Yüksek Yargıya Haksızlık Yapılıyor

>
Geçtiğimiz ay Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2010 yılına ait dava ve mahkûmiyet istatistiklerini açıkladı. Türkiye’nin 2010 yılında en çok mahkûmiyet alan ülke olması Türk basınının bir kesiminde Türk yüksek yargısına karşı alaycı bir eleştiri furyası başlattı. TARAF gazetesi Türk yüksek yargısı için sürmanşetten “Avrupa’da mübaşir olamazlar!” ifadesini kullanırken, çeşitli köşe yazarları da AİHM istatistiklerini Türk yargısı için bir “utanç tablosu” olarak nitelendirdi. Bu yazıda, AİHM istatistiklerinin gerek TARAF gazetesi gerekse bazı liberal köşe yazarları tarafından yanlış okunduğunu ve doğru olarak okunduklarında da Türk yargısının -ideal olmasa da- “ortalama” bir Avrupa yargısı seviyesinde olduğunun görüleceğini belirtmeye çalışacağım. 

Yukarıdaki tablo 2010 yılı için AİHM’de kabul edilen ve sonuçlanan davaların istatistiğini içermektedir. Tablonun G sütununda da görüldüğü üzere, AİHM 2010 yılında sonuçlandırdığı davalardan 228’inde Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu rakam Türkiye’yi Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkenin başına yerleştirmiştir. Bu rakamın büyüklüğü Türk yüksek yargısının ciddi bir reforma ihtiyacı olduğunun bir göstergesidir. Fakat bu rakamı ve Türkiye’nin liste başı konumunu Türk yargısını “sınıfta bırakan” bir “utanç tablosu” şeklinde okumak yanlıştır. Çünkü AİHS ihlalleri açısından Türk yargısının Avrupa ülkelerine kıyasla nerde durduğunu gösteren rakamlar çıplak mahkûmiyet rakamları değil oransal dava ve mahkûmiyet kararlarıdır. Nasıl ki ABD’nin 13 trilyon dolar Yunanistan’ınsa 500 milyar dolar dış borcunun olması ABD’yi Yunanistan’dan daha kötü ya da borçlu bir ekonomi yapmıyorsa –çünkü aslolan borcun nominal değeri değil, gayri safi milli hasılaya oranıdır-, aynı şekilde 70 küsur milyon nüfuslu Türkiye’nin 8-10 milyon nüfuslu Bulgaristan, Yunanistan ya da Macaristan’dan daha fazla mahkumiyet alması tek başına Türk yargısını bu ülkelerin yargılarından daha kötü yapmıyor. Bu konuda sağlıklı bilgilenmek için nüfusa oranla AİHM’de kabul edilen dava sayılarına ve AİHM’nin verdiği mahkûmiyet kararlarına bakmak gerekiyor.

Yukarıdaki tablonun ilk dört sütunu AİHM’nin 2010 yılına yönelik raporunun 12. ve 13. sayfalarındaki tablodan direkt olarak alınmıştır. B sütunu her ülke için 2010 yılında AİHM’nin kabul ettiği dava sayısını, C sütunu ülkelerin nüfusunu (bin kişi olarak), D sütunu ise her ülke için nüfusa oranla (her 10,000 kişi için) kabul edilen dava sayısını göstermektedir. AİHM Türkiye’ye karşı açılan davalardan 5821’ini kabul etmiştir ve bu rakam Türkiye’yi tüm ülkeler arasında hakkında en çok dava açılan üçüncü ülke yapmıştır. Bu durum Türk yüksek yargısını Avrupa’nın dibindeymiş gibi gösterse de işin aslı böyle değildir. D sütunundaki nüfusa oranla kabul edilen dava sayılarına baktığımızda, Türkiye’deki her 10,000 kişi için 0,80 davanın AİHM tarafından kabul edildiğini görüyoruz. Bu rakam 23 ülkenin nüfusa oranla kabul edilen dava sayısından daha düşüktür (bu ülkelerin dava sayıları koyu renkle belirtilmiştir). Yani nüfusa oranlı dava kabullerinde Türkiye 47 ülke arasında kötü değil “vasat” bir görüntü sergilemektedir. Nitekim 47 ülkenin nüfusa oranla kabul edilen dava sayısı ortalaması 0,75’tir ve bu rakam Türkiye’ninkine (0,80) çok yakındır.

Mahkûmiyet kararlarına gelince, Tablo’daki G sütunu her ülke için AİHM’nin ilgili ülkeyi AİHS’nin en az bir ilkesini ihlal ettiğine karar verdiği davaların sayısını göstermektedir. Türkiye 228 mahkûmiyet ile listenin başındadır ve bu durum da Türk yüksek yargısını yukarıda zikrettiğim ithamlara maruz bırakmıştır. Fakat H sütunundaki nüfusa oranla mahkûmiyet sayılarına baktığımızda Türkiye’nin mahkûmiyet sayısının (0,031) 12 ülkeden (Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kıbrıs, Liechtenstein, Lüksemburg, Makedonya, Malta, Moldova, Romanya, Slovakya ve Yunanistan) daha düşük olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Türk yüksek yargısı mahkûmiyet noktasında da Avrupa’nın en kötülerinden değildir.
Dahası, mahkûmiyet noktasında ülkelerin birbirleriyle kıyaslanmasında H sütunundaki nüfusa oranla mahkûmiyet sayıları da net bir bilgi sağlamamaktadır. Ülkelerin sonuçlanan dava oranları arasında ciddi farklar bulunduğundan (bkz: Tablodaki E ve F sütunları), çıplak mahkûmiyet sayıları ve bunların kullanımıyla elde edilen nüfusa oranlı mahkûmiyet sayıları ülkelerin birbirleriyle kıyaslanması noktasında yanıltıcı olabilmektedir. Örneğin, birbirlerine yakın “kabul edilen dava sayıları”na sahip iki ülke olan Türkiye ve Polonya’dan birincisi 228 ikincisi ise 87 mahkûmiyet almıştır. Bu durumda gerek çıplak gerekse nüfusa oranlı mahkûmiyet sayılarında Türkiye’nin durumu bariz bir şekilde daha kötüymüş gibi gözükmektedir. Hâlbuki bu durum yanıltıcıdır ve tamamen sonuçlanan dava oranlarının farklılığından kaynaklanmaktadır. 2010 yılı için Türkiye hakkında sonuçlanan dava sayısının (501) kabul edilen dava sayısına (5821) oranı %8,6 iken bu oran Polonya için sadece %1,9 (108/5777) idi. Davalardaki mahkûmiyetle sonuçlanma oranlarının çok değişmeyeceğini varsayarak bir hesaplama (extrapolasyon) yaparsak, hakkındaki davaların %1,9’u sonuçlandığında Polonya 108 mahkûmiyet almışsa, bu davaların %8,6’sı sonuçlandığında mahkûmiyet sayısının 480 civarında olmasını bekleyebiliriz. Bu durumda da Polonya hem çıplak hem de nüfusa oranlı mahkûmiyet sayılarında Türkiye’yi bir hayli geçmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin G ve H sütunlarında Polonya’ya kıyasen daha kötü bir tablo çizmesi tamamen AİHM’nin Türkiye hakkındaki davalara daha fazla ağırlık vermesinden kaynaklanmaktadır. Eğer AİHM her ülkenin davalarına eşit oranda ağırlık verse idi böyle bir sonuçla karşılaşılmayacaktı.

Tablo’daki I sütunu ülkelerin sonuçlanan dava oranlarındaki farklılıklar göze alınarak yeniden hesaplanan (ağırlıklı) nüfusa oranlı mahkûmiyet sayılarını vermektedir. Tüm ülkelerin genelinde 2010 yılında sonuçlanan davaların kabul edilen davalara oranı %0 ile %18,8 arasında değişmektedir ve 47 ülke için de ortalama %4,3’tür. Hesaplamada Türkiye hakkındaki davaların 2010 yılı için sonuçlanma oranı (%8,6) esas alınmış ve diğer ülkeler için de “sonuçlanan dava oranı %8,6 olsaydı nüfusa oranla mahkûmiyet sayısı ne olurdu?” sorusunun cevabı hesaplanmıştır. Tabloda da görüldüğü üzere Türkiye’nin ağırlıklı nüfusa oranla mahkûmiyet sayısı 29 ülkeden daha düşüktür ve 47 ülke ortalamasının (0,032) altındadır. Yani ülkelerin nüfus ve sonuçlanan dava oranları aralarındaki farklılıkları göz önüne aldığımızda, AİHM’nin mahkûmiyet kararları açısından Türk yüksek yargısının performansı Avrupa ortalamasına yakın bir düzeydedir.

Sonuç olarak, AİHM’nin dava ve mahkûmiyet istatistikleri doğru olarak okunduğunda, Türk yüksek yargısının Avrupa standartlarında kötü değil vasat bir performans sergilediği görülmektedir. Bu yüzden “Avrupa’da mübaşir olamazlar” ve “utanç tablosu” türünden ifadelerinin gerçekle bağdaşmayan ve insafsız ifadeler olduklarını düşünüyorum. Futbolcusunun profesyonelliğinden akademisyeninin üretkenliğine, pazarcısının dürüstlüğünden siyasetçisinin özgürlük anlayışına, Avrupa standartlarında vasat bir tablo çizen bir ülkenin yüksek yargıçlarının vasat performansının “utanç tablosu” olarak yansıtılması acımasız bir çifte standarttır. Tabii ki bu durum Türk yüksek yargısının reforma ihtiyacı olmadığı manasına gelmez. 367 kararı ve Pınar Selek’in mahkûmiyeti gibi kararlara imza atmış bir yüksek yargının ciddi bir reforma ihtiyacı olduğu aşikârdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s