesef bugün pek çok Doğu ülkesinde içerdeki baskı ve sömürüyü örtmek ve meşrulaştırmak için kullanılan bir “uyuşturucu” vazifesi görmektedir.  Anti-emperyalizm, bu manada, tam bir “kuşa bak!” taktiğidir.  Halklar sınırların ötesindeki kuşlara bakarken, birileri onların mallarını ve haklarını yağmalar.

Suriye anti-emperyalist söylemin siyasette hâkim olduğu Doğu ülkelerinden biri. Suriye başkanı Beşar Esad ülkesindeki ayaklanmalar sonrasında, Mübarek ve Ben-Ali’nin yaptığının aksine, geri adım atmadı ve bunu da Suriye’nin anti-Amerikan ve anti-İsrail “direniş” cephesinde olmasıyla açıkladı. Azınlık Esad hükümetinin hem ülkesindeki hem de Arap dünyasındaki meşruiyeti bu anti-emperyalist söylemin “sanal” gerçekliğine bağlı.  Evet sanal; çünkü Esad yönetiminin anti-emperyalist tutumu sahih (hakiki) bir durum olmaktan çok stratejik bir araç. Suriye’nin “anti-emperyalist” politikasının ana ayağı olan Hamas’a ve Hizbullah’a verdiği destek, aynen 90’larda PKK’ya verdiği destek gibi, ideolojik ve sahih değil, stratejik ve sinsi.

Modern devirlerde savaşların yıkıcılığı ve maliyeti arttığından savaşların birçoğu doğrudan değil proxy’ler (maşalar) üzerinden yapılıyor artık.  Pakistan ve Hindistan’ın karşılıklı olarak Keşmir’de militan gruplara verdikleri destekler, ABD ve İsrail’in İran’a karşı PJAK ve Halkın Mücahitleri’ne verdiği destek ve İran’ın İsrail’e karşı Hamas’a verdiği destek gibi, Suriye’nin Türkiye’ye karşı PKK’ya İsrail’e karşı da Hamas ve Hizbullah’a verdiği destek de bu kapsamda değerlendirilmeli. Suriye’nin Hamas’la ilişkisi sahih bir dava arkadaşlığı değil, stratejik hedefli bir suiistimaldir. Suriye için Hamas, hem İsrail’e karşı maliyetsiz bir yıpratıcı güç, hem İsrail ve Amerika’yla devam eden müzakerelerde bir pazarlık kozu, hem de içerde ve dışarıda Arap halkları üzerinde meşruiyet üretme kaynağıdır. Bir kere, Lamis Andoni’nin de güzelce ifade ettiği gibi, Esad rejimi İsrail işgali altındaki Golan tepesi üzerinden İsrail’le çatışmamak için son derece hassas davranırken, “Filistinlerin ve Lübnanlıların kanlarının son damlasına kadar” İsrail’le çatışmakta pek bir heveskâr olmuştur. İkincisi, aynen İran gibi, Suriye de Hamas’a özel bir sempati beslememektedir ve Batı ile anlaşma durumunda Hamas’a verdiği desteği kesebileceğinin işaretini de vermiştir (Bakınız: şu ve bu). Ve üçüncüsü, Hamas üzerinden yapılan anti-emperyalist politika Esad rejimi için o kadar önemli bir araç haline gelmiştir ki, “barış” ve “çözüm” gibi kavramlar Suriye için birer öcüye dönüşmüştür. Eğer Filistin sorunu çözüm yoluna girerse, Suriye kendisine hem İsrail’e karşı bir koz hem de içerde ve dışarıda meşruiyet sağlayan bir alanı kaybedeceğinden, Esad rejimi (aynen Filistin konusunda İran, Kürt meselesinde de BDP’nin yaptığı gibi) çözüme yönelik her hamleyi hafife alıp karşı koymakta başı çekmiş ve yer yer Filistinlilere “barış görüşmelerini bırakın ve savaşa geri dönün” gibi çığırtkan çağrılar yapmakta hiçbir beis görmemiştir. Ne de olsa akan kan Esad ailesinin kanı değil! Bu açıdan bakıldığında, Esad yönetiminin Filistin davasından devşirme “anti-emperyalizm”i samimi olmadığı gibi zararlıdır da.

İşin garip tarafı, Esad rejiminin “anti-emperyalist” zokasını sadece Suriye halkının bir kısmı değil Müslüman dünyasının da hatırı sayılır bir kesimi yutagelmiştir. Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışından önce, 2008 ve 2009 yıllarında, Arap halklarının en çok imrendiği lider –Nasrallah’ın ardından- Beşar Esad idi. Bugün Türkiye’de bile birkaç uzman (!) ısrarla “Esad giderse Lübnan’daki ve Filistin’deki direniş mahvolur” türünden bir yaklaşım sergiliyor. Hâlbuki bu, sadece Lübnanlı ve Filistinli halkların kendi öz güç ve inançlarına yapılmış büyük bir hakaret değil, aynı zamanda gerçekliği olmayan kocaman bir yanlıştır. Nitekim 2007 yılında yapılan bir ankete göre, Suriyelilerin yüzde 75’i Hamas ve Hizbullah’a yapılan maddi yardımları destekliyor zaten. Suriye halkı Esad’dan daha az anti-emperyalist olmadığı gibi, ondan bu konuda çok daha samimidir de…

Ve tüm samimi anti-emperyalistler için Outlandish’ten gelsin:

“I throw bricks at the devil so I’ll be sure to hit him.
But first at the man in the mirror,
so I can chase out the venom.”

(Şeytana birçok taş atıyorum, ki onu vurduğumdan emin olayım. / Ama ilk taş aynadaki adama, ki içerdeki zehri akıtayım.)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s